İhanet Cehennemi (2)
—Eniştem olacak adamı ve yanındaki fahişeyi öldüreceksin!
-…………
-Sen işi bitir ücretin neyse alacaksın. Bu iş için gereken hiçbir şeyden kaçınma.
-………….
—Anlamam b u hafta içinde iş bitmiş olacak. Tamam mı? Senden haber bekliyorum.
Kır yaşlarında, uzun boylu, saçının ön kısmı kel olan, bıyıksız bir adamdı. Adı Umut’tu. Konuşmasından eniştesinin ölümü hak edecek bir yanlışının olduğuna inandığı anlaşılıyordu. Kararlı gözlerle etrafa bakındı. Pencereye doğru ilerledi. Güneş perdesini çekti. Birden içerisi bir ışık huzmesiyle aydınlandı. Kuşluk vaktiydi. Daha kahvaltısını bile yapmamıştı.
—Umut sofra hazır haydi gel!
Bu sözler mutfağın kapısında saçları düz ve sarışın, gözleri ışıl ışıl parlayan yüzü tebessümlü bir bayana aitti. Umut sabahın mahmurluğundan mıdır yoksa telefondaki konuşmasındaki olayın etkisinden midir bilinmez soğuk bir yüzle mutfağa ilerledi.
—Sabah sabah ne bu yüz? Sanki Karadeniz’de gemilerin batmış gibisin. Ne oldu?
Umut eşi Gül’ün sözlerini sanki duymamıştı. Durgun gözlerle masaya oturdu. Bir fincan çay doldurdu. Sanki başka bir gezegenden gelmişçesine hissiz bir şekilde kahvaltısını yaptı. Bu arada Gül eşinin süzüyordu.
-Umut sana diyorum ne oldu söylesene?(Sesi biraz öfkeli çıkmıştı.) yine şu Mersin olayını mı düşünüyorsun? Bırak canım ne halleri varsa görsünler. Yetişkin insanlar kendi sorunlarını kendileri hallederler.
—Ne diyorsun Gül? O benim kardeşim. Bir fahişe için terk edilmesini nasıl kabullenebilirim. İki tane gül gibi evlat vermiş. Buna rağmen sen kalk bir sokak yosmasını ona tercih et. Bunu kabullenmem mümkün değil.
—Ne yani şimdi evlat vermeseydi bir başkasını tercih etmesi normal mi olurdu? Sana bir çocuk vermediğimi yüzüme vuruyorsun öyle mi? Yazıklar olsun sana Umut yazıklar olsun, dedikten sonra sinirli bir şekilde masayı terk etti.
Umut masada tek başına kalmıştı. Aslında öyle demek istememişti. Ancak bilinçaltı bazen bu şekilde istenmedik zamanlarda su yüzüne çıkabiliyordu. Çocuk sahibi kendisinin de hakkı değil miydi? İşte buna hiç tahammül edemiyordu; Hem güzel ve anlayışlı bir eşin, hem yuvayı cennete bahçesine çeviren gül tomurcukların olacak, hem de hiç rahatsızlık duymadan ihanet edeceksin. Bu olacak iş değildi. Bunun için ölmesi gerekiyordu. Ve ölecekti de. Elindeki bardak parmaklarının şiddetine dayanamamıştı. Parmaklarının arsından bir sıcaklığın damladığını hissetti. Öfke rüzgârları kan kokusu yayıyordu. Elini sardı. Sonra gözyaşları içinde bıraktığı eşinin yanına doğru ilerledi.
Gül karyolaya uzanmıştı. O kadar güzel görünüyordu ki onu üzdüğü için kendisine kızdı. Adı gibi gül gibiydi. Yavaşça karyolaya oturdu. Sonra saçlarını okşamaya başladı. Birden beklemediği oranda sert bir tepkiyle, gülün dikenleriyle karşılaştı.
-Çek ellerini! Seni görmek istemiyorum.
Gül inan öyle demek istemedim. Sadece onun nankörlüğünü anlatmaysa çalıştım. Ben seni çok hem de çok seviyorum. Seni üzmeyi hiç istememiştim.
Umut usulca eğildi Gül’ün boynunu hafifçe öptü. Sonra vücudunu bir müzik ritmiyle okşamaya başladı. Gül, Umut’un iyi niyetini ellerinin sihirli dokunuşlarından anladı. O da dönerek Umut’a sarıldı. Dudağından öperek onu yatağa çekti
(Devam edecek)