İçimdeki Karanlık 4İçimdeki Karanlık 4Hafif bir sarsıntı hissediyorum. Gözümü açtığımda beni rahatsız eden güneş ışıklarıyla karşılaşıyorum. Elimi siper edip dışarı bakıyorum. Tren son istasyona gelmiş. Vagondan çıkmak için ayaklanıyorum. Son bir kez karşı koltuklara bakıyorum. Dün geceki çifti hatırlıyorum. Adam neyse de o annemi çağrıştıran kadını düşününce içim burkuluyor. Acaba diyorum çok geç olmadan gidip teslim mi olsam? Acaba hiçbir şey olmamış gibi eve dönsem olur mu? İçimdeki karanlık uyanmadan bir şeyler yapayım çünkü dev bir cenin gibi gelişiyor, kökleniyor içimde. Her olaydan, cinayetten besleniyor, durdurulması imkansız. Dün geceki çifte cinayetten sonra en rahat uykularımdan birini çekmem içinde olduğum duruma ne kadar çabuk alıştığımı hatta bundan zevk aldığımı gösteriyor.Yemek yemeyeli iki günden fazla olduğunu hatırlıyorum. Açlık hissetmem sevindirici. Kendimi normal bir insan olarak düşünmeme sebep oluyor. Ne yerim? Nasıl öderim? Etrafıma bakınıyorum. Galiba yemek yiyebileceğim tek ve uygun yer istasyondaki büfe. Önündeki banklara gidip oturuyorum. Üç kişi ayrı ayrı yerlerde oturmuş yemek atıştırıyorlar. İki erkek büfeden aldıkları soğuk sandviçleri yiyor. Anlatacak farklı özellikleri yok, sıradan iki orta yaşlı adam. Oturduğum yere yakın bankta ise orta boylu hoş bir kız oturuyor. Teni beyaz ve diri, hafiften çilli; huzur veren iri mavi gözleri var, kirpikleri gür. Önündeki koruma kabından kurabiyeleri sessizce atıştırıyor. Sürekli kucağındaki el çantasının içine bakıyor, bir eksik var mı diye kontrol eder gibi. Büfedeki görevli ise hiç oralı değil, müşteri bana muhtaç havasında. Tek çarem çilli kız. Yanına yaklaşıyorum. “Merhaba, fazla mı bu kurabiyeler?” Şaşkın bana bakıyor, yüzündeki ifade hemen değişip gülümsüyor. Galiba içimdeki karanlık, dışarıdan bakınca çocuk görüntümün altında gözükmüyor. Ben de gülümsüyorum. Benim kaba davranışıma aldırmadı. “Gel otur bakalım, çocuk. Bu büfe bizim. Ben de burada çalışıyorum. Bu bayat kurabiyelerden yemek zorunda değilsin. İstersen sandviç alabilirsin.” Beklediğimin ötesinde bir yaklaşım. Yanına usulca yerleşiyorum. “Yok, kurabiye iyidir.” Ben ikinci kurabiyeyi yerken telefonu çalıyor. Şimdi çantasına niye çok sık baktığı anlaşılıyor. Telefon bekliyormuş demek ki. Kurabiyeler bayat falan değil. Telefonla görüşme yapmak için banktan birkaç adım uzaklaşıyor. Büfede çalışan babası galiba. Çilli kızın, telefon çaldığında büfeye attığı bakıştan babasının duymasını istemediği bir görüşme olduğunu anlıyorum. Konuşmasını bitirip yanıma gelince tedirginliğini fark ediyorum. Babası da kötü bakışlarla bize doğru yaklaşıyor. “Bir daha onunla konuştuğunu görürsem kulaklarını kopartırım” diyerek kızının elinden telefonu alıp büfeye doğru yürümeye başlıyor. Çilli kızın gözleri doluyor. Elime bir kurabiye daha alıp teşekkür dahi etmeden oradan hızla uzaklaşıyorum. Bir cebimde kurabiye diğerinde ailecek çekindiğimiz fotoğraf var. Bu fotoğraftan da kurtulmalıyım artık. Bana faydasından çok zararı var. Bunun yüzünden kim bilir kaç kişi ölecek? Babaya kızgınım ama oradan uzaklaşıyorum. Bu çok güzel. Orada yaşananlar üzücüydü ama ben bir şeye seviniyorum. O adama zarar vermeden istasyondan uzaklaşabilmiştim. İçimdeki karanlığı yenme şansım var mı? Ümitlenmeli miyim? Günün nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Akşam kendimi yine istasyonda buluyorum. Trene binip gidecek miyim? Yoksa başka önemli bir işim mi var? Baba ile kızını görüyorum. Büfeyi kapatma hazırlığı içerisindeler. Mutlu görünüyorlar. Cebimde bugün çilli kızdan ayrılırken aldığım son kurabiye var. Diğer cebimde ise aile fotoğrafım var. Eğer trene bineceksem fazla vaktim yok son tren de kalkmak üzere. Ben kararımı veriyorum. O adam kızına öyle davranamaz. Konuştuğu kim ya da nasıl biri bilmiyorum ama bana kurabiye veren iyi kalpli kızına yaptığı yanlış. İşyerini kapatıyorlar ve kol kola istasyondan ayrılıyorlar. Onlar mutlu ama ben değilim. Hep beraber önlü arkalı evlerine varıyoruz. Kapıyı anahtarla açıyorlar, demek ki başka biri yok. Evin annesi ya ölmüş ya da çok şanslı olmalı ki evde değil. Yatmalarını bekliyorum. Daha sonra profesyonel bir hırsız gibi açık banyo penceresinden içeri giriyorum. Çocuk olmanın verdiği avantaj işte. Lacivert tişörtüm çerçeveye takılıyor. Duraklayıp karanlığı dinliyorum. Sessizlik. İşime devam edip salona geçiyorum. Odalara kulak kabartıyorum. Zaten iki ayrı kapalı kapı var. Mutfağa gidip elime bıçağı alıyorum. İlk odaya giriyorum; çilli kızın odası. Bir kızın odasının tatlı yabancılığını soluyorum. Zaman kaybetmeden hedefime yöneliyorum. Odadan çıkıp kapıyı üstüne kilitliyorum. Diğer odaya giriyorum. Yapacaklarımı artık hiç sorgulamıyorum. Galiba kararımı verdikten sonra karanlık beni iyice eline alıyor. Artık ben, onun hakimiyetine girmiyorum, “o” oluyorum. Perdeler ince, basit bir kumaştan, sokak lambasının ışığı sızıp yatağa düşüyor. Bıçağı ilk cinayetimi işlemeden önce cam ile kestiğim elime alıyorum. Camın kestiği yer kaşınıyor. Sanki bıçakla anlaşıyor. Heyecanlanıyorum ama bu korku ya da işleyeceğim cinayetten değil. İyilik yapacak olmamdan. Elimdeki yara, bıçak hatta parmak uçlarım bile sabırsızlanıyor. İlk önce sağ ciğerine bıçağı saplıyorum. Soluna saplarsam kalbine falan gelir de yapmam gerekeni yapamayabilirim. Adam yediği bıçağın acısıyla bir bütün olarak yatakta zıplıyor. Ses çıkarmasına izin vermiyorum. Hemen kafasını tutup, gırtlağını tümüyle meydana çıkarıp, çenesinin sol tarafında derin bir yara açarak, bıçağı boynun üzerinden sağa doğru hızlıca çekiyorum. Şahdamarını kesmiş olmalıyım çünkü yatağın korkuluklarına, perdeye ve duvarın büyük bir kısmına durmadan kan fışkırıyor. Bu arada diğer odadan çilli kızın sesini duyuyorum. Son bir işim daha var. Kan yığınının içindeki kafayı tutup kulaklarını tek tek özenle kesiyorum. Kapıyı tırmalayarak babasına ağlamaklı ve korkulu bir şekilde seslenen kızı dinliyorum. Kapısının yanında bulunan komodinin üstüne kulakları bırakıyorum. Elimi cebime atıp kurabiyeyi çıkarıyorum. İkiye bölüp birini kulakların yanına, diğerini geri cebime koyuyorum. Diğer cebimden de aile fotoğrafımı çıkartıp diğerlerinin yanına koyuyorum. Kurabiye de fotoğraf da kanlanıyor. Fotoğrafı tekrar alıp babamın olduğu kısmı bir elimle kapatıp geri kalan kısmını öpüyorum. Dudağıma hala sıcak olan kanın bir kısmı bulaşıyor. Kız iyice meraklanmaya başladı. Korkusunu yenebilir. Çilli kız kapıyı kırmadan uzaklaşmalıyım. Büfenin önündeki bankta oturuyorum. Cebimden yarım kurabiyeyi çıkartıp yiyorum. Çilli kız baban artık seni kulaklarını kesmekle tehdit edemeyecek. Nereye gideceğimi bilmiyorum. Uzaklaşırken büfeye doğru bakarak mırıldanıyorum. “Bir gün dönüp, bıraktığım fotoğrafı geri alacağım.” Not:Birkaç kurabiyenin kırk yıl hatırı olurmuş:) Eylül 2008
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı İçimdeki Karanlık 4 isimli yazı, Mustafa Çetin tarafından 07.09.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Metin Akar yazıyı tebrik etti...
Adem Efiloğlu yazıyı tebrik etti...
Buket Pala yazıyı tebrik etti...
Hüseyin Durmuş yazıyı tebrik etti...
Sedat Akyaz yazıyı tebrik etti...
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
4
Kasım
25
Kasım
19
Ah Yaşanamamış Öğrenci Aşkları
• Mustafa Çetin • Aşk Hikayeleri • 189 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Kasım
17
Bir Katilin Durduğu Nokta
• Mustafa Çetin • Deneme / Karalamalar • 72 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Kasım
13
Haziran
8
Haziran
9
Mart
1
Ocak
16
Ağustos
13 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||