Hz Ömer (ra)
O iki cihan serveri efendimizin dört halifesinden ikincisi… İslâmı yeryüzüne yerlestirip, hakim kılmak için Resulullah (s.a.s)`in verdiği tevhidî mücadelede ona en yakin olan sahabilerden biriydi.Babası, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka`b`da Resulüllah (s.a.s) ile birleşmekte. Kureys`in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil`in kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme`dir …
Ben her gün Hz Ömer’in “Bu gün Allah için ne yaptın” sözünü hatırlıyorum… Ne dehşet bir söz…
Hz. Ömer ,İnsanlığa önder ve örnek kişiliğe sahip idi…Onun Müslüman oluşu ,Mekkeli müşriklere şamar olmuştu…
“Müslüman olduğu zaman, Eshâb-ı kirâm, müşriklerden gizlenir ve ibâdetlerini gizli yaparlardı. Bu duruma Hz. Ömer çok üzüldü ve Resûlullahla arasında şunlar konuşuldu:
”- Yâ Resûlallah! Biz hak üzere değil miyiz?
- Evet. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, ister ölü ister diri olunuz, muhakkak hak üzerindesiniz.
- Yâ Resûlallah! Mâdem ki biz hak üzerinde, müşrikler de bâtıl yoldadırlar, o hâlde ne diye dînimizi gizliyoruz? Vallahi biz, dîn-i İslâmı, küfre karşı açıklamaya daha haklı ve daha lâyıkız. Allahü teâlânın dîni, Mekke’de, hiç şüphesiz üstün gelecektir. Kavmimiz bize karşı insaflı davranırlarsa ne âlâ, yok taşkınlık etmek isterlerse, kendileriyle çarpışırız.
Yâ Resûlallah! Seni hak Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki, hiç çekinmeden ve korkmadan, oturup İslâm’ı anlatmadığım bir müşrik topluluğu kalmayacaktır. Artık ortaya çıkalım…”
Hz Ömer’in teklifi kabûl edilmişti:
İki saf hâlinde dışarı çıkıldı, Harem-i şerîfe doğru yüründü. Safların birinin başında Hamza, diğerinin başında da Ömer vardı. Sert adımlarla, toprağı un edercesine, Mescid-i harâma girildi…
Kureyşli müşrikler şaşkındır, bir Ömer’e, bir Hz. Hamza’ya bakarlar.…
Onun ,Mekke’den Medine’ye hicretini ancak “O bir Zaferdir…” sözü ifade edebilir…
Medine`ye hicret emri geldiği zaman Müslümanlar Mekke`den gizlice Medine`ye göç etmeye başladıklarında, Hz. Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamış… Hz. Ömer (r.a), beraberinde yirmi arkadaşı ile Medine`ye doğru yola çıkmıştı...
O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşanmış, yayını omzuna takmış, eline oklarını almış ve Kâ`be`ye gitmiş…Kureys`in ileri gelenleri Kâ`be`nin avlusunda oturmaktadırlar. O, Kâ`be`yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-i ibrahim`de iki rek`at namaz kılar. Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaşır ve onlara; "Yüzler pisleşti. Kim anasını evlatsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa su vadide beni takip etsin" der.
Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemediler …
Efendimizin doğumu ile Kisra’nın sarayı yıkılmıştı…Onun halifeliği İran’a tokat olmuş…
Onun zamanında, Müslümanlar İslâmiyeti İran içlerine kadar yaydılar. İranlı meşhûr kumandan Hürmizân, teslîm olmamak için çok direnir, fakat hayatının tehlikeye girdiğini görünce teslîm olur...
Başarılarını nefsine mal etmeyenleri zaman nasıl unuttursun .Zamanın da sahibi var…
O meşhur kumandanları dize getirme şerefini İslam’da aradı… Takvada aradı…
Hz. Ömer Şam’ı ziyâret ettiğinde, ordusunun kumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri büyük bir kalabalıkla karşıladı.
O nefsine köle olmadı…
Hz. Ömer ile kölesi beraberlerindeki tek deveye nöbetleşe biniyorlardı. Şehre girişte, sıra köleye gelince, Halîfe devesinden indi. Yerine kölesini bindirdi. Devenin yularından tuttu. Ayakkabılarını çıkarıp dereden geçti.
Uzaktan bakan; deveye binmiş köleyi halîfe, devenin yularını çeken Hz. Ömer’i de köle zannediyordu. Bunu gören Ebû Ubeyde bin Cerrâh dedi ki:
- Efendim, bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, Müslümanların halîfesini görmek için toplandılar. Size bakıyorlar. Bu yaptığınızı nasıl îzâh edebilirsiniz? Sizi köle zannedecekler, küçümseyecekler.
Hz. Ömer buyurdu ki:
- Yâ Ebâ Ubeyde! Senin bu sözünü işitenler, insanın şerefini, vâsıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Biz daha önce zelîl ve hakîr bir kavimdik. Allahü teâlâ, bizleri Müslümanlıkla şereflendirdi. Bundan başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi zelîl eder, herşeyden aşağı eder.
Hz Ömer, ufukta bir adalet yıldızı…
O unutulmayacaklar defterinde bir adalet yıldızı…
Adalet denilince ilk o akla gelmektedir:
Bir gün at satın almak istedi. Atı tecrübe etmek niyetiyle biniciye verdi. Ata binen kimse, koştururken, at tökezleyip kazâya uğradı. Hz. Ömer atı satıcısına geri vermek istediğinde, satıcı almadı. Sonunda durum, Kâdî Şüreyh hazretlerine intikal etti. Kâdî sordu:
- At, sahibinin izniyle mi koşturuldu?
Hz. Ömer dedi ki:
- Hayır, ben denemek için koşturdum.
Atı almak macbûriyetindesiniz
Bunun üzerine, kâdî şu hükmü verdi:
- Şâyet at sahibinin rızâsı ile tecrübe edilseydi, sahibine iâde edilebilirdi. Fakat, siz sahibinden izin almadığınız için geri veremezsiniz, atı almak mecbûriyetindesiniz.
Hz. Ömer;
- Hak ve adâlet husûsunda boynumuz kıldan incedir, deyip atın bedelini verdi.
O çaresizlerin imdadına koşan bir devlet adamıydı:
Bir defasında Eslem`le birlikte Medine`nin dış bölgesinde dolaşırlarken ışık yanan bir yer gördü ve Eslem`e; "Şurada, gecenin ve soğuğun çaresizliğine uğramış biri var. Haydi onların yanına gidelim" dedi. Oraya gittiklerinde bir kadını iki çocuğuyla üzerinde tencere bulunan bir ateşin etrafında otururken gördüler. Hz. Ömer, onlara; selâm verdi. Kadın selâmı aldıktan sonra yanlarına yaklaşmak için izin alan Hz. Ömer ona yanındaki çocukların neden ağladıklarını sordu. Kadın, karınlarının aç olduğunu söyleyince, Hz. Ömer merakla tencerede ne pişirdiğini sordu. Kadın, tencerede su bulunduğunu, çocukları yemek pişiyor diye avuttuğunu söyledi ve; "Allah bunu Ömer`den elbette soracaktır" diye ekledi. Hz. Ömer, ona; "Ömer bu durumu nereden bilsin ki?" diye sorduğunda kadın;
"Madem bilemeyecekti ve unutacaktı neden halife oldu" karşılığını verdi. Hz. Ömer bu cevap karşısında irkilerek Eslem`le birlikte doğruca erzak deposuna gitti. Doldurdukları yiyecek çuvalını Eslem taşımak istedi. Ancak Hz. Ömer (r.a); "Kıyamet gününde benim yüküme ortak olacak değilsin. Onun için bırak da yükümü kendim taşıyayım" diyerek buna izin vermedi; çuvalı omuzuna aldı ve kadının bulunduğu yere götürdü. Orada bizzat yemeği Hz. Ömer (r.a) hazırlayıp pişirdi ve onları doyurdu. Eslem; "O, ateşe üflerken şakakları arasından çıkan dumanları seyrediyordum" demektedir. Hz. Ömer oradan ayrılırken kadın; "Siz bu işe Ömer`den daha layıksınız" dedi. Hz. Ömer;
"Ömer`e dua et. Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun" dedi.
Zamanın unutturamayacağı isimlerden biri Hz.Ömer…
O kulluğun bilincinde idi…Yüce Allah ,Kulluğunun bilincinde olanları unutturmuyor…
Hz. Ömer ibadet ederken bütün benliğiyle Rabbine yönelirdi. Halife olduktan sonra gündüz islerinin yoğun olmasından dolayı nafile namazlarını gece kılar, ev halkını sabah namazına; "ve namazı ailene emret" (Tâhâ, 20/132) mealindeki ayeti okuyarak uyandırırdı. O, her sene haccetmeyi asla ihmal etmez ve hac farizasını yerine getirmek için Mekke`ye gelen hacılara bizzat riyaset ederdi. Rabbine karşı duyduğu sorumluluğun altında öylesine ezilirdi ki, kıyamet günü hesaptan, cezasız kurtulmayı başarabilirse sevineceğini söylerdi…
Hz. Ömer,ölüm döşeğinde bu endişesini su anlamdaki bir beyitle dile getirdi:
"Müslüman oluşum, namazları kılıp, orucu tuttuğum müstesna, nefsime zulmetmiş bulunuyorum" … Hz. Ömer (r.a)`in, şahsi hayati oldukça sadeydi. Hz. Ömer (r.a), Bizans ve İran`a karşı büyük ordular sevk eden ve onları tarihlerinde pek nadir tattıkları sürekli yenilgilerle perişan eden güçlü ve muktedir bir devletin başkanıdır. Ama o buna rağmen yamalı elbiseler, eskimiş sarık ve yırtık ayakkabılarla hayatini sürdüren bir kişidir. O, bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazen de günün yorgunluğunu hafifletmek için mescid`in çıplak zemini üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu. Medine`den Mekke`ye çok sayıda yolculuk yapmış olduğu halde hiç bir zaman yanına çadır almamış ve yolda, bir çarşafı dalların üzerine gererek basit bir şekilde dinlenmeyi tercih etmiştir. Yine bir gün, Ahnef b. Kays yanında Arapların ileri gelenlerinden bazı kimselerle birlikte Hz. Ömer (r.a)`i ziyarete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline sıkıştırmış olduğu halde koşar bir vaziyette bulmuştu. Ömer (r.a), Ahnef`i gördüğünde ona; "Gel de kovalamaya katıl. Devlete ait bir deve kaçtı. Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun" dedi. Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdüğünü ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini söyleyince O; "Benden daha iyi köle kimmiş?" diyerek karşılık vermiştir ...
Hz. Ömer (r.a) ümmetin sorumluluğunu üstlenmiş ve görevlerini kusursuz yerine getirmiştir
Hz. Ömer (r.a)seçkin yaşayışı ile hükmedenlerin , makamın cazibesine kapılıp... sıradan insanların yaşayış tarzından kopmadan hükmetmeleri gerektiğini, çağları aşan bir örnek sergileyerek ortaya koymuştur...