“İkinci bahar istikametinde, ikinci durakta karşılaştılar…Elini kaldırdı kadın… Aşka umut, aşka özlemle… Bütün koltukları doluydu mavi otobüsün durmadı, transit geçti. Havada kalan siyah eldivenli elini indirirken göz göze geldiler. “Dolu” dedi adam, kim bilir kaç çeyrek dakikayı beklemenin verdiği hayal kırıklığıyla...”
İkinci bahar istikametinde, ikinci durakta karşılaştılar…
Elini kaldırdı kadın… Aşka umut, aşka özlemle… Bütün koltukları doluydu mavi otobüsün durmadı, transit geçti. Havada kalan siyah eldivenli elini indirirken göz göze geldiler.
“Dolu” dedi adam, kim bilir kaç çeyrek dakikayı beklemenin verdiği hayal kırıklığıyla… Sonra koltuğunun altında duran gazeteyi aldı sol eline. Duman rengi paltosunun yakalarını kaldırıp kapattı ensesini. Arkasını döndü ve birkaç adım ötedeki boş bir bank’a oturdu.
Siyah kaban giymişti kadın. Kemerini de sıkıca bağlamıştı. Başına taktığı siyah berenin altından beline kadar dökülen kestane rengi saçları vardı. Arsız oğlan çocuğu gibi hoyratça esen rüzgâr, gri etek uçlarını bazen havalandırıyor, bazen de doluyordu cılız bacaklarına… Yüksek ökçeli siyah, uzun çizmeleri tamamlamıştı zarafetini. Hikâyesine tasvir edercesine inceledi adam, her bir ayrıntıyı ayrı ayrı…
Üzerinde dolaşan bir çift gözün irkintisiyle sarıldı kabanına kadın. Tek ayağının üzerine vererek ağırlığını, uzattı boynunu bir sonraki otobüsün hangi köşeden çıkacağını bilmeden, bekleyen yolcu portresini çizdi. Saatine baktı bir zaman sonra… Sıkılmıştı karakalem tablodaki rolünden… Hala izlendiğini hissediyor, içinden öfkeleniyordu! Ya kendine ya da tanımadığı adama…
“S/cak s/ıcak s/mit…” diye bağıran simitçi çocuğa el etti. Siftah keyfinin verdiği heyecanla koşarak geldi çocuk. Siyah çantasından çıkardığı cüzdanından bozuk para aradı. Bulduğu 1 YTL’ yi uzattı. Simidi saman kâğıda sardı ve uzatırken, esmer çatık kaşlarıyla paraya baktı çocuk. Cebinden çıkarttığı metal paralarla üzerini tamamlayıp, kadına verdi. Yeniden senfonisine devam ederek uzaklaştı.
Simitçiyi uğurlayan gözleri takıldı adama. Paltosunu bacaklarının arasına toplayıp, ayaklarını birbirine kilitleyerek oturmuştu. Gazetesini açmış, arada bir sert esintileriyle, satır aralarına tecavüz eden rüzgâra rağmen okumaya çalışıyordu. Perçemlerine pamuk takılmış gibi bir tutam beyazlık dikkat çekiyordu. Kırlaşmış sakalları ve bıyıklarının arasına saklanmış, ahenkle çizilmiş hatları belirgin dudaklarıyla oynuyordu. Belki de okuduklarına yorum yapıyordu kim bilir?
Veda mektubundaki son satır takılmıştı zihnine kadının. “Olurda ararsan eğer! Bulacağın yeri biliyorsun…” Dürüst olmamıştı ne kendine, nede sevdiklerine. Oysaki kaybolmak istiyordu zamanın herhangi bir kesitinde. Ayakları bedeninden öte bir uzuv değildi ki sürüklesin… Daha önce görmediği bir fotoğrafın karesinde ne işi olduğunu düşünmek bile nafile uğraş olacaktı. “Anı yaşa, an’ı yaşa” diyorlardı, fikir karmaşası yaratmakta becerikli beyinler… Bir duyulsa aklından geçenler! Kötü hissediyordu hem de çok kötü… İtilmiş, kakılmış, atılmış, sıkılmış hatta sıkışmış kalmıştı hayatın cenderesinde. Her denklemi çözemez ki pi sayısı… Kendi sayısını arıyordu belki de…
Adam… Hüzün lekesi kalmıştı yüzünde, üstelik utanmadan, sinsice gülüşlerine sıçramış, masum tebessümlerinin içine etmişti… Hayata tutunan avuçlarında, tırnak izlerinin yarası kalmıştı. Hani diyordu… Bahar değil de yaz gelsin. Kavursun sıcak. Varsın akasyalar açmasın, kırmızı güller açsın. Varsın badem ağacı; çiçeklerini döllemiş, ekşi meyvelerini dökmüş olsun, kime ne ki… Leylekgagasında asılı bebekliğini düşlediği günlere uçtu yüreği. Havada gördüğü her leyleğe şükranlarını sunardı, onu annesine verdiği için…
Ziyaretçi Yorumu / 29.03.2008yine güzel bi devamı gelecek öykü!Müzik,btimleme ve işte bütünleşen öykü ikinci bahar, harikasınız daha kaç kez diyeceğim acaba?!?yüreğinize sağlık müdüre hanım
Ersin Başeğmez / 29.03.2008derin bir anlatım. ağdalı kelimelerden ziyade ağadlı duygular, zor sökülen, öğrenilen ve kavranılan.
tebrikler
Ziyaretçi Yorumu / 29.03.2008Heyecanla okudum, farkli anlatimin cok gizemli bir o kadar etkileyici... Guclu kaleminize, guzel yureginize saglik. tebrikler
Mustafa Özay / 29.03.2008Bu sitede birşeyi hep tekrar tekrar yaşayarak anladım. Aynı şey dönme dolap gibi döndü durdu. O şey, bu sitedeki keşfedemediğim ve edince de şaşırdığım yeteneklerdir. Onlardan birisiniz. Azalması ve eskilerin terk edip gitmesi üzücü olsa da. Mesela Bir Sedat Alkaç ı okuyamamak bir Akın Sarı yı artık eskisi gibi hergün takip edememek üzücü olsa da. Yine de sevindirici şeyler var site de. Sizin gibi yazarlar var. Hepsini bilemediğim için, her zaman takip edemediğim için özür dilemek isterim. Böyle hikayeleri yazanların olması yine de. Yine de burayı ülkenin en güzel sitesi yapıyor.
Eylül Duru / 29.03.2008betimleriniz ne kadar güzel durmuş öyle. baahr gibi bişey olmuş.tebrikler
Selcan Aktaş / 29.03.2008betimlemelerle canlılık kazanmış satırlar..
okurken nasıl da akıyor hikaye anlamıyorsunuz..
ben bu seriyi merakla bekliyorum...
ellerinize sağlık..
Ayten Dirier / 28.03.2008şiirsel hikayenin etkisini uzun süre hissettirmesi dileğiyle, başarılar...
Seher Yildiz / 28.03.2008Heyecanla okudum, farkli anlatiminiz cok gizemli bir o kadar etkileyici...
Merakla ikinci bolumu bekliyorum. Guclu kaleminize, guzel yureginize saglik.
Sevgiler.
Gülçin Karakaya / 28.03.2008Kaleminiz her zamaki gibi çok güçlü.Sabırsızlıkla ikinci bölümün devamını beklyoruz....
Muzaffer Akçay / 28.03.2008Duygulandım.Hele son kelimeler....Çok teşekkürler.İyi ki kaleminizdeki güzellikleri bize sunuyor ve duygular aleminde bizleri mesrur ediyorsunuz...
Kenan Ocak / 28.03.2008Uzun zamandır bakamıyordum siteye.. Açıkçası bu hikayeni okuduğumda ilk aklıma gelen de özlemişim duygusal deprem yaratan yazılarını.. Gene güzel bir hikaye formatı.. Gene yüreğinden dökülen cümleler.. Hem yazar.. Hem şair olmak böyle yazdırıyor demek ki.. Tebriklerim seninle..
Erturan Elmas / 28.03.2008A.Haşim`e sormuşlar: Üstad, Merdiven şiirinizde siz neyi anlattınız? Aşkı mı, hayatı mı yoksa alelade bir akşam manzarasını mı? Haşim şöyle cevap vermiş: Siz neyi anladıysanız ben onu anlattım. Bu ve cevap sembolizmin ilkesidir. Sanırım Necla Hanım`a aynı soruyu sorsak böyle bir cevap alırız.
Mutsuzluk kaynaklı son bir umut diyebileceğimiz bir bekleyiş hikayesi. Siyahlar giyinmiş bir kadın aşk ve umutla otobüse binmeğe çalışır ama otobüs doludur. Kadınla aynı psikolojideki gizemli bir adam da uzun süredir beklemektedir. Ortak özellikleri bununla sınırlı değil. Yaşlılık, çile çekmişlik, hayal kırıklığına uğramışlık... Ama yine de bir umut. Ne demiş Yahya Kemal: İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.
Çok güzel Necla Hanım. Öykünüzün devamını merakla bekliyorm.
Nermin Aydın / 28.03.2008NE GUZEL ANLATIM NEFIS SEVGIYLE KAL
Çiğdem Bekar Abilov / 28.03.2008Duygu ve ayrıntıları iyi işlemişsin.Kutlarım
Ender Karakaya / 28.03.2008Zengin ve içerikli bir anlatım.Usta kalemi bizden sadece Tebrik etmek düşer.