Hırsız (123)
Reun şehrinde Su henüz doğmaktaydı. Şehrin bilginleri tarafından `Su` adı verilen son derece parlak yıldız, bir diğer parlak yıldıza; gezegeni mavi ışığıyla aydınlatan Taru`ya; ben de burdayım dercesine kırmızı ışıklarını saçıyordu. Oluşan renk cümbüşü sırasında Reun şehrinin neresinde olursanız olun, şehir muazzam bir manzara cenneti oluyordu. Gökyüzüne hakim olan eflatun rengin yanısıra, yeşil ve sarı ışık demetleri birbirleriyle çarpışıyor görünümü veriyordu. Reun gezegende görülmesi gereken bir yerdi.
Timom hergün bu vakti Reun`un meşhur tepesi Kzardu`da meditasyon yaparak geçiriyordu. Şehrin en ünlü hırsızı bütün becerisini bu meditasyonlarda zihnini boşaltarak geliştiriyordu. Yalnızdı ve kimseye güvenmemesi gerektiğini öğrenmişti yaşamında. Yaşının genç olmasına rağmen eşsiz becerileriyle diğer yaşlı, deneyimli ve güçlü hırsızlar içinde sivrilmişti. Sessiz ve gözleri kapalı bir şekilde yerde oturuyordu. Gözleri kapalı olmasına rağmen şehrin bütün güzelliğini görüyormuşcasına mutlu ve huzurlu görünüyordu. 100 metre öteden gelen bir kalp atışı sesi Timom`u rahatsız etti. Saçlarını eliyle geriye doğru atarken diğer eliyle de hançerini çekti. Hislerine bakılırsa bu gelen tanıdık değildi.
Şehir yine bir bahar ticaret bayramı ertesi gününe uyanmaktaydı. Ticaret gemileri havada usul usul sallanırken yere bağlı olan halatlardan gelen gacır gucur sesler son derece rahatsız ediciydi.
Tacir kaptanlar bütün mallarını günler öncesinden taşımıştı gemilerine ve şimdi son hazırlıklar yapılıyordu. Doria gemisinin kaptanı da heyecanlıydı tıpkı diğer kaptanlar gibi...Kaptan Consec bu senede görkemli gemisi Doria`yı diyarlardan diyarlara götürecek ve mallarını diyarlardaki halklara güzel bir fiyata satacaktı. Bu sene üretim beklediğinden de fazlaydı ve savaş araçları da çok kaliteliydi. Tılsımlı kılıçlar, efsunlu savaş zırhları ve daha niceleri geminin deposunda alıcılarını bekliyordu. Maceracı kaptan, tayfalarına seslendi.
-Bugün büyük gün! Uzun bir süredir bu gün için hazırlandık ve şimdi yol alma zamanı!
Tayfalardan sevinç çığlıkları yükseliyordu.
Timom gelen yabancıyı büyük bir soğukkanlılıkla bekledi. Hiç yerinden kıpırdamadı. Gelen yabancının bir kadın olduğunu anlıyordu, zayıf bir kadındı bu. Duyduğu seslere göre kadında bir kısa kılıç, bir kaç parşömen, biraz altın, altından daha az gümüş ve bir de değerli taşların olduğu kesecik bulunuyordu.Başka şeyler de vardı tabi ki fakat Timom için önemsiz şeylerdi. Dudaklarına hafifçe bir gülümseme yayıldı. Kadın yavaşlamıştı, Timom`a çok yakındı. Timom kendine güvenir bi şekilde konuştu.
-O elindeki silahı kaç değişik biçimde sana saplayacağımı öğrenmek istermisin?
-Böyle bir şeyin imkansız olması yüzünden bu soruya cevap vermiyorum bile.
Timom dahada gülümsedi, gözlerini açtı, hafifçe oturduğu yerden kalktı ve sordu:
-Kimsin sen ve benden ne istiyorsun?
-Size sadece şunu söylemem emredildi -emredildi derken yüzünü buruşturmuştu- güzeller güzeli Doria gemisinin saygı değer kaptanı Consec, sizi büyük yolculuk için gemisine davet etti ve sizinle diyarlarda dolaşmak istediğini söyledi.
Düşünmesi 2 saniye bile sürmeyen Timom cevabını verirken sesini yükseltmişti.
-Söyle ona onunla asla gelmeyeceğim. Ona hiç bir zaman güvenmem ve onun gemisine hiç bir zaman binmem.
Kadın tehditkar bir sesle;
-Son kararınız mı? diye sorunca Timom karşı koyulamayacak bir hızla elini kadının boğazına yapıştırdı.
-Git ve ona söyle bu tehditleri ona kendi ellerimle yediririm.
-Timom kadını itti, kadın düşecek gibi oldu ama toparladı ve Timom`dan, bu ünlü hırsızdan uzaklaşmaya başladı.
-Timom hislerine güvenmeyi öğrenmişti. Sol elini açtığında keseciği gördü ve içinden gelen seslere göre bu, çok değerli taşların olduğu bir kesecikti. Keseciği açmaya davrandı ama tedbirli davranmalıydı, önce cebinden bir taş çıkardı. Siyah taş keseciğe doğru yaklaştığında, rengi kırmızıya döndü. Timom büyülü sözleri söyleyerek keseciğin sihir kilidini açtı. Eğer keseciği açsaydı zehirlenip ölecekti. Sihir bu işe yarıyordu. Sihirli sözleri söyledikten sonra taşı yine keseciğe yaklaştırdı. Taş bu tip şeylerde çok işine yarıyordu. Keselerin, sandıkların, kapıların ve gizli geçitlerin üzerinde sihirli kilitlerin olup olmadığını gösteriyordu. Taş yine kırmızıya döndü. Timom ardarda iki Zio-kilit-büyüsü yapılmış olduğunu anladı ki bu beklediği bir şeydi, böyle değerli şeylerin sihirlerle korunması gerekirdi. Güçlü sihirlerle. Sonra taşı 3 defa daha yaklaştırdı, üçünde de sihir yapılmış olduğunu gördü ve hepsinde de sihir kilidini bozmayı başardı. Kesecik Timom`un siniri bozmaya başlamıştı. Sonrasında taşı yaklaştırdığında taş maviye döndü, artık kilit yoktu. Timom hemen keseciği açtı ve açmasıyla gözlerinin kararması aynı zamanda yere düşmesi bir oldu. Bir sihir daha vardı ve bu sihir, bu taşla görünmüyordu. Bu çok farklıydı, Timom gerçekten güçlü bir hırsızdı ama onu bile şaşırtacak bu sihri merak etti. Vücudu felç olmuştu ama gözlerini oynatabiliyordu. Sonrasında kadını gördü. Kadın Timom`un elindeki keseciği aldı ve ucunu bağladı. Kararlı ve alaycı bir ses tonuyla;
-`Son kararın mı demiştim` dedi.
Gemiler yavaşça halatlarını çözdüler ve usulca gökyüzüne doğru süzüldüler. Kurallarla belirlenmiş olan yüksekliğe varınca hepsi bir ağızdan marşlar söyleyerek dağılmaya başladılar. Doria`nın kaptanı gülümsüyordu, bir yolculuk ve macera daha başlıyordu.
Gözlerini açtığında karanlık bir yerdeyde olduğunu farketti Timom, başı dönüyordu ve vücudunu hala kıpırdatamıyordu. Yukarlarda bir yerde, bir kapı açıldı ve açılan kapaktan dışarısını gördü, ünlü hırsız. Mor ve yeşil gökyüzü onu selamlarken bir adamın yemek getirmek için aşağıya indiğini anladı.
Bir çok sesten şu an uçmakta olan bir gemide olduğunu farketti....
ŞEHİRDE TEK BAŞINA BİR ÇOCUK…
Büyülü bir şehirde,
Kalbine doğru gelen bir oku,
Ancak öldüğünde fark edersin.
Neden bilmiyorum ama,
Ancak ok saplandığında,
Hayatı hissetmeye başlarsın…
Hayat benim için her zaman güvensiz, tehlikeli ve pislik dolu bir yer değildi. Yaşamımın onuncu yılına kadar ben de diğer çocuklar gibi neşeli, oyunbaz ve iyimser bir çocuktum. Ardı ardına gelen kıtlık ve ürünlerin heba olması sonrasında annemle babam arasında çıkan bir tartışmanın, ikisinin de ölümüyle sonuçlanacağını kimse tahmin edemezdi kuşkusuz. Köyümüzde sahip olduğumuz çiftlikte ben ve abim Rico tek başımıza kalmıştık.
1 yıl dayanabildik, annem ve babamla olan anılarımız, acılara, hüzünlere, hıçkırık ve gözyaşlarına dönüştükten sonra. Köyümüzden dışarı çıkmalıydık, çünkü akıl sınırlarımız son derece yıpranmıştı ve böyle devam ederse eğer; birkaç ölüm daha yaşanabilirdi köyümüzde. Bu yüzden abimle ikimiz, köyümüze en yakın olan, meşhur ticaret şehri Reun’a gitmek için yola çıktık. Gayet normal geçen yolculuğumuz sonunda bize karşı tamamen yabancı olan bu şehir bizi kabullenmede epey zorlandı. Reun’da hayat çok zorluydu. Hiç kimse, bize ne iş, ne de kalacak bir yer verdi. Günlerce sokakta aç gezen çocuklara karıştık ve onlarla ölümün sokaklarda gezdiği bu şehri paylaştık.
Bir gün Reun’un ıssız sokaklarından birinden geçerken Büyük Hırsız Loncalarından ikisinin kavgasına şahit olduk. Karanlık her yere hakimdi ve bir hançerin, bir hançerle çarpışma sesi ancak çok dikkatlice dinlendiğinde anlaşılıyordu. Ve ben o gün abimin, o karanlığa çekildiğini ve o karanlığa düştüğünü gördüm. Uzun bir süre abimden haber alamadım. Tek başıma bu büyük şehirde kalakalmıştım…
Açlık ve halsizlik bedenimi kavuruyordu. Ve sonunda hayatımın seyrini değiştirecek bir şeyi yaptım. Önümdeki manavın, bağrışlarla meyve satma kaygısı, beni zerre ilgilendirmiyordu o an. Bir elmaya odaklanmıştım, hızlı ve sessiz bir şekilde elmayı aldım. Satıcının gözlerini kontrol ettim, hiç bir şeyin farkında değildi. Yemeğimi avucumda tutarken ve ıssız sokaklara koşarken sevinçliydim. Nihayet yiyecek bir şeyler bulabilmiştim. O gün o elmayı ne kadar hızlı yediğimi anlatamam. Hayatta kalmam için gereken bir şeyi yapmıştım. Suçlu olamazdım…
Hayatımın seyrini değiştirecek ikinci şey ise hemen sonraki gün oldu…
Timom yine pazardaydı. Guruldayan midesi ve açlık yine baskın çıkmıştı. Yine bir manavı gözleriyle aradı. Yaşlı ve her an ölmek üzereymiş gibi duran bir manavın tezgâhına yaklaştı.
—Ah sen de çok inatçı çıktın ama. Yaşlı bir kadın elindeki bastonla tezgâha vuruyordu.
—İstediğin fiyata veremem bunu. Yaşlı adam bağırıyordu.
İşte tam o an diye düşündü, dikkatler başka yerdeydi. Hemen davranmalıydı. Manava iyice yaklaştı, sonra bir elini hızlıca kırmızı güzel bir elmaya uzattı. O an dikkatini bir şey çekti.
Adama baktı. Adam ona bakıyordu. Yakalanmıştı. Olmamalıydı bu. Onu dövecekler, tartaklayacaklar, yumruklayacaklardı; belki de öldürürlerdi. Boş midesi bulanmaya başlamıştı. Başı dönüyordu, kalp atışları çok hızlıydı. Gözlerini sıkıca kapadı, biraz bekledi, kaderine yenilmişti. Ama bir şeyler garipti, hiçbir ses duymadı, hiçbir hareket yoktu. Gözlerini açtı ve şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi oldu. Herkes donup kalmıştı Zaman durmuş gibiydi. Adam çatık kaşıyla ona bakmaktaydı hala. Yaşlı kadın bastonunu havaya kaldırmış, bir hamle daha yapmak üzereydi. Yukarıda kuşlar kanatlarını açmış ve havada öylece asılı kalmışlardı.
Timom daha da heyecanlandı, neler oluyordu böyle. Hiçbir açıklama getiremiyordu bu duruma. Kendini de hareket ettiremediğini fark etti sonra. Çıldıracak gibi oldu. İlerde bir evin kapısına gözü kaydı sonra gözleri hafifçe kapandı.
Gözlerini açtığında bulunduğu yer çok garipti. Bembeyaz bir yerdi burası, başka hiçbir şey yoktu. Sanki her yere çok fazla kar yağmış gibiydi. ‘Öldüm mü acaba?’ diye kendine sordu. Bütün heyecanı mantıksız bir şekilde kesilmişti, midesi bulanmıyor, başı dönmüyordu. Çok garip hissediyordu o sırada. Sonrasında ileride bir siyah nokta gördü. Ona doğru yürümeye başladı. Neler oluyordu böyle?
2 gün geçmişti, açlık ve yorgunluk had safhadaydı. Hala yürüyordu. Zaman zaman vazgeçip, umudunu kaybedip durmuştu. Bazen de yorulup yatmıştı. Ama şimdi yürüyordu. Vazgeçemezdi, o siyah noktacık onun hayat amacı olmuştu. Ona doğru hızla ilerliyordu ama siyah nokta hiç yaklaşmıyordu ki…
—Hayır, bu yoldan vazgeçmeyeceğim! Gerekirse ölürüm! Diye haykırdı beyazlığa. Beyazlıktan hiçbir cevap gelmedi tabiî ki. Sonra yine garip bir duygu ve iki adım sonrasında siyah nokta bir anda karşısındaydı. Bu bir tüneldi, simsiyah, eski taşlardan yapılmış kasvetli bir tünel...
Tünele girdi, yine yürüyordu. Beyazlık arkada kalmıştı, artık bir nokta gibi görünüyordu. Karanlık, hiçbir şey göremeyecek kadar olunca Timom köylerine yolu düşen yaşlı bir büyücüden öğrendiği eski çocuk sihirlerinden birini yaptı. Parmağı alev aldı ama bu alev zararsızdı. Sadece karanlıktan korkan çocuklar için yapılmış eski bir sihirdi. Etrafına baktı, eski siyah taşlar üzerine değişik şekiller işlenmiş duvarları olan bir tünelde yürümekteydi. Sonrasında tünelin çıkışı hemen geldi.
Tünelden çıktığında yaşadığı şoktan bayılacak gibi oldu. Böyle güzel bir yer gezegenin hiçbir yerinde olamazdı. Rengârenk ağaçlar, çiçekler ve gökyüzü. Berrak suların aktığı bir ırmak geçiyordu tam yanından. Hayranlıkla gülümsedi Timom. Sonrasında yine yürümeye başladı Türlü hayvanlar vardı, türlü renklerde ve her yerdelerdi. Kuşlar, geyikler, atlar ve daha nicesi… Sonra bir kapı gördü yolunu üstünde. Sadece bir kapı ve bağlı olduğu duvar vardı. Kapıya yaklaştı ve arkasına baktı, hiçbir şey yoktu. Sonra açmak için hareket etti. Kapının kolunu açtı ve araladı…
Artık bir evdeydi hemen arkasında olan kapıyı yine açmak için harekete geçti. Kapı açıldı ve bu sefer Reun’un bir sokağında olduğunu gördü. Bu sokak 2 gün önce elma çalarken yakalandığı manavın sokağıydı ve manav ordaydı.
—Hey çocuk sen napıy… Bir baston tezgâha iniverdi.
—Sen kime sesleniyorsun be?
—Tezgâhımın hemen yanında bir çocuk gördüğümü sandım.
—Sen iyice bunamaya başladın galiba. Hadi ver şu armutları 10 Tor’a…
Yeteneğimi keşfettikten sonra her şey daha bir farklı hal aldı. İstediğim yere gidip istediğim şeyi alabiliyordum ve bu son derece iyi bir şeydi fakat o gün dikkat etmediğim bir şey, yaptığım ışınlanma olayının biri tarafından fark edilmiş olmasıydı. O kişi Akbabalar loncasının başkanıydı ve marifetimi gördüğü zaman çok etkilenmişti. Beni yanına aldı. Bildiği ustalıkları öğretti ve beni gerçek anlamda bir hırsız yaptı. Öldüğü gün onun yerine Akbabalar loncasının başına geçtim. Herkes tarafından tanındım ve birçok kişi marifetimi ve sırrımı hala bilmiyordu, sadece söylentiler dolaşıyordu etrafta. Şehirdeki rakip loncaları teker teker çökerttikten sonra bu şehrin bütün gücünü elime geçirmiştim. Fakat bu aradığım şeyi karşılamıyordu. Anlamıştım ki ben ne gücü, ne de parayı istiyordum. Loncadan çıktım ve tek başıma yürümeye başladım. Aradığım şey neydi biliyor musunuz? Aradığım şey, ışınlanmadan önce uğradığım astral düzlemdeki o beyaz yerde hissettiğim şeydi. Aradığım şey huzurdu…..
Timom elleri sıkıca bağlı, kıpırdamadan duruyordu depoda. Gözlerini kapadı ve yeni bir astral seyahat için gerekli konsantrasyonu sağladı…
KAPTAN CONSEC’İN SIRRI
Tayfalar arasında bağrışmalar oldu. Uçan geminin her yerinde panik hakimdi ve herkes koşuşturuyor, birini arıyorlardı.
—Kaptan! Tutsak kaçtı, nerede bilmiyoruz. Diye seslendi bir adam.Yine yapacağını yapmıştı ünlü hırsız. Ne yapacaktı şimdi? Tayfaları yönlendirdi:
—Gemideki bütün kapıları tutun! Kapılar çok önemli. Diye emrini verdi kaptan. Sorun çıkmasını istemiyordu. Anlatacağı şeyler sonrasında Timom’un
ikna olacağını düşünüyordu. Yanında bulunan kafasında kukuleta ve cüppeli elbisesiyle bir rahibe, sessiz bir şekilde konuştu:
—İsterseni…
—Hayır, Kiara senin bu işe karışmanı istemiyorum, güç toplaman gerek biliyorsun.
Sessizce kafasını salladı genç rahibe. Gücünü harcamasının gereksiz olduğunu düşünüyordu kaptan.
Astral düzlemdeki o cennet gibi yere daha önce milyarlarca kez gelmişti. Ancak kapılardan geçmek düşüncesi onu rahatsız etti. Fakat bu kez, farklı bir şey yapacaktı Timom. Yine akarsuyu geçti ve karşısında bir kapı belirdi. Kapıdan geçti, gemide, deponun kapısının önündeydi. Herkes koşuştururken o görünmezlik büyüsünün sözlerini fısıldadı fakat bu büyü kuvvetli bir büyüydü ve gücünü çok çabuk azaltıyordu. O yüzden hemen geminin yukarısındaki güvertede bir duvara baktı, büyüyü yok edecek sözleri söylerken gözlerini kapadı. Beyaz yere geldiğinde zaman zaman burada ne kadar çok kaldığını anımsadı. Düşüncelerine hapsolmuşken burada vakit geçirmeyi seviyordu. Sonra iki adım attı, tünele girdi. Bir iki adım daha attığında ise astral düzleme çıkmıştı. Biraz yürüdü ve karşısında bir duvar göründü, bu duvar tahtadandı ve aynı depo kapısının önünde görünmezken baktığı, geminin yukarısındaki tahta duvara benziyordu. Duvara yaklaştı, hançeri yoktu fakat büyü yaparak bir tane edinebilirdi. Hemen sihirli sözleri söyledi ve elinde, sapında parlak taşları olan bir hançer belirdi. Hançerle duvarda bir yuvarlak çizdi ve sonra hançeri yok etti. Büyü onun gücünü çalan bir şeydi ve lazım olduğunda kullanılmalıydı. Yuvarlak şekile eliyle bastırdığında duvarın o kısmı bir kapak gibi açıldı ve Timom oluşan delikten geçti.
Consec oradan oraya gidiyordu. Herkes ünlü hırsızı arıyordu fakat nerde olduğu hakkında kimsenin bir fikri yoktu. Geminin yukarısında güverteden geçerken bir el, boğazına yapıştı ve belindeki kılıcı çekip sırtına dayadı…
Doria’nın kaptanı Consec hemen arkasındaki ünlü hırsıza fısıldadı.
—Abine böylemi selam veriyorsun?
—Benim abim yok. Dedi sırıtarak Timom.
Tayfalardan biri kaptanın garip hareketler yaptığını fark etti. Hemen sonra bağrındı.
—Orda! İşte orda! Kaptanın arkasında! Görünmez olmuş!
Tayfalardan iri yarı bir tanesi hemen harekete geçti.
Kaptan Consec iriyarı ve kuvvetli olan adama bağırdı.
—Durun! Sakin olun! Önemli bir şey yok! Dedikten sonra tayfalar kavgaya hazır bir şekilde durup beklediler.
—Seni bu şekilde buraya getirdiğim için üzgünüm kardeşim ama böyle olmak zorundaydı. Sana anlatacağım hikâyeyi dinledikten sonra gitmekte serbestsin, ama önce bir dinlesen iyi edersin.
—Timom kaptanın kalp atış şekline ve hızına inandı. Bir insan yalan söyleyebilirdi ama kalbi yalan söyleyemezdi. Kılıcı yavaşça indirdi, görünmezlik büyüsünü kaldırdı…
Kaptanın büyük ve gösterişli odasına gittiklerinde kaptan Consec sordu:
—Beni nasıl bu kadar kolay tanıyabiliyorsun her zaman merak ettiğim bir konu Timom.
—Kardeşler abilerini tanırlar, her ne şekil ve surette olsalarda.
Sarılmışlardı, Rico gerçek haline döndüğünde.
—Tayfalarının hepsi, kandırıldığını anladığında halin çok fena olacak.
Gülümsedi Timom bunu söylerken gözü kukuletalı kadına takıldı.
—Bu kim?
—Kiara, Aluas tapınak rahibesi.
Birkaç gün önce kesesini çalmaya çalıştığı ve gizemli büyünün sahibi olan kadındı bu.
—Ee neden buradayım?
—Bak Timom, Çok önemli bir görevimiz var ve bu görevde bize yardımcı olmanı istiyoruz.
6 Kürenin hikâyesini bilirsin.
Rico haklıydı Timom birçok şey duymuştu bu altı küre hakkında, her biri farklı elementleri temsil ediyor ve farklı şehirlerde korunuyorlardı. Dünyanın dengesini sağlamak için tanrı Aluas tarafından yaratılmıştı.
—Altı kürede çalındı.
—Ne? Timom şaşırmıştı. Hepside çok yüksek güvenlikle korunuyordu ve ele geçirmek için binlerce asker bile yetmezdi.
—Beyaz küreyi Kiaranın yüksek kabiliyetleri sayesinde yeniden ele geçirdik fakat 5’i hala onların elinde.
Onlar…
Onların kim olduğunu gayet iyi biliyordu Timom. Turek adındaki şeytani varlık ve emrindeki bütün yaratık ve haydutlar. Söylentilere göre Reun’da bile harekete geçmişler. Bu kürelerin sağladıkları güçle gezegeni yaşanmaz bir yer haline getirebilirler. Fakat küreler çok güçlü ve kara büyücülerin onları kullanması için zaman gerekli. İşte bu zamanı iyi değerlendirmemiz ve o küreleri yeniden ele geçirmemiz gerekiyor. Bu yüzden senin yardımına ihtiyacım var. Senin kabiliyetlerin gerçektende çok etkileyici ve küreleri ele geçirmede çok faydalı.
Yine o sözler…
Faydalı kabiliyetler…
Eğer Timom’un kabiliyetleri olmasaydı…
Akbaba loncasının başkanı, Abisi Rico ve diğerleri…
Aklından geçen düşünceleri başından savdı. Artık ondan istenen bir yardım vardı. Belki de bu yolculuk sırasında aradığı şeyi bulabilirdi. Huzuru…
—Tamam, geliyorum.
Abisi gülümseyerek kardeşine baktı.
—Ama bana emir vereceğini zannetme!
Abisi o gün omzuna hançer saplanmış ve baygın bir şekilde, bir ateş büyücüsü tarafından kurtarılmıştı. Türlü büyü tedavisine rağmen bilinci 1 yıl boyunca açılmamıştı. Açıldığında ise hiç kimseye tanımıyordu. Belki de anne ve babasının durumu onda böyle bir ruhsal travmaya sebep olmuştu. Bir gün Timom, mücevherden yapılmış bir kolyeyi çalmak için yüksek korumalı bir eve girdiğinde büyücü korumanın abisi olduğunu görmüştü. Abisi 30 yıl boyunca büyücülük eğitimi almış ve güçlü bir büyücü haline gelmişti. Şekil değiştirme yeteneği vardı. Abisinin kendisini sonunda hatırlamasıyla her şey bir az daha iyi hale gelmişti. Rico sık sık yolculuğa çıkardı ve kendini geliştirmeye çok hevesli bir yapısı vardı.
—Seninle birini tanıştırmak istiyorum. Görevlerimizde bize yardım edeceğine inanıyorum.
Rico odaya geldiğinde yanında 12 yaşlarında bir çocuk vardı.
—Bu çocuk da kim böyle?
-Adını Nuar koyduk. Bu aslında bir çocuk değil. Farklı bir tür. Nerden geldiğini bilmiyoruz.
Çocuk başını Timom’a doğru kaldırdı ve sordu.
—Çiçekler neden koklayamazlar?
—Ne?
—Çiçekler neden koklayamazlar?
—Bu ne saçmalıyor böyle?
—Onu ilk gördüğümüzden beri bu soruyu soruyor.
Timom ‘bunu bir yerden hatırlıyorum sanki’ dedi içinden.
—Buradaki işi ne?
—Şu anda çok zararsız fakat sinirlenince vahşi (berserker) oluyor. Ve gücü görülmeye değer.
—Peki, ilk durağımız neresi?
—Hava elementinin şehrine gidiyoruz. Soarum’a…
Tayfalar arasında bağrış ve panik başladı. Kaptanın odasının dışında yine herkes koşuşturuyordu.
Rico, yine kaptan Consec olup dışarı çıktı.
—Neler oluyor yine? Diye bağrındı kaptan.
—Kaptan, bir yaratık tespit ettik buraya doğru hızla geliyor. Dedi ufak, sıska bir tayfa.
—Ne yaratığıymış bu?
—Büyük olasılıkla uçan ahtapot!
Kaptan Consec emirleri yağdırmaya başlamıştı bile. Bütün tayfalar silahlanmış, ahtapotu bekliyorlardı. Ve sonra o an geldi…
Sekiz kol bir anda gemiyi sardı. Bağırışlar daha da fazlalaştı. Kollar tarafından çekilen adamlar... Kolları kesmeye çalışan iri yarı savaşçı tayfalar… Kollar kesildikçe yerine yenisi çıkıyordu. Bir savaş veriliyordu gemide. Timom hemen harekete geçti. Büyülü okunu çağırdı önce, elinde birden bire beliren yay ve oku hemen kullanmaya başladı. Ahtapotun kafası geminin hemen yanındaydı ve Timom geminin direğine çıkıp, uygun bir atış açısı bulup okunu ateşlemeye başladı. Bir, iki, üç ve daha fazla ok, hızla ahtapotun kafasına saplandı ama bu ahtapotun daha da sinirlenmesine sebep oldu. Bir koluyla Timom’un üzerinde bulunduğu direği vurdu. Direk parçalandı ve Timom düşerken diğer bir kol onu yakaladı. Kiara Timom’un yakalandığını görünce gücünü toplamayı bırakıp sihirli sözleri hızlıca söylemeye başladı. Transa geçmişti ve şimdi Kiara’dan 10 tane daha vardı. Hepsi Farklı bir söz söyledi ve ellerinde oluşan ateş toplarını ahtapota doğru atmaya başladılar. Ateş toplarının etkisiyle ahtapot biraz çekilir gibi oldu. Bir tanesini Timom’u tutan kola isabet etmesiyle Timom serbest kaldı ve hemen transa geçti. Geminin diğer bir tarafından çıkan Timom büyülü sözleriyle oku geri yollarken büyülü hançerini çağırdı. Ok ve hançeri kendisine sihirle mühürletmişti ve ne zaman isterse çağırabiliyordu onları ve tabiî ki bu silahlar da onun gücünü azaltıyordu. Timom hançeriyle ahtapotun diğer bir koluna saldırdı. Tayfalar bir kolu koparmış olmanın coşkusuyla ahtapota daha bir şevkle saldırdılar. Onlar için normal bir yaratıktı bu.
Timom kolu kesmeye çalışırken ilerde Nuar’ı gördü. Nuar öylece duruyordu. Sonra Timom hatırladı.
—Çiçekler neden koklayamaz?
—Çünkü onlar kokularından korkarlar!
—Buldum cevabı! Diye haykırı Timom.
—Çünkü onlar kokularından korkarlar!
Kaptan Consec sordu bir kolu daha kopardıktan sonra:
—Bu daha neyin nesi?
—Bu köylerde söylenen eski bir çocuk şarkısıdır. Bu şarkı eşliğinde çiçek toplarlardı çocuklar.
Nuar baktı Timom’a ve güldü fakat gülüşü sonradan şeytani bir gülüş haline geldi. Gözleri kırmızılaştı ve sonra gemi dumanla doldu. Duman ortadan kalktığında ortada Nuar yoktu…
Ortada bir minator vardı. Bu dehşet verici sivri boynuzlu boğaya benzeyen yaratık devasa büyüklükteydi; en azından Timom’un 3 katı kadardı. Elindeki kocaman savaş baltası göz kamaştırıyordu.
Kaptan Consec gülümsedi.
—Ahtapotun işini bitir diye bağırdı Kaptan, Minator Nuar’a.
Minator kızgınlıkla baktı. Timom’a doğru bakıyordu.
Minator Timom’a doğru büyük adımlarıyla koşarken Timom’un yüzünde hiç bir korku belirtisi yoktu…
DEVAM EDECEK.....