Hissiyatları Terketmek (3)
-Hissediyor musun?
-Hayır, hissetmiyorum!
Ve sert bir tokat daha çarptı dudağının kenarına. Kan ter içinde uyandı kız birden. Ne kadar da gerçek gibiydi rüya. Titrediğini farketti. Elleri buz kesmişti. Ağlamaya başladı sonunda. Nefes almadan ağlıyordu. "Güçlü kızlar da ağlar." Beynine hücum eden görüntüleri durduramıyor, yastığına sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Dün canından çok sevdiği annesi de bırakmıştı ellerini. Çöpteki küçük teste uzun uzun bakıp "Fahişesin sen!" demişti. "Nasıl yaptın bunu? Namuzsuz seni! Hiç mi utanmadın?" Kız anlatamamıştı hiç bir şeyi. Güçlüydü ya o. Yediremedi kendine bi erkekten böyle muamele görmeyi. Utandı yaşadıklarından. Zorla yaptıramazdı kimse bir şeyi ona. Ancak kendi isterse yapardı. "Evet yaptım. N`olmuş? Geri dönüşü olmadığına göre tartışmaya da gerek yok." Ağlıyordu annesi. Ama zayıf değildi. Küçük kızı için korkuyordu sadece. Annesinin gözyaşlarında yine o iğrenç yüzü görüyordu kız.
Kalktı yataktan. Mantıklı düşünemiyordu. Ya annesi geliyordu aklına. Ya o sürüngen. Yüzüne çarpan tokatları hissediyordu yine. Pembe maket bıçağını aldı. Kolunda 1-2 deneme yaptı. Hala işe yarar durumdaydı resim - iş derslerinden kalma falçatası. Kolundan ince ince akıyordu kan. Bıçağın üstüne damlayan gözyaşlarıyla kolunun bıraktığı kan izi karışmış, soğuk metalin üstünde likit kıvrımlar oluşturuyordu. Hala titriyorduelleri. Kollarında açtığı yarıklardan kan, parmaklarına doğru ilerliyordu.
Acı hissetmiyordu. Delirmiş gibiydi. Soyundu. Çırılçıplak kaldı. Işığı yaktı. Aynanın karşısında incelemeye başladı vücudunu. Oldukça güzel görünüyordu... Kolundan akan ince kan onu daha da seksi yapıyordu. Kızıl saçları ve yeşile dönen gözleri, bembeyaz teniyle muhteşem bir bütünlük sağlıyordu. Biçimli vücudu, düzgün hatları onu dünyanın en güzel yaratıklarından biri haline getiriyordu. Yaşadığı her şey bu yüzdendi zaten. "Güzellik..." Mahvetmeliydi bu güzelliği! Önce göğüslerine ufak tefek yarıklar açtı. Yeterince kanamıyordu. Karnının üstüne iyice bastırdı bıçağı. Şimdi kanıyordu işte. Güzel kanıyordu. Kasıklarında gezdirdi sonra. Çizgi gibi akmaya başladı orda da kan. Var gücüyle yardı sağ bacağını. Hoşuna gidiyordu artık. Açtığı yaralar yanıyordu. Bütün vücudunu hafif bir kırmızılık kaplamıştı. Hala ağlıyordu. Hala titriyordu. Işıkları kapattı. Gücü yoktu bu bozulmayan güzelliğe daha fazla bakmaya. O da zayıf düşmüştü işte. Yatağa devriildi. Yüzünü yastığa gömüp çığlıklar içinde ağladı... Ağladı... Ağladı...
Nefret kusuyordu. Vücudundan tiksiniyordu. Kadınlığından tiksiniyordu. Elindeki bıçağı alıp en derinlerine soktu kirlenmiş namusunun. Bacaklarının arasından kan oluk oluk akıyordu. Gerçek acıyı hissediyordu şimdi. Parçalıyordu vajinasının. Çığlıklar atıyor ve parçalıyordu. Yastık yüzünden kimse duymuyordu o çığlıkları. Dün canından çok sevdiği annesi de bırakmıştı ellerini zaten... Duyamazdı yavrusunun çığlıklarını...
Bıçak düştü elinden... Çarşafa kan bulaşmıştı. Ağlaması durdu. Üşüdüğünü hissetti. İnce pikeyi çekti üstüne. Titriyordu. Bütün vücudu acıyordu. Gözlerini kapadı. Düşüyormuş gibiydi. Koca dünyada... Tek başına... Çırılçıplak... Düşüyordu... Nefesleri yavaşladı... Kalp atışı yavaşladı... Uykuya daldı sakince... Kulaklarında tiz, çığlık gibi bir sesle... Ve nereden geldiği belli olmayan yumuşak bir şarkı... Mr. Sandman, bring me a dream...