İmirin İti (5)İmirin İti (5)Çukurova`nın yaz sıcağınıı ancak yaşayanlar bilir. Tarifi mümkün değildir. Çukurovalının yazın yaylalara çıkması tesadüf değildir. Geçmişi üç bin yıla dayanan bir göç ,günümüzde bile hala devam etmektedir buralarda. Çukurova`nın kendine has iklimi göçerliliği mecbur kılmıştır. Bu bölgenin sosyal ve kültürel yaşamında yayla kültürü çok önemli bir yer tutar. Düne kadar Çukurova`da yaşam bu günki gibi değildi. Geçim sadece hayvancılık üzerineydi. Çukurova demek bataklık demekti, hastalık demekti, sivrisinek demekti. İnsanlar hayvancılığa bağlı yaşam biçimi gereği sürekli hareket halindeydiler. Kışı çukurovanın ılık bölgelerinde geçiren aşiretler yazın Torosların serin yaylalarına göçerlerdi. Yayla göçleri sosyal yaşamı etkileyen başlı başına bir olaydı. Göçün bir kolu Taşköprü’den Bağdaş üzerinden Göksun yoluyla Kapadokya’ya ’çekilirken , öteki kol Andırın yoluyla Meryemçil’ üzerinden Göksun’a ulaşarak diğer yolla birleşirdi. Göçerlik, hayvancılığa dayalı üretimin zorunlu kıldığı bir yaşam biçimiydi.İlkbaharla birlikte kır çiçekleri açtığında göçerlerde hayvanlarını otlatmak için Toros yaylalarına çıkmaya başlarlardı. Akdeniz sıcaklıklarının etkili olduğu yaz aylarında ise ,soğuk ve billur gibi temiz pınarların kaynadığı, serin yaylalara çıkışlar giderek hızlanırdı. 19 yüzyılda Çukurova’da yaşanan önemli tarihi toplumsal olaylardan biri , Derviş Paşa komutasında oluşturulan Fırka-ı Islahiye’nin yapmış olduğu iskan hareketidir. Bu hareketin temel hedefi yöredeki göçebe aşiretleri yerleşik yaşama geçirmekti. Böylece, orduya yeni asker kaynakları yaratmak, bölgeden düzenli vergi toplayabilmek, yöredeki eşkıya faaliyetlerine son vererek yol güvenliği sağlamak gibi hedeflere ulaşılmış olacaktı. İskana Amik ovasından başlanır. İlk önce Gavurdağı iskanı gerçekleştirilir. Bu iskan sırasında Osmaniye kurulur. Konar göçerler Çukurova, Kozan, Gavurdağı ve kürt dağlarına yerleştirilmesiyle , bütün bölgenin zamanla nüfusu artar, ziraat gelişir. Bugün Türkiye’nin bu bölgesinin ekonomik ve sosyal açıdan canlı ve hareketli olmasında bu iskanın payı büyüktür. On dokuzuncu yüzyılda gerçekleştirilen b u isakan hareketi göçerlerin yaşamlarında önemli değişikliklere sebep olmuştur.Yerleşik düzene geçişteki acelecilik ve plansızlık çok sayıda insanın ve hayvanın yok olmasına sebep olmuştur. Zamanımızda şekli değişse de yaylacılık artarak devam etmektedir. Çukurova’nın sarı sıcağından sivrisineğinden kaçan halk yine aynı yolları kullanarak Torosların doruklarındaki yaylalara ulaşır . Güz mevsimi, dağ köylerinde iş demektir. Kışa hazırlık demektir. Yaza sağ çıkmanın yolu, güz mevsiminde çalışmaktan geçer. Toros dağlarının yaylalıklarında yaşayan köylüler, bu mevsimde, kışlık odunlarını hazırlar, tarlalarını sürerek, ekim işlerini tamamlarlar. Ailede herkese bir iş, mutlaka vardır. Kadınlar, uzun kış mevsimi için hazırlıklarını, güz aylarında yaparlar. Salça hazırlamak, tarhana yapmak, kışın bulunmayan sebze ve meyvelerin kurutulması, bu aylarda yapılan işlerin sadece bir kaçıdır. Kendi yiyeceği buğdaydan tut hayvanların yiyeceği arpa, yulaf, çavdara kadar her şey bu mevsim de ekilir. Tarlalar sürülmeye başladığında köyde kimse kalmaz. Kurumuş otlar ve anız artıkları yüzünden sapsarı görülen düzlükler karasaban işledikçe kararır, sabanın peşindeki insanların rengine döner. Vakit ikindiyi geçmişti. Kamil, elindeki mesesi, sürülmüş toprağa sapladı. Dudaklarinin arasından kalınca bir ıslık çıktı. Öküzler oldukları yerde kaldılar. Sabanin burnunu topragin içine iyice soktu. Öküzleri boyunduruktan kurtararak, pinarin başina kadar götürdü. Suladiktan sonra yukariya dogru sürdü. Güneş hayli egildigi halde, sicak hala etkisini sürdürüyordu. Tarlanin kiyisindaki dut agacin altina dogru gitti. Dala astigi azik çaputunu alarak, tekrar pinarin başina dogru geldi. Çaputun içinden bir yufka çikardi. Kurumuş ekmek ufaklarini, yufkanin içine koydu, dürüm yaparak, iştahla yemege başladi. Dürümü bitirdikten sonra, azik çaputunu topladi, dügümledi. Egildi, Agpinarin buz gibi suyundan kana kana içti. Dut agacinidan tarafa yürüdü. Azik çaputunu tekrar dala asti. Sonra, sirtini agaca yaslayarak, gözünü, karşi daglara dikti. Yorgunlugunun yeni farkina varmişti. Üç beş evlek yer için kaç gündür gelip gidiyordu. Kendi kendine "Hay böyle irezil hayatin..." diye mirildandi. Çocuklugundan beri, bu tarlanin rezilligini yaşiyordu. Rahmetli babasi, tarlayi sürerken kendide öküzlerin önünden yürür, su getirir, hayvanlari sular, çevreden odun toplardi. Bir koca ömür, böyle geçmişti. Tam, dalip kendinden geçecek zaman, bir gürültü işitti. Hafifçe dogrulup etrafa bakti. Hiç birşey göremedi. Bir taş yuvarlanir gibi oldu. Derken uzaktan sesler duyulmaya başladi. Kamil korkmaya başladi. "Eşkiyalar" dedi kendi kendine. "Yandik, bir bu eksikti" Tarlanin ormana yakin olan kisminda bir kipirti hissetti. Dikkatini oraya verdi. Derken, ayak sesleri duyulmaya başladi. Uzaktan bir ses: -Pınarın başında istirahat edilecek. -Emredersiniz Komutanım. Patika yolda, bir kaç asker belirdi. Berbat bir haldeydiler. Yorgunlukları hallerinden belli oluyordu. Derken, arkadan bir müfreze asker göründü. Önce çıkanlar, emniyet tedbiri alırken, diğerleride pınarın başına doğru yürümeye başladılar. Başlarında, ufak tefek biri vardı. Kamil, yerinden kalkarak pınara doğru yürüdü. Yüreğine su serpilmişti. Pınara, askerlerden önce vardı. Öndeki ufak tefek olan, Kamil`e seslendi: -Hey! dur bakalım, kimsin sen? Kamil, dikkatli bakinca, adamin kambur oldugunun farkina vardi. Rütbesi, yüzbaşi oldugunu gösteriyordu. Içinden "Kambur yüzbaşi dedikleri bu olsa gerek" diye düşündü. Askerlik günleri aklina geldi. Hazırola geçti. Askerde ezberlediği tekmili okumaya başladi: -Beşinci topçu alayi, üçüncü tabur, yedinci bölükten, Adana ili, Kars kazasi, Halil oglu, 1315 tevellüt, Kamil Elebakan. Kambur yüzbaşı, hafifçe yılıştı. Pınarın başına vardı. Şapkasını çıkardı. Askerlerden biri koşarak geldi, şapkayı aldı. Yüzbaşı, eğilerek yüzünü yıkamaya başladı. Bu arada diğer bir asker de, elindeki matarayı doldurarak yüzbaşıya uzattı. Yüzbaşı, suyu tepesine dikti. Matarayı geri uzatırken, hala hazırolda bekleyen Kamil` e gözü takıldı. Yanına yaklaşmasını işaret ederek: -Bu pınarın adı ne? -Ağpınar derler kumandan. -Çok esaslı suyu varmış. Aslında siz köylüler çok şanslısınız da farkında değilsiniz. -Anlamadım kumandan. -Anlamassın tabi. Şu suyun sizin yanınızda hiç kıymeti yoktur mesela. Ama, çukurovada olsan, içecek kuyu suyundan başka bir şey bulamazsın. Sıtma tifo hemen hazırdır. Bak burda suyun en iyisi sizde. Kamil, bayağı keyiflenmişti. Kendini gerçekten şanslı hissetti. -Kumandan, bizim köyün her tarafından su çıkar. Hepsinin tadı ayrıdır. Hepsi birbirinden soğuktur. Hele şu Yavşanlı tepede bir su var, siz onu göreceksiniz. Her derde devadır. Ta uzaklardan gelip, Yavşanlı pınarın suyunu doldurup götürürler. Götürürlerde, ilaç diye içerler. -Nerede bu pınar? -Aha şu karşi dagı görüyor musun, işte onun tepesinden, yavşanlarin arasından çamlarin dibinden çıkar. Aha dediği yer, bir günlük yoldu. Kambur yüzbaşı, biraz önce şapkasını tutan ere dönerek: -Yanına bir kaç matara al, şu ihtiyarla pınara kadar gidip, doldurup gelin. Kamil`e dönerek: - -Bakalım dediğin kadar var mı? Zavallı Kamil, dediğine diyeceğine bin pişman olmuştu. Kendi önde, asker arkada, Yavşanlı pınarın yolunu tuttular. Bu kadar yorgunluğun üzerine, çekilecek yol değildi. Patika yolda iki saat yürüdükten sonra, bir çam ağacının altında durup biraz soluklandılar. Bu arada, yukardan, odun yüklü bir eşeği ile bir genç göründü. Genç, askeri görünce biraz korktu. Yanında Kamil `i görünce şaşırdı. -Hayırola Kamil emmi, nereye böyle dar vakit? Kamil`in solugu burnundan çıkıyordu. Yorgunluktan ölmüştü. Gence dönerek: -Meraklanacak bir şey yok yiğenim. Sen geçerken bize uğrada, Eşe Bibine söyle, merak etmesin. De ki; Kamil Emmim Ağpınarda bir bok yemiş, Yavşanlı pınara ağzını yıkamaya gidiyormuş de.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Sudenaz’dan Mektuplar (ııı)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 20 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
1
Aralık
1
Kasım
18
Yalakalık Üzerine
• Muzaffer Yüksel Kaya • Hayata Dair Denemeler • 13 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
13
Nisan
19
Bir Tarih Yok Oluyor
• Muzaffer Yüksel Kaya • Eleştiri Makaleleri • 160 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
10
İmirin İti (6) Kırmızı Emine
• Muzaffer Yüksel Kaya • Yaşamdan Hikayeler • 346 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Eylül
24
Kasım
2
Nisan
3
Şubat
26
Karatepe (aslantaş)
• Muzaffer Yüksel Kaya • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 737 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ekim
3
Nisan
3
Öğretmenlerimi Mahkemeye Veriyorum
• Muzaffer Yüksel Kaya • Başkaldırı Hikayeleri • 700 kez okundu. • 11 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||