Herkesin Bayramı…Herkesin Bayramı…Adı üzerinde, bayram… Bayram, her insanın içini ısıtıp, umutlandıran güzel bir kavram… Küçüğüyle büyüğüyle herkesi belli-belirsiz sevinçlerle kuşatırken, insanlara adını veren bayram…Bir yenisi geldi… Bir gün de değil, tam üç gün, üç gece. Büyükler unutulmayıp ellerinden, küçükler gözlerinden-yanaklarından öpülürken, özellikle de cepleri harçlıklarla dolarken sevinip, daha mutlu olacaklar kuşkusuz. İnsanlar daha sabırlı ve hoşgörülü, büyükler mutlu, küçükler herkesten mutlu. Ortadakiler, iki mutluluk arasında koşturacaklar. Tatlı yorgunluklar arasında bayram onları kucaklarken, onlar da bayramı yaşayacaklar, olabildiğince. Peki, ya sonra? Dördüncü gün sevinçler uzaklaşıp, mutluluklar görünmez mi olacak? Olacak mı? Olmalı mı? Ne yazık ki tam da bugünlerde, farklı nedenlerle mutlu olmak bir yana, sevinemeyecek insanlar, insanlarımız da var. Üstelik sayıları bilinmiyor bile. Bayram onlardan, onlar bayramla özdeş tüm kavramlardan uzak. Onlar da yaşayacak bayramı, belki de bayram olduğunu düşünemeyip, hissedemeden. Amacım, bayram yakınken, az ya da çok neşelenmeye çalışanların keyiflerini kaçırmak değil elbette. Aksine, “bayramlarla gelebilen az, ya da çok sevinçli saatler ve günler, tüm yaşamlara yayılabilir mi acaba?” sorusuna bir yanıt aramak. Ararken, yazarak düşünmek… Kim bilir! Belki bir yanıt bulabilirim, bulabiliriz, birlikte. Geniş aile ülkemiz insanlarının bir arada, daha insanca yaşayabilmesine doğru bir adım atabiliriz, belki. Sizleri bilemem, ama ben genel olarak; “huzurlu insan yapar, huzursuz insan bozar” düşüncesinin doğru olduğunu düşünüyorum. İnsanca yaşam koşullarını sağlayabilmiş, sağlanmış insanların huzursuzlukların ardından koşacağını düşünmek tuhaftır. Buna rağmen huzursuzlukları yaşam biçimi olarak seçmiş insanlar da vardır ve onlar tuhaftan da tuhaf, özel örneklerdir. Onlar ne yazıktır ki, koşullar ne olursa olsun var olmaktadırlar. Bu “olmazsa daha iyi olur” özellikleri nedeniyle de, bu yazının konusu değiller. Tuhaflıklar bu tür insanların varlıklarıyla sınırlı da değil. Diğer insanların yaşamlarını, özellikle olumsuz etkilememesi için var olan önlemlerin bazıları da, tuhaf olmaktan uzak değil. Örneğin; ekmek çalan(!) insanla, bankayı dolandıran insanın aynı ana başlık altındaki bir suçun suçlusu olduğunu düşünmüyor, dahası inanmıyorum, kendi adıma. Bir de, neredeyse aynı yasalarla yargılanmasının, adalet adına, adaletsizlik olduğunu düşünüyorum. Hani bu toprakların insanları, yalnız belli günlerde de değil, ekmeğini bile paylaşırdı. Şimdi ne oldu da unuttuk, genel olarak paylaşmayı? Bırakın paylaşmayı, ancak açlığını giderebilecek bir dilim ekmeği olan insanların ekmeğine göz dikenlerin sayısı, neden her geçen gün çoğalıyor? Yoksa, bana mı öyle geliyor? Bu düşünceler benim kötümserliğim mi? Keşke öyle olsaydı. Kötümserlik yalnız beni etkilerdi, sonuç olarak. Geniş anlamda çevremize biraz kulak kabartıp baktığımızda, duyup gördüklerimiz iç açıcı mı? Olması gerektiği gibi mi? Durup dururken hak etmeyenlere, var olanların dağıtılmasından söz etmiyorum elbette. Benzer biçimde, asalak yaşamayı kurnazlık ve benzeri başlıklar altında sürdürenler de söz konusu değil. Gerçek mazlumla, duygu sömürülerinin ardına saklananlar da karışmamalı birbirine. Ama hemen her geçen gün yoksun ve yoksul insanlarımızın sayısının artması; bir dengesizlik olduğunu, bir yerlerde bir şeylerin eksik, ya da yanlış olduğunu düşündürmüyor mu? Olması gerekenlerin, gerektiği gibi olmadığını göstermiyor mu? Yaşam dengeleri bir kez bozulmuşken; “bayram sevinçleri bile bazı insanlara özel olmaya başladı” düşünce ve görüntüleri hoş mudur? Herhalde bayramlar da özelleşip, bazı insanlara özel olmayacaktır; yaşam pratiğinde öyle yaşanıyor görünse de… Dilimizdeki acı ama güzel bir söz geliyor aklıma: “Göz mideden büyüktür.” Mide hemen doyarken, bazı gözler bir türlü doymuyor, doyamıyor. “Dünya benim için dönmüyor, Güneş benim için doğmuyor. Dünya dönmesi gerektiği için dönerken, Güneş doğması gerektiği için doğuyor” sözü, paylaşma isteklerinin daha istekli olmasına, biraz olsun yardımcı olabilir mi, acaba? “hikayeler.net” Ailesi’ne, gönlünce huzurlu, mutlu bir bayram ve güzel günler diliyorum. Sevgiler, saygılarımla.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Sevdanın Adı Lacivert Geçmişte Bildiğiniz Aslında Mavi`ydi Düşlediğiniz
• Dila Emral Aydın • Hayata Dair Denemeler • 15 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
4
Terk Edilen Sizsiniz!!!
• Dila Emral Aydın • Hayata Dair Denemeler • 23 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
4
Kurtuluş Savaşı Öncesi Esnası ve Sonrası Duruma Kısa Bir Bakış 22
• Bayram Kaya • Hayata Dair Denemeler • 4 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
17
Aralık
11
Kasım
10
Eylül
19
Ağustos
26
Aralık
11
Temmuz
15
Eylül
7
Kasım
8
Haziran
7 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||