İçimdeki Hayat / Resimlerdeki Sırİçimdeki Hayat / Resimlerdeki SırDeğişimin Gücü Resimlerdeki Sırlarda SaklıElimde kitaplarla caddede yürürken, bir Türk seyahat acentesi önünde bilinçsizce durdum. O an o durmanın bilinçsizliğiyle ve içimde beni oraya çeken esrarengiz güçle cama baktığımda, beni yüzyılların çaresizliğine itecek o farklı duyguyu hissettim. Kendi ülkemde kendi yaşadığım yeri yabancılaştıracak o duyguyu, Türk seyahat acentesi önünde hareket etmeden, orada oracıkta kalakalırken yaşadım. O resimlere baktıkça, yıllardır içimde oluşan boşluğu doldurmaya çalıştığım hayatımda, o boşluğu hiç dolduramadığımı asla da dolduramayacağımı anladım. Benim o seyahat acentesinin önünden geçmemi sağlayan, o resimleri görmemi isteyen esrarengiz güç, hayatımda zaten hiç oturmamış olan taşların, yeniden yerinden oynamasını sağladı. Neydi bu ülkenin resimlerinde ilginç olan? Bendeki tuhaf duygular, bu resimlerle nasıl bütün vücudumu kaplayan derin okyanusa dönüştü? Oysa Türkiye ismini ne zaman duysam, bu ülkeyle ilgili ne zaman bir kitap görsem küçümseme kaplardı içimi. Frankfurt caddelerinde, sokaklarında ya da kafelerinde bir bakışta tanıdığım Türk`lere karşı, beni onlardan iten bir duyguya kapılırdım. Onları benim ülkemde, benim değerlerime ve atalarımın güçlüklerle oluşturduğu bu medeniyetime ,haksız yere ortak olmalarından dolayı istemiyordum Alman İdealizmi`nin öncülerinden Kant ve Fichte gibi Dünya`ca da ünlü felsefecilerimizin fikirleriyle yetiştiğim bu modern şehrimde, Türk`lere ve başka millete yer olmadığını düşünürdüm. Bu düşüncelerdeyken o acenteye girecek gücü ve isteği nasıl, niçin bulduğumu anlayamadan kendimi içeride bulduğumda, camda gördüğüm resimlerin katalogu elimdeydi. Sayfalarını çevirirken orada benim aradığım bir şeylerin olduğu hissine kapılıyordum ve bilinçsizce onları arıyordum. İçimi kaplayan heyecan anlayamadığım, bir türlü kimliklerini tanımlayamadığım, ismini koyamadığım duygular yaşatıyordu bedenime. O sayfaları çevirirken, resimlere bakarken, içimde yitirdiğimi sandığım gerçekleri, sanki orada oracıkta bulabileceğim duygusuna kapıldığımda; kendimle, dışarıyla, hayatımla ilgili her şeyden bağımı kesmiştim. Katalogun bana sunduğu yaşam beni öylesine içine almıştı ki yıllardır kötülediğim bu ülkenin tanıtım bürosunda ne işin var sorusunu soracak birine, hayal gördüğünü söylerdim. Bu soruyu soracak birinin gerçekte beni burada göremeyeceğinden o kadar emindim ki bunun doğru olabileceğine ihtimal dahi vermezdim. Gördüğüm resimlerdeki bu alem, beni öylesine içine çekmişti ki sanki oradaydım, o anı yaşamıştım ve orası bana öylesine tanıdık gelmişti ki huzuru, üzüntüyü, sevinci, endişeyi, korkuyu o anda orada bulmuştum. Kendime şaşırdım, aniden etrafıma baktığımda, o anda hiç kimseyi hissedemedim. Etrafımdaki insanlar bana hiç bir şey ifade etmiyordu. Tekrar resimlere döndüğümde, yine aynı duyguları tekrar tekrar yaşamaya başladım. Kimliklerini tanımlayamadığım bu duygular, yıllardan beri kıvrılıp yattıkları ücra köşelerden, neredeyse içimi parçalayarak, her bir bağını kopararak gün ışığına çıkmaya çalışıyor, kendilerine yaşama hakkı verilmesini istiyorlardı. Hiç kimseye bir şey söyleyemeden o katalogu kitaplarımın arasına aldım ve kendimi dışarıya attım. İçimdeki heyecan tüm bedenimi sardı, caddelerde yürürken büyülendiğim, tüm tarihine hayran olduğum Frankfurt`u düşündüm bir an. Görünen sembolik hayatın ardında, görünmeyen başka bir hayatın olduğunun farkına varmış, o bilinmeyen hayatla yaşadığım hayatın arasında bulunan güçlü duvarların, erimekte olduğunu hissetmiştim. Aniden hiç tahmin edemediğim ve filozof mantığıyla da çözemeyeceğim bir âlemin belirtileri zihnimde dolaşıp dururken, bilinçsizce onun derin çizgilerini çizmeye çalışıyordum. Sanki bir masal kahramanın, sihirli bir kapıyı açmasıyla oradan yayılan ışık ve aydınlık tüm bedenime yayılmış, birden bire beni o aleme iterek, bambaşka bir dünyanın kapılarını açmıştı. Koşmaya başladım içimdeki heyecanın büyümesiyle, koşuyordum kimseye aldırmadan, çocukluğumda yakalamaya çalıştığım ama bir türlü yakalayamadığım, asla da yakalayamayacağım masal dünyasına ve oradaki kahramanlara doğru. Koştukça tarihin en büyük katliamlarına tanık olacak bir korku kapladı içimi, peşimdeydi, bırakmak bilmiyordu bir türlü ve o anda gözlerimin önüne serilen bedenler hissettiğimde, içim titremeye, ürpermeye, heyecanlanmaya başladım. Karşımda aniden arabamı bırakmış olduğum otopark belirdi, arabama doğru koştuğumda, bu lüks arabamın bir metalden ibaret olduğunu, geçmişle gelecek arasında kuracağım yeni dünyamda, hiç bir öneminin olmadığının farkına vardım. Arabaya binip hareket ettiğimde, bir bilinmezliğin yollarına çıkmış olduğumu ve bu bilinmezliğe götürecek yeni yönleri bulmaya çalıştığımı anladım. Farkına bile varmadan Elena’nın evinin önüne geldiğimde, çıkmış olduğum bu belirsizlik yolculuğuna sanki onu da beraber götürmek ister gibiydim. Başımı direksiyona dayadığımda içimde ne zaman, ne şekilde patlayacağı belli olmayan bir yanardağ oluşmuştu. İçimde biriken bu duygular için bir mucize arıyordum ve bu mucizeyi de Elena’dan bekliyordum. Gücümü toplayarak kapılarına yaklaştım, zili çaldım. Elena’yı görmek istediğimi söyledim ve o büyülü gözleriyle, sevimli gülüşüyle o çıktı karşıma. Ona sabahki bakışımla bakmak istedim, gözlerindeki içtenliğini hissederken, yaşamıma mucize gibi giren varlığıyla bakmak istedim. En güçsüz anlarımda onun varlığında bulduğum gücü hissetmek istedim o an. Elena, yüzümde oluşan karmaşık duyguları ve şefkat eksikliğini fark ederek bana doğru koştu. Elimden tuttuğu an, iki ayrı gerçeklik arasında bölünmekten korkan ruhumun, ürkek davrandığını hissettim. Gözlerime baktı ve endişelenmiş haliyle: -‘Sana ne oldu?’ dedi. -‘Bilmiyorum Elena, bilmiyorum’ dedim. Bunu söylerken adeta düşüncelerim ikiye bölünmüştü. Bilincimin bir yanı büyük bir ustalıkla olanları anlatmaya çalışırken, diğer yanı hiçbir şey bilmiyormuşçasına sesini dahi çıkaramıyordu. Hayatta en çok sevdiğim kişi olan Elena’nın yanında, karınca yuvası kadar karışık olan beynimdeki düşüncelerimi, açıklayacak kelimeler bulamıyordum. O anda Aristo olmak istedim, kurduğu mantık bilimine uygun olarak, ruhumun halini anlatabilmek için ama hayır, onun bilimi dahi anlatamayacaktı bunları. Hayatımı sorgulatan düşüncelerimin cezası olarak, ölüme mahkûm edilmek istedim, Sokrates gibi. Bu sayede benliğimin derinliklerinde, onları koparırcasına acı çektiren karmaşalardan kurtulmak istedim, ya da Diyojen gibi hiçbir şeye umursamadan, bu hayattan çekip gidercesine, sokaklarda geçirmek istedim tüm hayatımı. Elena ne yapacağını şaşırmış halde adımı söyleyip dururken, onun endişeli sesi benim için, kendine gelemeyen baygın bir hastanın duyduğu uğultulardan daha ileriye gitmiyordu. Oysa ona hiç bir şeye değer vermediğim kadar değer verirdim. Onun, benim hayatımdaki tartışılmaz önemini her fırsatta ona anlatmak için yanı başımdan ayırmaz, onun anlattığı her şeyi, her kelimeyi filozof dinlemek kadar değerli bulurdum. Gördüklerimin, hissettiklerimin, benim benliğimdeki şok edici dalgası tüm bedenimi kavrarken ve ben bunlar karşısında, yaşadıklarımı kendime dahi tercüme edemezken, Elena’ya anlatacak nelerimin olabileceğini düşünüp durdum. -‘Hasta mısın?’ dedi, endişeli bir şekilde. -‘Bilmiyorum’ dedim. Söyleyebileceğim fazla bir şeyimin olmadığını düşünerek usulca elini bıraktım. O anda orada bulunmak bana öylesine kasvetli bir hayat yaşattı ki konuşamadan dışarıya çıktım ve kendimi arabanın içinde buldum. Elena bana doğru koşuyordu, arkama bakmadan hızla hareket ettim. Onu orada bırakırken tüm değerlerini kaybetmiş birinin, daha neleri kaybettiğini algılamadan önce hissettiği, rahatlamış hali vardı bedenimde. Kaybettiğim şu an ki hayatım mı, geçmişim mi yoksa geleceğim miydi bir türlü karar veremiyordum. Biran yalnız kalmanın anlaşılmaz korkusuna kapılarak sarsıldım, kendimi sakinleştirmeye, içimdeki titremeyi yatıştırmaya çalışıyordum. Kalbimin yerinde duramayacak kadar çırpınışı her yanımda hissediliyordu, sanki çok ağır bir çekiç darbeleriyle vurulmuş gibi, bedenimin her yanı sızlıyordu. Vücudum en kavurucu sıcağı, en dondurucu soğuğu aynı anda yaşıyor, sıcaktan terlemeyi ve soğuktan titremeyi birbiri ardına yaşıyordu. Yılların içinde büyüttüğü tüm sorunları çözmeye çalışan bir dâhinin, bu çözülmezlikleri unutmak için uyumak istemesi gibi, uyumak istedim, hem de günlerce.. ‘Tanrı, insanı yeryüzüne acı çekmesi için gönderdi’ dediğinde Nietzsche, insanın tüm yaşamını durmadan döndürülen kum saatine benzetir. Bu caddelerde dönüp duruken, kum saatine benzettim hayatımı. Babamın tüm ısrarına rağmen ekonomi, işletme okuma isteğine sırt çevirmiş, onun işyerinde yönetici olmak istememiştim. Benim bu hayatı sorgulama isteğim, Sokrates’in ‘Sorgulanmamış hayat, hayat değildir’ demesinden mi kaynaklanıyor bilemiyorum ama sorgulamalarla başladım hayata. O sorgularımın hiç bitmesini istemediğimden olsa gerek, felsefede buldum kendimi. Filozoflar insanların yaşadığı bu evrende, sorgulama yapacakları değerleri her zaman bulacaktır. Mutlu olan insanın mutluluğunu, toplumdaki yerini, acısını, merakını sorgulamak ve cevabını araştırarak akıl mantık süzgecinden geçirip sistemli fikirler haline getirmek en büyük görevleridir. Yaşadığım bu hayatta, bu şehirde, ailemin yanında her şeye sahip, her olanakları elde edebilen bir Alman olmanın verdiği gurur ve idealizmle hayat sürdürmek, benim bu hayatı sorgulama isteğimi hiçbir zaman yok etmedi. Her zaman içimde yarım kalan bir hayatımın bulunduğunu, bir gün onları ortaya çıkartarak, oturtamadığım hayat taşlarını mutlaka yerine oturtabileceğimi düşünürdüm. Yapılması imkânsız gibi görünen bu görevi ve bedenimin kavuşmak istediği gerçekleri, gizlendikleri yerlerden ortaya çıkaracak olan, içimdeki felsefeci ruhum olacaktı. Biz felsefecileri eleştirmesinde ne kadar haklıymış Nietzsche. ‘Gerçek felsefeci hayatı bizzat yaşayarak, öğüterek ve birebir onunla yüzleşerek felsefe yapmalıdır, bunun ötesi kavram kargaşası sıkılaşmadır’ demişti. Oysa ben resimleri gördüğümden beri yaşadığım bu duygular karşısında onların derinliğine, kaynağına inmeden ve gerçeği yakalamadan, içimdeki belirsizliklerle dönüp durmaktayım. O katalogun içindeki resimlerin temsil ettikleri simgelerin ve bana anlatmak istedikleri o ülkede gizlenmiş gerçeklerin neler olduğunu bulmalı, bunun etkisiyle gördüğüm rüyaların gizemini yakalamalıydım. İçimdeki arzular ve duygular hızlıca renk değiştirmeye başladığında, ben heyecanla hızlandım. Resimlerdeki ülke olan Türkiye’ye karşı merak duygusu çoğaldıkça, resimlerdeki huzur veren denizin, beyaz elbiseler içinde dönen insanların, bana iletmek istediklerinin aslında benim senelerce sorgulamalarla boğuştuğum, bana acı, hüzün veren, beni endişelendiren, bulundukları yerlerden bulup çıkaramadığım değerler olduğunu anlamaya başlıyordum. İçimdeki değerleri değiştirerek, adını dahi duymak istemediğim bir ülkeye, görmek istemediğim bu insanlara doğru koşturan gücü ve içimdeki bu eksiklikleri, orada aramama iten sebebi bulmalıydım. O ülkenin insanlarını bulmalı ve onlara sormaydım; Gördüklerim bu şehirdeki anılarımı ve benliğimi nasıl sorgulatıyor? Onları nasıl yabancılaştırıyor? Fırat AYHAN`ın `İçimdeki Hayat` adlı roman çalışmasından
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Aralık
5
Bayramınız Kutlu Olsun Dostlar
• Abdurrahman Tümer • Kişisel Denemeler • 18 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Aralık
5
Aralık
5
Sizce Bu Mektup Cennete Gider Mi?
• Aydan Özdemir • Kişisel Denemeler • 16 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Aralık
5
Aralık
4
Son Sözden Önce ve Sonra (sonra 4)
• Gülden Kara • Kişisel Denemeler • 15 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
28
Ağustos
28
Durulanmış Kelimelerle Veda Ederim
• Fırat Ayhan • Klasik Şiirler • 37 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
28
Ağustos
28
Ağustos
28
İçimdeki Hayat / Resimlerdeki Sır
• Fırat Ayhan • Kişisel Denemeler • 57 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
14
Umursamayan Aşkımın Yağmuruydu Seni Boğan
• Fırat Ayhan • Aşk Şiirleri • 131 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
28
Ağustos
28
İçimdeki Hayat / Resimlerdeki Sır
• Fırat Ayhan • Kişisel Denemeler • 57 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
28
Ağustos
28
Durulanmış Kelimelerle Veda Ederim
• Fırat Ayhan • Klasik Şiirler • 37 kez okundu. • 0 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||