İkinci Bir Emre Kadar Bütün Hayaller Yasak
Her şey hayal etmeyle başlar…
Önce güzel bir hayat hayal ederiz. Dünyaya geldiğimiz günden terk edeceğimiz zamana kadar, tamamen güzel bir hayat. Hatta tahayyülünü zorlayıp ölmemeyi hayal edenler bile vardır. Kimileri Anka kuşu gibi Kaf dağından uçarak dünyadan göçer, kimileri de efruz bey gibi omuzdan omuza gezerek…
Ne hayal etmeye çalışsak, ensemizde şamar gibi bir acı hissederiz. Okumadan olmaz! Delikanlı yirmisine gelmiştir. Hayal dünyasında sarışın kızlar, esmer kızlar, melezler, hatta çocuğum yetenekli olsun diye zenci kızla evlenmeyi hayal edenler bile olabilir. Haberleri takip etmeyenler, yahu ne olur ne olmaz ithal kadın hayal etmeyelim, devlet vergi isteyebilir diye hayal etmeyi bırakanlarda olabilir. Kimisi ehliyeti olmadığı halde araba hayal eder kimisi de yüksek ten korktuğu halde uçak…
Bizde ufak bir edebi topluluk olarak(benimle birlikte 4 kişiydik) sınıfın kapısını üstadın açmasını ve şiirler okuyarak derse başlamasını, sıcağın bastırdığı saatlerde Ömer Seyfettin’in hikâye anlatarak bizi uyutmasını, Yavuz Bülent BAKİLER’in bağıra bağıra Türk eğitim sistemi yetersiz, çocuklarımız dillerinden, kültürlerinden yoksun yetişiyorlar, Avrupa’da ki çocuk bizim gencimizden bin kelime daha fazla biliyor demesini hayal etmiştik. Ama yalnızca hayal!
Ve hocamız bunca hayalden sonra derse giriyor. Arkadaşlar gözünüzü kapadın ve hayal edin, muhayyilenizi genişletin, sonsuz düşünün, erişilmezleri tutmaya çalışın! Genç gözünü kapatıyor. Göz kapaklarından gelen bir ses… Bütünlemeye kaldın evladım, tatilin iptal! Diğer çocuk kapatır, yine benzer bir ses gelir. Final notun kırk dört, bir puanla arkadaşının yanındasın. Ve diğeri, diğerleri, bütün sınıf… Her tarafta aynı uğultu… Yüzde kırklar, yüzde altmışlar ve daha da kötüsü bir sürü cebirsel eziyetten sonra sınav salonunun duvarına acıklı şiirler yazmak…
Evet, gençler bir dahaki emre kadar bütün hayal seferleri iptal edilmiştir. Hayal edenler kaptan pilot tarafından dersten atılacaktır! Herkes sus pus olmuş, başlar doksan derecelik açıyla saltanat kayığını andıran ayakkabıların ucuna bakıyor. İşte güzel bir edebiyat ortamı… Gencin kulaklarında küçük Emrah’tan dertli bir parça, önünde paçavraya dönmüş kâğıt ve elinde Orhan Gencebay’ın sazının yapıldığı ağaçtan bir kara kalem… Dizeler şöyle başlar: yazıklar olsun, ben her gece sarhoşum, neden senin saçların beyazlamış arkadaş, iki gözüm iki çeşme, sayende günahkâr oldum, yazıklar olsun ve daha binlerce mısra…
Şimdi tekrar gencin muhayyilesine dönelim. Sanki mahşer yeri, o ne kalabalık yarabbi, bütün arabesk dünyası burada, hemde orkestralarıyla… Mikrofonlar hiç boş kalmıyor, sunucumuz şeytandan sürekli anonslar. Müslüm Baba’dan şu parça, Ferdi Tayfur’dan bu parça… Bütün millet masalarda, kimisi sahneye yakın yerlerden kimisi duvar dibinden kimisi de cam kenarından… Bazı masalarda siyasi oluşumlar, bazı masalarda makyaj tartışmaları, bazılarında magazinden damlalar… Bütün bir geceyi boş düşünceler, şehvet dolu istekler mahveder.
Ey Türk gençliğinin biçare evlatları(!) ey kaşına gözüne kurban olduklarım. Bu düşünce sistemi bana okuduğum enternasyonal yazın kitaplarındaki ecnebi fikir adamlarının yazılarını anımsatıyor. İlk çağ yunan filozofları harmanı kaldırmış, hayvanları yemlemiş, ağaçları sulamışlar. İçlerinden ak keçisakallı bir dede sormuş:
- Hey her şey tamam ekinleri topladık, harmanı kaldırdık, mahsülü aldık, hayvanları yemledik. Şimdi ne yapacağız?
Hemen sakallı bilginlerin kafalarında bir ampul yanmış(siyasi olmayan cinsten).gel beri git öteki derken oturmuşlar köy kahvesine. Batak, yanık, pişti havada uçuşuyor. banane be yav ben mi kurtaracağım hayatı. Bunun Buda’sı var, Konfiçyüs’ü var ne uğraşacağım. Oturun oyun oynayalım, demek yerine; hadi düşünelim iş güç yok, hayvan gibi zaten bir yaz boyunca çalıştık, şimdi insan olduğumuzu gösterelim, demişler. İşte Latin düşünce sisteminin kurucuları…
Onların soyundan gelen alkolik kuşak dahi yeni doğan çocuklarına bizimkiler gibi boncuk atan silahlar, oyuncak bebekler yerine, üzerinde harfler olan, sayılar olan oyuncaktan daha çok albenisi olan bizim yap-boz diye tabir ettiğimiz oyuncaklar alıyorlar.
Neden mi? Çünkü insan beyni bildiği kelime sayısıyla eş değerde çalışır. Bir batılı 8 yıllık eğitimden sonra ortalama 70.000 civarında kelime haznesine sahip oluyor. Bir Japon 45.000 bir İtalyan 30.000… bir Türk ise aldığı 15 yıllık eğitimden sonra yalnızca 20.000 civarı kelime haznesine sahip oluyor. Bu yüzden düşündüklerimiz ve hayal ettiklerimiz bildiğimiz kelime sayısıyla eş değer oluyor. Bilinen kelimelerin ise % 50 den fazlasını izlediğimiz televizyon programları öğretiyor ki bu kelimelerin bizim dilimizle uzaktan yakından hiçbir alakası olmuyor.6 yaşındaki çocuğumuz milli marşımızdan önce, vatan şiirlerimizden, toprak kokan türkülerimizden önce bir Amerikan çiftinin ilişkilerini, İngiliz futbol takımın oyuncularının adlarını öğreniyor.
Bizimkisi düşünce ya istediğimiz gibi düşünebiliriz. Ne olsa başkalarının düşüncelerini fiiliyata dökmelerinden alıkoymuyoruz. Fakat biz düşünürken de adamlar emperyalist güçlerle Arap kısraklarına binip İstanbul boğazından bize el sallıyorlar. Ey aziz Türkler size ayarı verdik, şimdi çevirin uydularınızı sağdan sola, soldan sağa… Bir kanalımızda kim kimi izliyor, diğerinde kim daha iyi tepiniyor?
Sorunumuz nasa tarafından tespit edilmiştir. Bütün mesele burada… Olmak ya da olmamak… Düşündüğümüz ve hayal ettiğimiz ölçüde varız diye bizi yıllarca oyalayan sevgili danıld amcalarımız tamamen hayalden ibaret. Bizi hayvandan ayrılalım, aklımızı kullanalım, düşüncelerimizi kullanalım diye kandıran adamlar her gün evlerinde koyun, kuzu, inek hatta sivrisinek kopyalıyorlar. Madem hayvandan ayrılacağız, aklımızla dertlere deva, hastalıklara şifa olacağız, neden hayvandan ayrılamıyoruz(!) çünkü artık onlarda bizler gibi… Ağzımızda saman sırtımızda sopa… Gevişle Türk evladı vatan sağ olsun. Toprak nasıl olsa atı da insanı da kabul eder.
20.000 kelimelik bilimsel bir öykü beni ancak bu şekilde kaldırabilir… Bildiğimiz kelime sayısı düşünce ve hayal gücümüze bağlıdır, sözünü tekrar hatırlatarak yazımızı bitirmek istiyorum. İkinci bir emre kadar bütün hayaller yasak. Saklı kentin insanları gibi kendi yolumuzu kendimiz bulmalıyız…
Not:Hiç bir edebi kaygı taşımadan,ağızdan çıktığı gibi sanala aktarılmıştır...