Hepsi Miras Ama
13 / 7 / 2008 Pazar tarihinde Erol Güldiken tarafından eklendi, 127 kez okundu...
“Kültürel miras deyince bir anda, milli ve manevi değerlerimizle ilgili çok şey gelir akla. Sürekli gördüğümüz ya da yaşadığımız ve yaşarken de farkında olduğumuz şeyler ki, sanat eserlerimizden geleneklerimize göreneklerimize, kılık kıyafetlerimize varana kadar çok şey… Bir de dil kültürümüzde olan miraslar var ki, çok zaman farkında olmad...” Okuyucu Puanı ;
Hepsi Miras AmaKültürel miras deyince bir anda, milli ve manevi değerlerimizle ilgili çok şey gelir akla. Sürekli gördüğümüz ya da yaşadığımız ve yaşarken de farkında olduğumuz şeyler ki, sanat eserlerimizden geleneklerimize göreneklerimize, kılık kıyafetlerimize varana kadar çok şey… Bir de dil kültürümüzde olan miraslar var ki, çok zaman farkında olmadan kullanırız da, bazı şeyler bir anda dikkatinizi çekmeye başlar ya hani. Öyle bir şey işte. Aslında konuyu bir yerlere getireceğim de nedense biraz fazla ilgimi çektiği için kısaca değinerek bununla giriş yapmak istedim. Hep aklıma takılmıştır, biz niye yemin etmeyiz de “and içeriz” diye. Yemin’in neresi içilir ki? Zaman zaman eski Türk devletlerini anlatan filmlerde ilgili sahnelere rastlasam da işin tarihsel gerçekliğini Prof. Dr. Bahaeddin Ögel`in Türk kültürünün gelişme çağları adlı kitabında okuyunca daha bir ilgimi çekti. Şöyle yazıyor: "[Hun İmparatoru ] Mete`nin oğlu, Yüeçi Kralını öldürdükten sonra onun kafatasından bir şarap kasesi yaptırmıştı. Büyük yeminler ve devletler arası andlaşmalar, bu altınlanmış kafatasından, hep birlikte şarap veya kımız içmekle yapılırdı. Çok sonraları, yani 44 yılında bile bir andlaşmaya oturan Hun Hakanı, Çin elçilerine aynı tastan şarap içirmişti. Göktürk devletinin kurucusu Bumin Kağan`da, büyük düşmanı Avar hükümdarının başından böyle bir "and kasesi" yaptırmıştı. /..../ Belki bugün okuyucularımıza bu eski Türk adetleri biraz garip gelecektir fakat şimdi bile biz "yemin etme" yerine "and içme" demekteyiz. " Bu da demektir ki, o günün şartlarına göre uygulanan bir adetle kafa tasından şarap içmesek de, aynı kültürün modernleşmiş uzantısı olarak "and içme" sözünü günümüze kadar getirip kullanmaktayız. Bu bir kültürel mirastır. Ama keşke bugün yok ettiğimiz ya da yok olmaya yüz tutmuş olan nice güzel kültürel miraslarımıza da sahip çıkabilseydik. Sadece bir örnek bile yeter. Her bayram neredeyse koro halinde söylenen bir söz vardır bilirsiniz: “Nerede o eski bayramlar?” Konuyu fazla açmama gerek yok. Siz biliyorsunuz zaten bayramların neden eski tadının kalmadığını… Ama yine de o bayram geleneğini sürdürmek yerine “bayram tatili” bahanesiyle çok kişi evden kaçmayı ihmal etmez. Vs. Vs… Dedim ya, konuları açmaya gerek yok. Herkes biliyor zaten neyi ne kadar yaşadığını ve yaşattığını. Bu konularda daha önce bir kaç makale yazmıştım. Aslında bu konularda kim bilir ne kadar çok yazı yazıldı. Bu yüzden bu yazımda tekrara girmek istemiyorum ancak, ben burada bir başka miras, tarihsel miraslar ile ilgili bir anekdot nakletmek istiyorum. Çünkü onlara sahip çıkmak ta, geçmişi aydınlatmak ve o günlerden günümüze uzanan medeniyet kalıntılarını sonraki nesillere aktarmak açısından çok önemlidir. Ama maalesef bazen öyle şeyler yaşanıyor ki insanın aklı duruyor. Bu da onlardan biri. Tarih ve Medeniyet dergisi sayı,11’de Nezih Uzel’e ait, yıllar önce okuduğum “tapınak kaçıran turist” başlıklı bu yazıyı çok ilginç ve ibret verici bulduğum için sizlerle paylaşmak istedim. TAPINAK KAÇIRAN TURİST Türk Hava Yollarının İzmir’den gelen uçağı Yeşilköy’e inmek üzereydi. Yolcular kemerlerini bağladılar. İçlerinden biri dalgındı, yapılan ikazları duymuyordu, başka bir işle uğraşıyordu. Hostes yolcuya yaklaştı. 12 Kemeriniz lütfen Dalgın yolcu yine duymadı. Elindeki madeni paraları sayıyor, evirip çeviriyordu. Dikkatli hostes bunların bilinen cinsten paralar olmadıklarını anladı. Uçak alana inmişti. Yolcular çıkış kapılarına yöneldiler. En arkada yürüyen dalgın yolcunun omzuna bir el dokundu: 13 Hüviyetiniz? Polis, rengi sararan uzun boylu sarışın adamın elinden pasaportunu hızla çekti. İsim fazla bir şey ifade etmiyordu. Önemli olan hostesin verdiği bilgiydi. Kırk beş yaşlarındaki adamı hava alanının Emniyet Amirliğine götürdüler. Halinde bir acaiplik vardı. Sorulan sorulardan hiç birine cevap vermiyor, etrafa donuk gözlerle bakıyordu. Sağa sola telefonlar edildi, neticede karar verildi. Yabancıyı, yanına bir memur takıp Emniyet Müdürlüğüne gönderdiler. Alakalı kısma çıkıldı. Çantalar, torbalar açıldı. Adam polislerin yaptıkları aramalara itiraz ediyordu. Fakat sonunda çaresiz kaldı. Masaların üzerine bir takım eski paralar ve kabartma savaşçı şekilleri, at ve araba figürleri bulunan toprak plakalar yayıldı. Bunların ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini kimse bilemiyordu. Müzeye telefon edildi, vaziyet anlatıldı ve bir uzman gönderilmesi istendi. Gelen uzman bu tip olayların ne anlam taşıdığını iyi bilenlerdendi. O hafta İstanbul arkeoloji müzeleri, sanat tarihinde, elinden alınanın ismi ile anılacak, 666 adet çok kıymetli paradan oluşan “Hecht definesi” ni kayıtlarına geçirdiler. Hecht’in eşyaları arasında, M.Ö. 6. yüzyılın başlarına ait bir Frig mabedinin parçaları da bulunuyordu. Polis, Hecht hakkında hiçbir işlem yapmadı. “Turisttir, bırakın…” dedi. İtalyan hükümetinin kararı ile 1963’te, yirmi dört saat içinde, hudut harici edilecek olan, kırk beş yaşlarında, bütün Avrupa’nın tanıdığı, milletler arası antika kaçakçısı Robert Emanuel Hecht, Türk makamlarının dikkatsizliği ile 16 Temmuz 1962 günü çalışmalarında serbestlik kazanıyordu. Hecht, bu avantajı kullanmasını bildi. MÜZAYEDE İLE SATIŞ Londra’da Bond sokağında, sanat eserleri mezatçısı meşhur Sotheby şirketinin şubat ve Temmuz 1964 tarihli satış kataloglarına göz atanlar merakla irkildiler. Dünya sanat çevreleri, nadir rastlanan bir olay karşısında bulunuyorlardı. Bildirilen tarihte bir mabet satılacaktı. Kataloglarda, bu mabedin Anadolu Frig medeniyetine ait olduğu, M.Ö.6. yüzyılın başlarında inşa edildiği, Burdur’un Döğer köyünde bulunup Londra’ya getirildiği ve Robert Emanuel Hecht kanalı ile elde edildiği açıklanıyordu. 16 Temmuz 1962 günü, İstanbul emniyetinde “turist” olduğu anlaşılarak salıverilen Hecht’in Burdur’un Döğer köyünden getirdiği Frig mabedi, Londra’da yapılan iki satışla yeni sahiplerin buldu, parçalara ayrılarak çeşitli yerlere yollandı. Şubat 1964’te müzayedede mabede ait 14, temmuz 1964’teki müzayedede ise 12 parça Birmingham müzesine gitti. 5 parça Stockholm’e taşındı. Diğer parçalar antika koleksiyoncuları arasında pay edildi. Kapanın elinde kaldı, yağmalandı. Frig mabedinden Türk müzelerine intikal edebilen, sadece polisin Hecht’in elinden aldığı tek bir parçaydı. Bugün arkeoloji müzemizde bulunuyor. Dünya antika koleksiyoncularının yakından tanıdığı ve kendisine çok şey borçlu oldukları American Academy in Rome’un eski talebesi Hecht hakkında lazım gelen bilgiler o tarihte elde edilmiş olsaydı, eserin kaçırılması mutlak surette önlenecekti. Zira Hecht, yakalandığı sırada, mabedi yeni taşımaya başlamış bulunuyordu. Bu işi iki yılda tamamladı. OLAYI YUNANLILAR AÇIKLADI …… İlim çevreleri, 1965 yılının son aylarında Atina’daki İngiliz arkeoloji mektebinin neşrettiği raporlardan olayı öğrendiler. Bu belgelerde yer alan Nicholas Thomas imzalı bir yazı, her şeyi açığa çıkardı. Yazıyı tamamlayan kroki, restitusyon ve resimler Döğer Frig mabedi hakkında etraflı bilgi veriyordu. Burada parçaların nasıl elde edildiği, Türkiye’den ne şekilde ve kimin vasıtasıyla çıkarıldığı, nerede kaça satılıp nerelere gittiği gözler önüne seriliyordu. Dünya antika kaçakçılığı tarihinde bir örneği daha bulunmayan bu “tapınak kaçırıp satma” olayının kahramanı Robert Emanuel Hecht’in bugün yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor. Asıl uzmanlığı nümizmatik olan Hecht, böylesine akıl almaz bir işin yeryüzünde belki de tek faili ve sevgili Türkiyemiz de böyle bir olayın yaşandığı tek ülke olarak kalacaktır.
Tavsiye Et :
Müslime Uğuz Öngeli yazıyı tebrik etti...
Nesrin Göçtürk Kaya yazıyı tebrik etti...
Muzaffer Akçay yazıyı tebrik etti...
Ağustos
25
Ağustos
24
Bir Gencin Yaşamını Değiştirebilirsiniz
• Nesrin Göçtürk Kaya • Toplumsal Makaleler • 97 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ağustos
18
Ağustos
17
Filika Sahiplerine Öneri
• Ertuğrul Erdoğan • Toplumsal Makaleler • 145 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Ağustos
12
Teröre Lanet Şehitlere Rahmet
• Murat Akdeniz • Toplumsal Makaleler • 120 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Ağustos
5
Ağustos
3
Temmuz
27
Yalnızlar Rıhtımında Karanlıklardan Sabaha
• Erol Güldiken • Hayata Dair Denemeler • 90 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
21
Temmuz
13
Mart
11
Nisan
18
Şubat
23
Kasım
17
Yakamoz (gerçek Bir Hikaye)
• Erol Güldiken • Yaşamdan Hikayeler • 962 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mayıs
12 |
![]() |
|
||||||||||||||