İhanet Cehennemi (6)
6
Gece şehrin uykuya dalmasına inat, yol kenarındaki lambalar gözleri açık, etrafı seyretmekteydi. Portakal Bahçesi Çocuk Parkı, ayın gülümseyen yüzüyle aydınlanıyordu. Gecenin karanlığı çökmese de, parkı çocuklardan ayrı kalışın hüznü kaplamıştı.
Bir motor yavaşça parkın solundan ara yola döndü. Sonra tam parka cephe bir apartmanın önünde durdu. Bir hırsız sessizliğiyle anahtarını çıkarıp, kapıyı açtı. Asansöre binerek üçüncü kata çıktı. Ses çıkarmamaya özen göstererek gayet dikkatli bir şekilde içeri girdi. Holün yanık bırakılmış loş ışığında deri montunu çıkarıp vestiyere astı. Sonra oturma odasına geçti. Kimseye görünmeden divanda uyumayı düşünüyordu ki, mavi geceliğini giyinmiş, hala gözlerinde uykunun emaresi görünmeyen çatık kaşlarıyla kendisini bekleyen eşi Hülya’yı gördü. Sert ve kırıcı bir ifadeyle;
-Toplantınız bu saate kadar mı sürdü? Nerelerdeydin şimdiye kadar?
-Sen niye uyumadın, gecikeceğimiz söyledim. Hadi şimdi git uyu, ben de uyuyacağım. Sabah konuşuruz.
-Kiminle olduğunu söylemeden asla gitmeyeceğim. Söyle kiminleydin, kimle fingirdeşiyordun.
Süleyman’ın sesi de sertleşmeye başlamıştı. Onun da kaşları çatıldı.
-Söylediklerini kulağın işitsin! Ahlaksızlaşma! Git uyu dedim.
-Oh ne ala hem suçlu hem güçlü beyimiz. Git fahişelerin kollarında oynaş ondan sonra da ahlaksız ben olayım. Ne güzel. Kimin ahlaksız olduğu belli. Bana değilse bile çocuklarına acı be! Hiç mi vicdanın yok? Nasıl adamsın sen! Çocuklar yüzüne hasret kaldı.
Sözler Süleyman’ı çileden çıkarmıştı. Bazen yaşanılan olayların sözlere dökülüşü insanı böylesine derinden sarsan bir tsunamiye dönüşüyordu. Duygular bu tsunaminin dehşetli dalgaları karşısında karşısındakileri de yerle bir ediyordu.İşte Süleyman böyle bir duygu dalgalanması yaşıyordu. Elindeki telefon hızlı bir şekilde duvara çarpıldı. Parçalanan telefonun çıkardığı gürültü, iki tarafın bir an sessizliğe gömülmesine neden oldu. Ama Süleyman’ın sessizliği çabuk bozuldu;
-Yeter lan yeter dırdırlarını dinlediğim. Eve geldik, uyuyacağız bir rahat vermedin be!
Daha bağırıp çağırmaya devam edecekti ki, gürültülerine uyanan on yaşındaki kızları Yasemin, gözleri uykulu bir şekilde kapıda belirdi.
-Anne ne var ne oldu? Babam niye bağırıyor?
Hülya hemen Yasemin’in yanına giderek onu kucağına sardı.
-Yok kızım yok bir şey… Babanın canı bir şeye sıkılmış onun için bağırıyor, dedikten sonra anlamlı bir şekilde Süleyman’a baktı. Sonra da Yasemin’i alarak odasına götürdü.
Süleyman ise içinde kızının yanına gitme duyguları belirmesine rağmen, o anki öfkesinin etkisiyle divana uzandı. Başının altına bir yastık alarak, üstünü değiştirmeden o şekilde uyudu.
Hülya çocuğunu yatırdıktan sonra tekrar oturma odasına döndü. Süleyman’ın uyuduğunu gördü. Yanına gitti. Biraz önceki kızgınlığı kalmamıştı. Süleyman’ın yüzüne baktı. Elini saçlarına götürecekti ki, korkarak vazgeçti. Sonra kendi kendisine konuşmaya başladı; “Ne oldu sana Süleyman? İlk yıllarda ne kadar mutluyduk. Her hafta sonu gezer eğlenirdik. Birbirimize karşı oldukça anlayışlı ve sevgiliydik. Şimdi çok sevdiğin çocuklarına karşı bile ilgisizleştin. Allah sonumuzu hayır eylesin” dedikten sonra kalktı. Bir battaniye alarak getirip Süleyman’ın üstünü örttü. Battaniyenin yere gelen ucunu düzeltirken Süleyman’ın cüzdanının yere düştüğünü gördü. Alıp kaldıracağı sırada şeytani bir vesveseyle cüzdanı açtı. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Cüzdanın içinde gördüğü şey Hülya’yı şaşkına çevirmişti.