İlkbahar ve Gelin 2bölüm
Ağaç yapraklarını yiyen tırtıl büyük bir projeyi ustalıkla çizen bir mimar gibi itinalı hareket ederken bir yandan da yaprakların üzerinde bıraktığı şekillere bakıp ta bir mimarın olağanüstü yapısına benzetip hayran kalmamak mümkün değildir.
Elbette ki Allah kâinata nokta nokta hâkimdir. Tırtılın bu gayreti sadece bir gecelik yaşam için. Başlar etrafını ilmek ilmek örmeye. Ne kadar yaşayacağı umurunda değil. Yaşayacak işte önemli olan bu değil mi? Birkaç santim boyuna rağmen o da farkında ki bir görevi var, ve bu görevi yerine getirmek için ipek iplerle sevdiğinin mendilinin kenarını oyalayan yeni gelin gibi kendi etrafını oya gibi örmeye başlar. Görevi biter, çıkma vakti gelince ve görevini tamamlamanın verdiği huzurla kelebeğe dönüşür uçar gider. Bir kelebeği görüp de hayranlıkla bakmamak mümkün değil. O küçücük tırtılda tecelli eden O’nun vasıfları görebilene ne mutlu.
Rabbimiz bal arısına şöyle vahyetti:
“Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin hepsinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollara gir. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır” 1
Bu ayetleri okuyup iman ettikten sonra, kalkıp ta nasıl olurda küçük bir böcek bin bir derde şifa olabilecek bir besini yapabilir diye sormak sadece ahmaklık olur. Cevab hazır.
"Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır..." 2
Ayette açıkça belirtildiği gibi, göklerde ve yerde olan emre amade kılınmış. Başka söze hiç hacet yok.
Gelinin süzülerek gelmesi ile görülen değişiklikler sadece toprak üzerinde görülmez. Toprak için bir nevi karşılık verme vaktidir artık. İçinde olan ne varsa meydana çıkarma zamanı gelen toprak kendisi ile nasıl sohbet edildiyse karşılığını da aynı şekilde verecektir mutlaka. Ne ekersen onu biçersin sözünü teyit eder gibi verilen ne ise onun bin katını cömertçe geri iade eder. Gelin olduğu sürece vermeye de devam eder.
Gelinin gülüşüne yanıt veren güneş yukarıda görünmeye devam ettikçe gökyüzünde ve yeryüzünde olan bütün canlılarda bu gülüşe her biri kendi üzerine düşeni yerine getirerek yanıt verir.
Kuşların yeniden yuvalarını yapması, çiçeklerin bin bir renge bürünüp, gelinin kaşlarını hafif çatar gibi, hafif esen rüzgâr karşısında nazlı nazlı sallanmaları, her sallanışta misler gibi kokmaları, kelebeğin dans eder gibi uçup çiçeğe konması, kuşların koro halinde şakımaları, ağaçların çeşit çeşit meyve vermesi, toprağın uyanıp rızk dağıtmaya başlaması, arının bal yapması, karıncanın erzak biriktirmeye başlaması, ağustosböceğinin saz çalması, âşık ile maşukun bir araya gelip meşk etmesi, evlerin camlarını açıp güneşin içeri süzülmesine izin verilmesi, civcivin yumurtadan çıkması, kuzunun yüzlerce koyun arasından annesini bulup karnını doyurma telaşı, çocuk cıvıltılarının kuş seslerine karışmaya başlaması…bütün bu değişikliklerin tek sebebi, yeni gelin gibi süzülerek gelen ilkbahardır.
Yeni başlangıçlar yapmak, yeni kararlar verip uygulamaya başlamak, umut ile yaşama yeniden sarılmak, değişikliklere sevinçle karşılık verip ortak olmak için ilkbahar bir umuttur aslında.
Bir tırtılın yaşama sevincine ortak olup, karınca gibi gayret etmek, arı gibi faydalı olup arada bir ağustosböceğine bakıp dans ederek ona eşlik etmek gerekmektedir.
İnsanın arıya, arının çiçeğe, çiçeğin bahara ihtiyaç duyması yaşamın devamı için gereklidir.
“”Sohbet vardır, keskin bir kılıca benzer; bostanı, ekini kış gibi kesip biçer. Sohbet vardır, ilkbahar gibidir. Her tarafı yapar, sayısız meyveler verir.””der. Mevlana Hazretleri.
Bütün sohbetlerin ilkbahar tadında geçmesi temennisi ile.
Son.
Nuran...
1(Nahl suresi 68-69 ayetler)
2(Lokman Suresi, 20 ayet)