İnsan Pilİnsan Pilbaşı çok ağrıyordu. boynu ve beli ona çok yük olmaya başlamıştı. gitmediği doktor, danışmadığı insan kalmamıştı. her türlü vücut egzersizini, banyo kürünü uygulamıştı. yogaya bile yazılmıştı. bütün bunların bir faydası olmuştu ancak, geçici bir süre için. gidişat daha kötüye doğruydu, ve anlık kazanımlar sadece acılarından ona bir molaydı. artık daha sinirli bir insan da olmaya başamıştı. ki herkes onu şefkatli bilirdi.çok garip bir işi vardı. kimseye fazla anlatmazdı. insanların aklına iyi kötü herşey gelirdi. aslında anlatmaması kendi isteğine bağlı değildi. bu şirket politikasıydı. çok garip kuralları olan bir yerde çalışıyordu. mesela sabahları giriş saati sekizdi ve şirket kesinlikle kimsenin geç gelmemesini istiyordu. geç giden de kapıdan içeri alınmıyor, ve o günlük maaşı otomatikman kesiliyordu. buna pek anlam veremiyordu, çünkü bazı günler çok önemli projeleri oluyordu fakat kapıdaki açıklamalar faydasızdı, kurallar kesindi ve içeri giremezdi. sonuçta o da çok geç kalmazdı işe. birkaç kez sadece, ve patronlarıyla arasını bozacak kadar değildi. o gün geç kalktı. aynı rüyayı defalarca kez görmüştü, ve yatağından kalkamamıştı. garip bir hafiflikle uyandı. genelde yorgun kalkardı, ki bel ağrısı yüzünden uyku tutmayan gecesi çoktu. o sabah farklıydı. koku alma duyusu da biraz artmıştı sanki. daha çok tat alıyordu. nasıl hazırlandı, nasıl çıktı hatırlayamıyordu. herşey çok ani gelişiyordu, ama o heyecanlı da değildi. iş yerine saat sekizi beş geçe vardı. kapıdaki sekreter, koca metal kapıyı açacak düğmeye basmayı reddetti. dışarı çıktı. ofisin olduğu binada camlar aynalıydı. dışarıdan hiçbirşey gözükmezdi. binaya karanlık ve gizemli bir hava katıyordu. arka tarafa dolaştı. dört katlı bina çok genişti, başka ofisler, kargo bölümü, depolar vardı binada. ama o hiç bu taraflara gelmemişti. ihtiyaç mı duymamıştı, yoksa kapıdan çıkar çıkmaz hemen uzaklaşmak istediğinden mi bilmiyordu. arkada büyük bir kamyon gelmiş, yük boşaltıyordu. bir sürü işçi çalışıyordu, bir iki tane de gömlekli adam. tanımadığı yabancılara gidip konuşmaya başlayacak birisi değildi, hem onlara ne diyecekti? "içeri girip, ofisime gizlice girmeye çalışacağım" mı? bu ihtimal dışıydı. kaldırımda uzun süre bekledi. gitti bi kahve aldı bir de ucuza satılan kahvaltı hamburgerinden. karnını doyurmaya yetmişti. 1-2 saat orada bekledi. işçiler çay, sigara molası vermek için kamyonun sol tarafına doğru toplandılar. bir kağıdı açmış gömlekli bir adam bu sırada onlara birşeyler anlatıyordu. binanın etrafından dolaşıyor gibi yürümeye başladı. kamyonun diğer tarafına varınca, işçilerin görüş alanından çıkmıştı, ve içeri daldı, hemen aşağıya doğru inen merdivenlerden indi. merdivenlerin altı karanlık sayılırdı. sağ tarafında bir kapı vardı. kapı ağırdı ama açıktı. içeri girdi. kazan dairesi gibi bir yerdi burası. binanın su, gaz teşkilatları falan buradan dağılıyordu anlaşılan. karanlık, tozlu ve nemli bir mekandı. kendi ofisi doğrultusunda yürüdü. yukarıya doğru bir merdivenden çıktı. kapı kilitliydi. ama bu evlerde bulunan ve tokmağı döndürerek açılan kapılardandı, ve tokmağın ortasında bir delik vardı. delikten sivri bir şey sokunca açılırdı. etrafı dolaştı, borulardan birini duvara tutturmak için sarılan bir tel vardı. ondan biraz açıp kopardı. kapıyı açtı. işyerinin tuvaletindeki temizlik dolabı sandığı kapıdan çıkmıştı. kendini tuvalette bulmuştu. kapıyı sessizce kapadı. ses yapmamak için çok uğraşti ama içeriden de hiç ses gelmiyordu. bir süre orda durdu. ellerini hafifçe ıslatıp yüzüne sürdü ve aynaya baktı, olanların bir gerçek olup olmadığını anlamak istercesine. bir süre orada bekledi. öyle oturdu. en iyi zamanı kollamak istiyordu, ama nasıl karar vereceğini de hiç bilmiyordu. değişen bir şey yoktu, koca bir sessizlik, ve soğuk yalnız bir oda. biraz da korkuyordu ofisin kapısını açmaya. yasağı delecekti. kapıyı açtı. normalde bu saatte ofis aydınlık olurdu, ama koridorlar loştu. sanki terkedilmişti. içeri doğru yavaşça girdi. kilim döşenmiş yerlerde sessizce yürüyebiliyordu. tuvaletin kapısını kapatmadan iyice itti. ofiste tüm odalar binanın dış cephesindeydi ve ortak odaların etrafında dönen koridor tüm odaları birbirine bağlardı. odasına doğru gitti. kapılar ya kapalı ya da kapalıya yakındı. odaların hiçbirinde ışık yoktu. sadece bir odadan ışıklar ve sesler geliyordu. ama insan sesi değildi bu. fan sesiydi, kendi bilgisayarının çalışırken çıkardığı ses gibiydi ama daha yüksek. odanın kapısı yoktu, içeri girdi ve sıralı haldeydiler. duvara monte edilmiş, sıra sıra, dikey tabut gibi duran, ön kapısı açık, bir insan boyutundan biraz daha büyük aletlerdi. ilk alet boştu, ama diğerlerinde iş arkadaşları vardı. şuurları yerinde değildi, aletler onları dik bir şekilde durabilmeleri için dizler, bel ve koltuk altlarından destekliyordu. ama rahatsız görünmüyorlardı. sadece derin bir uykudalardı. ama onları rahatsız edecek bir şey vardı ki, o da hepsinin boynundan aşağıya sarkıtılan bir ağırlıktı. vücütları dikti ama boyunlar aşağıya doğru sarkıtılmıştı. en çok boynu sarkıtılmış iş arkadaşlarının aletleri en çok ışık saçıyordu. sanki insanların bel bölgesinden enerji topluyordu bu alet, ve bu pozisyon enerjiyi daha iyi çekmeye yarıyor olmalıydı. bunun kendi bel ağrılarının sebebi olduğuna şüphe yoktu. ama nasıl oluyordu? o her gün odasında bilgisayarının başında işlerini görür, zaman zaman mutfakta kahve molası verip iş arkadaşlarıyla sohbet eder, camdan dışarı bakıp geçen arabaları seyrederdi? ilk alete baktı. orası onun yeriydi, biliyordu, ama bu gün boştu. ama nasıl ofisinden bu odaya getiriliyordu? şuurunu ne zaman kaybediyordu? ve her gün işyerinde yaşadıkları, gördükleri, penceredeki manzara??? hızla koştu...pencereye bakmak için koştu. odasının kapısını açtı, ve pencereye bakakaldı. hergün gördüğü manzara değildi bu. gökyüzü mavi değildi. aydınlık da değildi. dışarıdakiler de aynı değildi.. metalden yapılmış ve fabrikalara benzeyen, ama ne olduğu da anlaşılmayan, şekilsiz, karmaşık devasa binalar... tek bir ağaç yoktu. metal, yabancı çatılarda, koca bacalardan koyu dumanlar çıkıyor ve yukarıdaki sonsuz karanlığı daha da karartıyordu.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
21
Kasım
20
Kasım
20
Kasım
20
Kasım
20
Temmuz
9
Haziran
18
Haziran
17
İkini Dünya Savaşı Sona Erdi
• Sıtkı Er • Başkaldırı Denemeleri • 204 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
5
Tepe 2 / Tamamlanmamış Bölümler
• Sıtkı Er • Fantazi Hikayeleri • 519 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
29
Haritadan Kaybolmuş Bir Kasaba
• Sıtkı Er • Başkaldırı Denemeleri • 210 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
13
Nisan
30
Şubat
26
Nisan
9
Mart
21 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||