İfrit Ziyaİfrit ZiyaAdı çıkmıştı bir kere. Herkes onu “İfrit” olarak tanırdı. “Adamı İfrit etme!” en çok kullandığı uyarı cümlesiydi. İfrit olmayı, İfritçe davranmayı pek severdi.Adının Ziya olduğunu gençler unutmaya, yeni nesilse hiç öğrenmemeye başlamıştı. Geldi İfrit, gitti İfrit olmuştu. Çocuklarına yüz vermez, eşini azarlar, komşuları onun şerrinden emin olmak için fazla alakadar olmazlardı. Eğer ihtiyaç için gelen olursa; onunla çekinerek, azıcık da korku ile konuşurdu. Olacak işlerde bile kendiliğinden bir sebep bulur kızar, bağırır çağırır, küplere biner, öfke patlaması yaşar sonra da herkes dağılır giderdi. Böyle anlarda bazen içsel olarak üzüldüğü olursa da genellikle herkesin kendinden çekinmesinden, kendinin ulaşılmaz olduğu düşüncesine kapılarak yaptığı yanlışlığın farkına bile varamazdı. Yine hanımına kızmıştı. Bağırıp çağırıyor, azarlıyor, karşıdakilerin de insan olduğunu unutuyor, kırılan kalpleri yok sayıyor, üzerine üzerine gidiyordu. Pire için yorgan yakmaya değmez, sudan bir bahaneydi yine celallenmesine sebep. Neymiş efendim, su neden soğukmuş: bütün mesele bu. İnsanların kalbini kırmaya değer mi? sorusu boğazına düğümlendi yine. Bu soruyu defalarca sormak istemişti aslında. Ama bir imkânını bulamamış, hep içinde bir ukde olarak kalmıştı. Ortalık toz dumanken bunu söylemesi gerektiğini, ne pahasına olursa olsun söylemesi gerektiğini, konu komşuya rezil olma pahasına da olsa söylemesi gerektiğini düşündü. O ana kadar içinde tuttuğu, dağlar kadar büyüttüğü korkuyu yenmesi için birden bire büyük bir cesaretle konuşmaya başladı: - Yeter artık yaptığın. Her şeye kızıyor, her hareketimizde azarlıyor, hakaret ediyor, çocuklar ocutuyorsun. Bir soğuk su için insanın kalbini kırmaya değer mi? İşte söylemişti. Rahatlamıştı. Sonucu ne olursa olsun razıydı. Katlanacaktı artık olacaklara. Hatta İfrit Ziya’nın şiddet uygulamasına bile hazırdı. Fırsat bu fırsattı. Olanlar olmuştu zaten. Daha nefes bile almadan ağzına gelenleri sıralamaya devam etti. İfrit Ziya şaşkınlık içinde bakakaldı. Gözleri kocaman oldu. Ama kaşla göz arasında eşi bütün düşündüklerini adeta haykırdı. Eşinin üstüne yürüdüğünde büyük oğlu araya girdi. Bunu fırsat bilen eşi, bir dişi aslan gibi kükredi sanki: - Otur olduğun yere! Bunu, kocasının öfkesinin geçmesi için neler yapması gerektiğini sorduğu kişilerden öğrenmişti. “Biriniz ayakta iken öfkelenirse, hemen otursun. Öfkesi geçerse ne âlâ geçmezse yatsın.” Karısının konuşmasına tahammül edemeyen ve oğlunu kenara iten İfrit Ziya, saldırıya geçince karısı yine ünledi: - Git bir abdest al! Elini yüzünü yıka! “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.” Bir anda diğer hadisler de zihninden akıp geçti. “Gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilen kimsedir.” “Kuvvetli kimse, (güreşte hasmını yenen) pehlivan değildir. Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir.” Oğlu, İfrit’i tekrar yakaladı. Annesine saldırmasına izin vermedi. Aslında kendisine de kızıp öfkeleniyor, gazaplanarak olmadık hakaretler ediyordu. Babaya söz söylenmeyeceği, lafının üzerine laf söylenmeyeceğini öğrenmişti. Onun içindi sükûneti, karşılık vermemesi… İfrit Ziya, sinirlerini hâkim olmak bir yana, artması, gazaplanarak daha bir farklı davranması, kırıp dökerek, sövüp sayarak güya sinirlerini yatıştırmaya çalışıyor gibi hissetmesi, yaptıklarını artırarak devamını sağlıyordu. Eline geçirdiği küpleri kırmaya başladı. Hem bağırıyor hem kırmaya devam ediyordu. Kırılmadık ne kalmıştı ki? Bardak, çanak çömlek, kalp, kalpler, kalpler… Küplere kıyamazdı. Onlar en çok kullanılan eşyalardı. Tahıllarını, pekmezini, yağını, suyunu hep küplerde tutarlardı. Ayrıca hatırası vardı onların. Hele bir tanesi çok değerliydi. Babasından yadigârdı. Manevi değeri vardı. Kıracak bir şey kalmayınca eline aldığı hatıra dolu küple evin toprak damına çıktı. Etrafına bakındı. Kendisine bakan birkaç kişiyi görünce haykırışına devam etti: - Komşular! Yetişin! Kurtarın bu küpü. Şimdi kıracağım onu. Bu son küp. Baba yadigârı bu… Komşuları şaşkınlık içinde olanları izlemeye devam etti. Bu arada olan biteni ailesi de takip ediyor, olacakları az çok kestirebiliyorlardı. İfrit Ziya, kendisine “Dur, yapma!” diyecek bir ses bekledi bütün iştiyakıyla. Beklediği ses bir türlü duyulmadı. Tekrar tekrar, tekrar etti durdu aynı sözleri, kelimeleri, cümleleri. Komşuları hiç istifini bozmadı. Zaten onun bu huyundan bıkmışlar, alışmışlardı. Sıradan vâka sayılırdı onlar için. Allahın her günü bir patırtı çıkarır, bağırır çağırır, kırar dökerdi… İfrit Ziya’nın baba yadigârı küpü kırması kaçınılmaz hale geldiği bir andı. Kimse “Dur, yapma!” demiyordu. Komşusu cevap verdi: - Kır ulan şerefsiz kır. İfrit Ziya’nın beklemediği bu cevap karşısında ne yapacağını bile düşünemedi. Beynine saplanmış bir ok gibi sarstı. Sarsıldı ta derinden, içten içe katlanarak bir ses hissetti. Kendini uyaran, yaptıklarının yanlış olduğunu, yaptıklarının şerefini, heybetini, değerini kaybettiren bir sesti bu… Bir anda kendi kendine düşündü: ne yaptığını, yaptıkları ile ne kazandığını… Komşusuna söylediği sözden dolayı saldırması gereken İfrit Ziya, saldırmak bir kenara sadece bakakaldı. Olduğu yere çöktü. Toprak damın üzerinde güneşin yakıcılığına aldırış etmeden saatlerce orada oturdu. Düşündü. Yaptıklarının anlamsızlığını anladığında, büyük bir pişmanlık ve suçluluk içinde hesaplaşmasına devam etti. Başı önde damdan indiğinde küp damda kaldı. Karısına yaklaştığında karısı kaçacak delik arıyordu. Oğlu da şaşkın bakışlarla babasını takip ediyordu. Karısına “Sen ne demiştin bana biraz önce?” diye sordu. Karısı, korku dolu gözlerle bakmaya devam etti. Kocasının ne demek istediğini anlamaya çalıştı. İfrit Ziya, sorusunu açıklayarak devam etti: - Abdest falan diyordun, onu soruyorum, dedi. Karısı titreyen sesiyle devam etti: - “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.” diyor peygamberimiz. İfrit Ziya sessizce odadan çıktı. Dinlediği hadisin etkisiyle doğruca çeşmeye yöneldi.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı İfrit Ziya isimli yazı, Duran Çetin tarafından 12/31/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Mayıs
2
Bu Millet Seni Unutmayacak Hasan
• Duran Çetin • Güncel Makaleler • 182 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Nisan
25
Güzel İnsan Prof Sabahattin Zaim Anıldı
• Duran Çetin • Güncel Makaleler • 220 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Nisan
22
Yazmak Sizin İçin Ne Anlam İfade Eder? Neden Yazarsınız?
• Duran Çetin • Eğitim Makaleleri • 340 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Nisan
14
Aralık
31
Şubat
21
Ocak
30
Aralık
2
Ocak
30
Ocak
30 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||