İlık Bahara Sıcak Göndermeler
Unutulan bir şey var. Baharın sarhoş edici ılıklığında kaybolan bir şey. Düşlerime konup kalkan mavi bir bulut içine gizlenmiş, hiç kaybolmayacak bir tebessüm kadar hafif, görsem yanaklarımı, yüzümü ısıtacak, belki yeniden ıslanmaya başlayan gözlerime yuvalandığı gibi kalacak, hiç gitmesin istediğim bir misafir, hiç bitmesin istediğim bir şarkı, boyu kırk arşın, gölgesi kilometrelerce öteden üstüme düşen, uzun süredir ilk kez bu kadar çok umursadığım, gerçeğe çok yakın son rüyam.
Bin bir anı içinde, anımsanmayacak kadar küçük bir bakışın, içime ok gibi saplanan bir bağımlılığa dönüşme sürecinde fark ettiğim bir başka korkum, başka bir hüznüm, büyüse söndüremeyeceğim bir yangın, hücrelerime işlese kurtulamayacağım bir virüs, beni ele geçireceğinden endişelendiğim aydınlığın son yüzyılda görülen en belirgin hali. Ayın bu kıpırdanışları içinde, güneş tutulmaya çok yakın. Deliksiz bir uykunun en ıssız rüyasının tam ortasında delinen, her bir parçası ayrı bir kıtaya saplanan, yeri göğü kendine mesken edinen, bulutsuzluk özlemimde muson yağmurları gibi gecelerimi sele boğan, tarifi yüz bin kitap, tasdiki yüz bin evren, içime gömülü, kaldırıp atsam gayretullaha dokunacak, saklasam içimde patlayacak büyük bir sır.
Bilinen sadece ismindir. Gördüğüm görmek istediğimden çok ötede. Varlık, kendi içinde tüm yoksullarına kucaklar dolusu dünyalık sevgi peşrevleri dağıtadursun, bu nasipsiz fakirin ocağına hiç sönmeyecek bir ateş düşürmek üzere. Küllerinden doğanların dilinde pelesenk en meşhur slogandır: ‘ufak tefek sızıların ölümcül kalp hastalığına meyletmesi, dik yokuşu olan tepelerde, her kış, bir kartopunun dev bir çığa dönüşmesi gibidir’. Açılmadan okunmuş bir mektup gibi, tutmadığım avuçların içinde oynaşan çizgileri okuyor boşluğu kavrayan ellerim.
Her zaman söylenecek bir şarkı vardır. Oysa susmak iyidir bazen. İçimdeki dilsiz ejderhayı tahrik etmek istiyorum. Yıllardır içimdeki kuyuda biriken suskunluğunu bir ateş topunun içinde fırlatıp yaksın istiyorum bütün Romaları.
Kopan bir uzuv, doku reddetmedikçe her haliyle vücudun kabulüdür. Nefrete matuf, iç çekişlerle dolu her nefes, günün birinde her harfi üç yüz okka, sihirli sözcükleri yaşamın yüzüne söyleyebiliyorsa aşkın tezahürüdür. Nefes alışverişi dahi havaya keskin zehirler bırakan, elleri merhametsizlik kokan müzmin, dokunduğu taşı çatlatan bir zalimdir. Yol bir yerlerde ayrılıp inkıtaa uğramadan başka bir yerde yeniden birleşiyorsa o yol da istikametin bir parçasıdır. Yürüdüğü yollarda bıraktığı ayak izleri, arkasında ezilmemiş çiçekler bırakan her gezgin, gül bahçelerinin hürmetle selamladığı bir salimdir.
Bütün yolların ayrımında, zor da olsa, ezberimdeki harita beni yanıltmıyorsa, bu yol sana gidiyor.