Hırsız (bölüm 9)
KARA KÜRE NEREDE?
Suon sonunda dağın zirvesine çıkabilmişti. Karşılaşacağı her ne olursa olsun azmini korumalıydı. Tırmandığı sarp kayalıklara son kez baktı. Hulos şehri, dağın bu tarafından çok küçük gözükmekteydi. Çok zor bir şekilde büyülerini kullanmaksızın tırmanmıştı. Dağın zirvesindeki tapınakta bulabileceğini düşündüğü şeyi bulduğu zaman, herşey çok kolay olacaktı. Ama şimdi önüne çıkacak olan karanlığa karşı büyü gücünü sabit tutmalıydı. Kuşkusuz ki bu tarz şeylere büyüsünü harcaması yenilgiyi getirirdi. Yorulmuştu ama herşeyine değerdi...
Tapınak 1500 yıl önce yapılmış ve kartalların korumalığını yaptığı büyülü bir mekandı. Sanki her bir yanı canlıymış ve hareket edermişcesine insanları yanıltırdı. Bu yüzden ona `Yürüyen tapınak` adını layık görmüşlerdi. Suon etrafına bakındı fakat ne bir kartal, ne de bir rahip görebildi. Tapınağa yaklaştıkça etrafındaki çam ağaçları sıklaşıyor ve de inceliyordu. Tapınağın kapısının önüne geldiğinde ise şok oldu. Kapı açıktı ve hemen önünde birkaç rahip yerde ölü yatıyordu. Sonra içerden bir ses duydu, zihin gezgini. Yüksek sesle bir insan bağırıyordu. Ve de hırıltılar....
Hemen davranarak kapıdan içeri girdi Suon. Taş merdivenlere basarak yukarı çıkarken bir çok kişinin yerde ölü yatmakta olduğunu gördü. Kalp atışları hızlanmıştı. Böylesine korunaklı bir tapınağı kim öylece girebilirdi ki? Kartallar da ortalıkta yoktu. Bu çok garip bir durumdu. Birazdan içine gireceği savaşı düşündü. Düşmanına aman vermeksizin saldırmalıydı ama nasıl olacaktı bu? Baş rahibin odasından gelen sesleri iyice dinledi, kapının arkasında bekleyerek.
-O lanet olası şeyi bana vereceksin.
-Beni öldür istersen ama yinede veremem onu.
Bu şeyde neydi böyle? Şimdiye kadar duyduğu hiç bir sese benzemiyordu bu hırıltı. Bir anda kapının arkasında olmasına rağmen korkunun ensesinden aşağılara doğru yayıldığını farketti güçlü büyücü. Ve sonra kapıya dokunarak içeri girdi.
Karşısındaki yaratığın nasıl bir şekle sahip olduğuna karar veremedi Suon. Ama kim olduğunu anlamıştı. Bu karanlık dünyadaki Koraus`tu. Gücünü daha önceki zamanların parşömenlerinden biliyordu. Ve şimdi karşısındaydı. Ne yapacaktı? Bu onun gücünü aşardı...
-Ooo kimler burdaymış. Seni göreceğimi sanmıyordum Suon, zihin gezginlerinden en güçlüsü.
-Konuşman bile başıma bin ağrı veriyor aşağılık yaratık.
-Bu sözünden sonra keşke bir başım olsaydı diye ağlanacaksın meleklere, seni büyücü bozması!
Ve sonrası karanlıktı.....
Gözlerini açtığında zihin savaşı boyutuna geçtiklerini anladı. Oluşturduğu evrende zaman geceydi. Bu onun şimdiden kaybettiğini hissettiyordu ama yinede savaşacaktı. Etrafına baktı yemyeşil bir vadi, ağaçlar ve de koskocaman bir göl... Fakat bir anda yer sarsıldı ve gölden kocaman bir yaratık çıkıverdi. Bu yaratık geniş ve dikenli kanatlarıyla, sarı gözleriyle ve dev cüssesiyle kesinlikle bir ejderhaydı. Koraus ejderha olmuştu. Sonra Suon bunun için bir hazırlık düşündü ama düşünmesi çabuk bitti çünkü ejderha gölden çıkar çıkmaz büyücüye doğru uçmaktaydı. Ejderha avının üzerine çarptığında yer inledi. Biraz sağa sola bakındı kendini toplayarak. Sonra Suon`u aradı gözleri geniş arazide. Ama Suon sonunda büyülü özelliklerini ortaya çıkarmıştı ve ortadan kaybolmuştu. Dev bir kartal ejderhanın hemen arkasında bitince anladı, Koraus neler döndüğünü. Kartal ejderhanın üzerine binerek boynunu ısırdı ve de kırmak için hamle yaptı. Ejderha ise kanatlarını yere vurarak kartalın dengesini bozdu ve hemen sonrasında sağa dönüp kartalı üzerinden attı. Seni yok edeceğim dedi Koraus, ses sanki ejderhanın midesinden geliyordu.
Kartal hiç konuşmadı ve ikinci hamleyi gerçekleştirdi. Yukarılara doğru uçtu, uçtu, uçtu. Sonrasında ise çok hızlı bir şekilde aşağıya doğru inişe geçti. Ejderha bir büyü yaparak derisini değiştirdi yeşil olan derisi maviye döndü ve daha güçlü göründü. Kartalın ise gagasından arkaya doğru alevler çıkmaya başlamıştı ve sonra alevler her yere yayıldı, kartal tamamen kızıl oldu. Çok büyük bir hıza kavuşan dev kartalın, ejderhaya çarpması muazzam büyüklükte bir patlama ve sarsıntıya neden oldu. Biraz zaman geçtiğinde ve ortam biraz sakinleştiğinde ne ejderha, ne de kartal ortalıktaydı. Suon bir kayanın üzerinde uzanmaktaydı ve hemen ilerisinde insan suretinde karanlık bir bulut yerdeydi. Suon yerden kalktı ve olanlara inanamadı.
`Onu yeneceğim aklıma gelmezdi`
Kalktı ve yerde yatılı duran düşmanına baktı. Sonra ise buluta doğru yaklaştı.
-Demek ki seninde sonun varmış dedi, Suon gülümseyerek.
Ama sonra bulut çok ani bir şekilde değişerek bir biçim oluşturdu bu bir çift gözdü. Göz Suon`a baktı ve Suon`da ona bakıverdi.
-Tuzağıma düşeceğini biliyordum seni ahmak, şimdi kork benden ölene kadar ve ölümden sonra da...
Suon`un gözleri aklaştı. Sonra kendini kaybetti. Yüzündeki ifade o kadar korkunçtu ki bir barbar bile onu görse korkudan delirebilirdi...
Zihin savaşı genelde bir an sürerdi. Suon gözlerini açtığı anda yere düşmesi ve de hareketsizce kalması bir oldu. Karşısındaki Koraus ise uyandığını belirtir gibi kara bulutu hareketlendi ve yerde yatan büyücüye baktı.
-Seni ahmak dedi yaratık, gülerek.
Baş rahip şok olmuş ve sessizleşmişti. Şimdi öylece bakınıyordu....
Koraus iyice kendine geldiğinde Suon`un yanından geçti ve baş rahibin yanına geldi. Baş büyücü hiç bir şey söylemeye çalışmadı bile boğazı kesilirken. Biraz sonra rahibin kanı yere akarken sert ve korkunç bir hırıltı odanın sessizliğini bozdu:
-Senden alamazsam başkasından alırım....
Suon bu anıyı anımsayınca ürperdi. Şu anda Timom`un astral dünyasında gezinmekteydi. Kara kürenin aniden yokoluşu merak uyandırıcıydı. Şimdi kendisi Timom`un tünelinde karakürenin o güzel ışıltılı işaretlerini aramaktaydı. Tünelin içinde bir duvar oyuğu dikkatini çekti. Sanki karaküre eskiden burdaymış gibi enerji dalgasını hissetti. İki parmağıyla dokundu oyuğa ve bir kaç büyülü söz söyledi. Hiç bir şey olmadı önce ama biraz zaman geçtiğinde -tam oradan uzaklaşmaya karar vermişken oyuk değişim geçirdi ve bir geçide dönüştü....
Geçidin arkasındaki sahne çok kasvet vericiydi. Alevler, gürültü ve çığlıklarla adeta cehennemin tasviri diye düşündü Suon, Kusabin`in baş büyücüsü. Ve de içeri girerken tenindeki ürperme onu yalnız bırakmamıştı....
KAOS
İlk değildi Kaos`ta bulunuşu. Daha öncede bir iblisin zoruyla buraya gelmişti. Tabii bu başka bir anıydı. Yüzünü ekşitti Suon. Etrafına bakındı. Gökyüzü kırmızıydı, aslında buradaki herşey kırmızı ve kırmızının tonlarındaydı. Bir vadideydi. Vadinin ortasından lavlar aktığını gördüğü an, kuru bir sıcak dalgası suratına vurdu. Bu kadar sıkıntı verici bir yerde soğuk kanlı kalmalıydı. Fakat bu gerçekten güçtü. Yürümeye başladı. Kaos astral bir düzlemdi ve iblislerin, şeytanların, yarı-ölülerin, iskelet-adamların, kısacası her türlü kötü yaratığın yuvasıydı. Karakürenin bulunduğu oyuğun buraya açılması şimdi hiçte şaşırtıcı gelmiyordu. Eski ismiyle Koraus, Tureğin onu yeniden oluşturmasıyla değişen yeni ismiyle Gronim `Kara Hançer`, kara küreyi böyle bir planla çalmıştı kuşkusuz. Şimdi taşlar yerine oturuyordu. Kaos astral düzleminde önce Fwrat kentine gitmeli ve orada karaküreyle ilgili araştırma yapmalıydı. En azından şu an ki planı buydu başbüyücünün.
FWRAT
Şehir tamamen terkedilmişe benziyordu. Ya da öyle sanılmalıydı. Suon şehrin en büyük hanına doğru yola koyuldu. Geçtiği yolun çevresindeki binaların pencerelerinde birtakım korkunç yaratıkların gözlerini görüyor gibi oluyordu. Sonra hanın kapısından içeri girdi. Ve girer girmez bütün ilgi ona döndü.
İblisler, boy boy, çeşit çeşit iblis. Zombi ve vampirler, yaratıklar, her türlü şey mevcuttu burada. İçeri giren bir insan olunca herkesin ilgisini çekti bu durum ve insana baktılar. Kısa beyaz sakallı ve kafasında cüppesi olan büyücü yürüdü hancıya doğru. Ve lanetlenmiş lisanla şöyle dedi:
-Burda Koraus`u arıyorum.
Yüksek sesten dolayı hancı duyamamıştı.
-Biraz bağırsana yabancı!
-Koraus`u arıyorum!
Koraus kelimesi ortama yüksekçe yayıldıktan sonra herkes bir anda sustu.
-Burda bela istemiyorum lütfen!
Zaten pislik, lanet, kötülük ve bela dolu bir yerde bela istememek... Nasıl bir şeydi bu Koraus...
-Ben biliyorum dedi bir iblis yaklaşarak:
-Beni hemen ona götür dedi Suon, cebindeki bazı değerli taşları göstererek.
İblis aldı Suon`u ve handan pekte uzak olmayan bir binaya girdiler. İkinci bir odaya vardıklarında ise iblis durdu ve Suon`a döndü.
-Merhaba benim adım Sweop, Kabus yiyen de denilir. dediği anda Suon kendini kaybetti.
Anılar....
Korkunç ve hatırlanmaması gereken anılar....
Ölmekten daha kötü ne vardır sorusuna cevap olan anılar....
Beyni patlayacak gibi oldu Suon`un gözlerini kapıyordu, açıyordu ama o gözleri hala görüyordu. Korkunç gözler...
-Koraus, lanet olası, sen bana ne yap....
Gözlerini açtı ve iblisin düşmanlarının en büyük kabus ve korkularıyla beslendiğini ve de onları bu silahlarla çıldırttığını anladı. Ama o bir zihin gezginiydi ve şimdi de onun en büyük korkusunu bulmak üzereydi.
Rengarenk kanatların olan çok görkemli bir kelebek uçtu, uçtu, uçtu ve iblisin kırmızı gözlerinin ortasında kondu....
Suon karşısındaki iblis yere kapaklanınca sordu.
-Hemen söyle Koraus nerde?
-Lütfen! Lütfen! Şunu çek bendeni, şunu çek! Lütfen yalvarırım!
-Söyle dedim sana yaratık pisliği!
-Tamam, tamam söyleyeceğim ama önce şu uçan yaratığı çek, lütfen!
-Sen söyle ve ben çekeyim.
-Tamam! Koraus`un burdaki şeytani cemiyetinin bir üyesiydim aynı zamanda ama kovuldum. Şimdi o cemiyetin Yuoom şehrinde merkezi var ve Koraus genelde orda takılır. Söyledim lütfen çek şunu hadi!
Rengarenk kanatları olan kelebek iblisin iki gözünün ortasından havalandı ve iblisin iki boynuzlarının tam ortasına kondu. İblis bütün bunların bir illüsyon, bir kabus olduğunu unutarak delirdi ve kendinden geçerek yere düştü.
Suon sarmaşık ellerini Timom`dan çeker çekmez Timom uyandı, zaten hiç bir şey anlamadılar, bütün herşey iki saniye sürmüştü. Rico ve Kiara meraklı gözlerle Kusabin`in baş büyücüsüne baktılar.
-Kara küre kaçırılmış!
-Kim kaçırmış? diye sordu cüce Saguv hayretle.
-Koarus, yani Gronim...
Rico başını eğdi. Böylesine güçlü bir rakip beklemiyordu. Bu yaratık o kadar zeki ve güçlüydü ki Timom karaküre olsa bile onu alt edemezdi.
Suon, Timom`a bakarak:
-Timom seninle yüzyüze birkaç şey hakkında konuşmamız gerekli, benimle gelir misin?
-Elbette efendim dedi Timom kibarca.
Timom ve Suon kapıdan çıkarken arkada Rico, Rahibe Kiara ve Savaşçı cüce Saguv sessizce bakıyorlardı....
Suon ve Timom yürürken Suon konuştu:
-Timom karakürenin yerini de Koarus`un izini de buldum. Fakat şöyle bir şey var ki....
Suon cümlelerini henüz tamamlayamamıştı ki; Timom ve Suon`un az ilerisinde, havada, özel işlenmiş, büyülü ve zehirli bir hançer, kanatlı bir yarı devin elinin biraz ötesinde, taklalar atarak ikiliye doğru hızla gelmekteydi......