İki Yapraklı Yonca (1)
Teneffüs zili çalmış, bütün öğrenciler okulun bahçesine koşuşturmağa başlamışlardı. Hepsi aslında çok yorulmuştu fakat son bir ders kalmış olması onları sevindiriyordu. Herkes sıcak evine gidecek dinlenecekti.
Suna, dışarı çıkmamıştı. Bir haftadır her teneffüste sınıfta kalmayı tercih ediyordu. Bazen iki yandan örgülü saçlarıyla oynuyor, bazen kitap okuyormuş numarası yapıyordu. Bu kez defterini kapatmadı, gözleriyle ders boyunca yazdıklarına göz gezdiriyordu. Anlamıyordu, zaten maksadı da bu değildi.
Ayşe öğretmen, o gün nöbetçi olduğundan koridorlarda geziyor, okulda sessizliği ve düzeni sağlamaya çalışıyordu. Kısa boylu, biraz da kiloluydu. Güler yüzüyle herkese kendini sevdirmişti bu okulda. Hele öğrenciler onu çok seviyordu. Koridor boyunca yürüdü, o da çok yorulmuştu bu gün. Sınıfların kapısından da başını uzatıp içeri bakıyor, her şeyin yolunda olup olmadığını kontrol ediyordu.
10-A sınıfında bir tek Suna vardı, sırasında tek başına oturmuş düşünüyordu. Bir haftadır Suna’nın mutsuzluğunu biliyordu. Önce arkadaşlarından bir ikisiyle sonra da ailesiyle gizli bir iki görüşme yapmış, sebebini öğrenememişti. Şimdi kendisiyle konuşmak için tam fırsattı. İçeri girdi. Yaklaştı.
Elleriyle Suna’nın saçlarını okşadı;
“Sunacığım, ders mi çalışıyorsun kızım?”
Suna, başını kaldırıp öğretmenine baktı. Gelişini fark etmemişti, şaşırdı. Gülümseyerek kendisine bakan Ayşe öğretmen, konuşması için adeta gözleriyle ısrar ediyordu;
“Bir sorun mu var yavrum?”
Suna başını sağa sola istemsizce sallayarak yok demiş ve başını yeniden önüne eğmişti. Ayşe öğretmen Suna’nın önündeki sıraya oturmak üzere hareketlendi, uzun kahverengi eteğini düzelterek oturdu. Öğrencisinin çenesinden eliyle tutarak başını kaldırdı:
“Gözlerime bak kızım...”
Suna bakıyordu. Gözleri dolu doluydu. Ağlamak için sanki birilerinin kendisine dokunmasını bekler gibi hali. Utanmasa öğretmenine sarılıverecek hıçkırarak ağlayacaktı.
“Hadi anlat, nedir sorun?”
“Hiiiç...” dedi Suna, anlatmak istemiyordu belliydi.
“Bu sorunu iyi biliyorum ben. Senin yaşındayken aynı sorundan benim de vardı. Anlatayım mı sana? Dinler misin?” diye sordu, gülümsüyordu.