İnsanın Asıl Sorunu
İnsan ve sorunları üzerine çeşitli denemeler yazılmıştır ve yazılacaktır. Her görüş sahibinin dile getirdiği farklı sorunlar olacaktır. Ama insanın sorunu, bu, dile getirilen sorunların ve dile getirilemeyenlerin toplamıdır.
Görüş sahiplerinin mesela Müslüman olup olmamaları da önemli değildir. Önemli olan insan sorunlarına eğilmeleri ve bunda samimi olmalarıdır.
Elbette Müslüman duyarlılığı ile insanın sorunlarına eğilmek bizim açımızdan daha önemlidir ama insana dair konuşanların tamamının Müslüman olmadığını bilmek gerekir.
Biz Müslüman duyarlılığı ile meselelere bakmakla yükümlüyüz. Bu zaviyeden bakıldığında; insanın sorunu cemaat olamamasıdır, insanın sorunu rabbini bilememesinden kaynaklanan olumsuzluklar serisidir, insanın sorunu samimiyetsizliktir, insanın sorunu Müslümanlık eksikliğidir, insanın sorunu kendisi olamamasıdır gibi görüşler dile getirilmektedir.
Buna; insanın sorunu tefekkür eksikliğidir, unutkanlığıdır, hep yukarılara bakmasıdır, ibadet eksikliğidir veya ibadet anlayışındaki eksikliktir tespitlerini ekleyebilirsiniz.
Her şeyden önce insan olmak gerekir. Veya insan olmanın yükünü taşımak gerekir. Kitabımızda İnsan suresinde “Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.” Denir.
Ve her insan, şu an bulunduğu konumdan önce hangi hallerden geçtiğini düşünmelidir. Bu durumda insanın asıl sorunu öncelikle hangi halden nasıl geçtiğini ve bulunduğu duruma nasıl geldiğini düşünememesi ve insan olduğunu unutmasıdır, denilebilir. Bu hassas noktayı sorun olarak belirledikten sonra diğerleri devreye girer.
İnsan henüz anılmaya değer bir varlık değilken yaratıldı ve ana rahminde şekillendi, dünya ile tanıştı. Şimdi her biri farklı yetenekleri ve kendilerine verilen farklı nimetlerin gösterişi altında hayata bakıyor.
Hayata anlam katmak için canhıraş bir şekilde çalışanlar olduğu gibi bir anlamsızlık deryasında yüzmeyi hüner sayanlar oluyor. Bir kısmı hayat için kendilerinden istenenleri yaparken veya yaptığını düşünürken “ben neymişim” edasından ve fiyakasından geçilmiyor.
Bir kısmı hayat için yapmaları gerekenleri ihtiyatla, nimetleri yerinde değerlendirmenin tevazuu ile gerçekleştirmenin peşinde. Bir kısmında, doğrudan bir parçaya ulaşmak, onu adeta fikri sabite yönlendirmiş ve başka izahlara kapalı çalışıyor. Bir kısmı düşündürtmek için değil coşturmak için ter atıyor.
Henüz anılacak bir şey değilken bugünkü hale gelen bizlerin ilk görevi “Allah’ın hoşnut olacağı” bir okuma ve yazarken O’nun hoşnutluğunu mutlak ilke haline getirmektir. Sonra doğruyu bulmada rehber olan kitabın hatırlattığı düşünce derinliğine ulaşmak…
Sonra kitabın uyun dediği Peygambere uyma… Ve bütün bunları yaparken olağanüstü bir varlık değil, insan olduğunu unutmama… Zira bazı kişiler kendilerini masumiyetin, bilgeliğin, iyiye ulaşmada vazgeçilmezliğin merkezine oturtabiliyor.
Oysa insan yalnızca insandır. Evet, en mükemmel şekilde yaratılmıştır. Lakin yalnızca insan olarak yaratılmıştır. Ne melektir ne de başkası… Hata yapabilir, günah işleyebilir, tevbe kapısından girer, yaptığı ve söylediği her şey kayıt altına alınır, hiçbiri hesaptan azade değildir.
İnsanın asıl sorunu kendini bilmemektir. Varlığının hikmetine erememesidir. Bu anlamda bilen insan, bilmeyen insan, bilmediği halde bilgin havalarında esen insan, bilmediğini bilen ve öğrenmek için çırpınan insan diye tasnif yapılır.
Bu tasnife binaen gelen öğüt “Bilir ve bildiğini de bilir; bu âlimdir, bunu takip ediniz. Bilir fakat bildiğini bilmez; bu uykudadır. O halde kendisini uyandırınız. Bilmez ve bilmediğini bilir; bu irşada muhtaçtır. Kendisini irşad ediniz.
Bilmez ve bilmediğini de bilmez, bundan kaçınınız.” Şeklindedir. Bilmediğini bilmeyen ve cehaletinde direten insanla yol alınmaz. Tıpkı âlim zatın cahille münakaşasının beyhudeliği misali…
Bu noktada insanın asıl sorunu bilgiye gereken ehemmiyeti vermemesi/verememesidir. Öyleki cahildir lakin ezberlediği üç kelimeyle âlime karşı dikelir, âlimdir fakat ilmiyle amil değildir.
İnsanlar vardır söze, davranışa, duygunun biçimlenme kaynağına önem verir. İnsanlar vardır; rasgele konuşur veya bilgiyi kibir malzemesi yapar ya da “bravo nelerde biliyor” dedirtmenin peşinde… Mahatma Gandi “Duygularınıza dikkat edin davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür... Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür... Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür... Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür.” derken önemli bir not düşüyor hayata… Nice insan, sonradan karakteri olacak davranışları başlangıçta önemsemez ve bu konudaki uyarılara gülüp geçer.
Şair Can Yücel bir şiirinde “İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip./ Her biri başka bir karaktere sahip./ Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı./ Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...” ifadesinde ne düşünmüştür bilmiyorum ama insan kendi karakterini analiz edebilmeli, kendisini doğrunun merkezine koymamalı, yaratılmışken yaratıcı rolü oynamamalı…
İnsan olduğunu unutanlar zamanla çok büyük yanılgılar yaşayabiliyor ve insanlığa çok büyük yanılgılar yaşatabiliyorlar. Bu noktada insanın asıl sorunu kendi karakterini analiz edememesi ve kendisini doğrunun merkezine oturtmasıdır.
İnsanlığının farkında olmakla insan ne yapabilir?
Zamanı yaratmadığını, zamana hükmedemeyeceğini bilir ve bir günün bile çok şeyler yapılacak bir zaman dilimi olduğunun farkındalığıyla çalışır. Çünkü o zaman “kişiye ancak çalıştığı vardır” denilmesinin künhüne varmış olur. Bu noktada insanın asıl sorunu çalışmayı hor görmesi veya çalışmanın hikmetine ulaşamamasıdır.
Her insanın ayrı bir değer olduğunu, her insana ayrı yeteneklerin verildiğini ve hayat için bu yeteneklerin bir araya gelmesiyle güzel ve sürekli işler yapılabileceğini anlar. İnsan dışlamak değil insan kazanmak önem kazanmış olur.
Bu düşüncenin tam karşısında, ben tek başıma yeterliyim kabulü veya ben olmasam da olur kabulü vardır. Her ikisi de yanlıştır. Ne bir insan tek başına her şeydir; ne de herkes işin bir ucundan tutmuş zaten, ben olmasam da olur demek doğrudur.
Bu noktada insanın asıl sorunu kendisini önem sıralamasında herkesin üstünde görmesi veya varlığının bir anlam ifade etmediğine inanmasıdır. Bu noktada vasat olana ulaşamamak insanın asıl sorunudur.
İnsan asla tek başına değildir. Öncelikle yaratıcısı onu gözlemektedir. Bu noktada “Allah benimle beraber” diyen insan ve bundan habersiz insan olmak üzere iki tip insan vardır. Bu bir analiz bilgisidir aynı zamanda…
Allah’ın hoşnut olacağı bir iş üzerinde çalışan insan “Allah benimle birlikte” derken rahattır ama haramda yürüyen insan bunu diyemez. Evet, haramları yazan melek görevdedir ama Allah haram işleyenlerle birlikte değildir.
Allah Muhsinleri, Salihleri sever… Haram işleyen mahrum kılınandır. Bu halini terk etmediği sürece mahrumiyeti devam edecektir. İnsanın bu noktadaki asıl sorunu iyi kötü analizi yapamaması, haram-helal bilgisini ferdi hayatında devreye koymada zorlanmasıdır.
Zorlanır çünkü kimi insanda gerçekle yüzleşme, yanlışı bütünüyle terk etme korkusu vardır. Bir yandan doğruyu bilmekte ve yanlışla anılmak istememekte ama diğer yandan günahın çekiciliği söz konusudur.
Günah çekicidir ve kimi insan iki şeyi sürekli olarak bir arada götürmek hevesi taşımaktadır. Bu nedenle Bakara suresindeki “hak ile batılı birbirine karıştırmayın ” uyarısını iyi düşünmek gerekir.
İnsan en güzel surette yaratılmıştır. Lakin her insanın aşağıların aşağısına düşebileceği bir an vardır. İnsan bu noktada uyanık olmakla yükümlüdür. Yani değerini yitirecek an için uyanık olmalıdır. İnsanın kendi değerini düşüreceği an ise insandan insana değişir.
Kimi kötü bir iş üzerinde ısrar eder ve değerini düşürür, kimi iyi bir iş üzerindedir ama kendisini “iyiliğin mutlak adresi olarak” görür ve kibir kaplar duygularını, bu şekilde değerini düşürür.
Bu noktada insanın sorunu iyilik ve kötülük çekişmesinin sürekli olduğunu unutmasıdır. İnsan her an hem iyi, hem de kötü ile karşılaşabilir. En güzel surette yaratılmış olmak bir mutlak üstünlük nişanesi değildir.
Üstünlük ancak takva halini muhafaza ve ileriye götürmek ve bu hal üzerindeyken dahi kibir illetinin kendisine musallat olabileceğini unutmamaktır.
Ve bu konuda korunmaya yönelik hikmet, peygamber (s.a.v)’in “ben Kureyş’ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum” hadisini anlamaktadır. Kişi ne kadar önde olduğunu düşünürse düşünsün o neticede insandır. Hayatın sahibi değildir.
Evet, insanın asıl sorunu her kişi üzerinde ayrı tahakkuk eder. İnsanın sorunu tahlillerin, analizlerin, tespitlerin tümünde sıralanan sorunlardır. Kişi analiz ve tespitlerden yola çıkarak hayatının değişik safhalarında farklı sorunlar yaşadığını görebilir.
Önemli olan yazılan ve okunanı, acaba bana dair bir şey var mı diye okumaktır. Ve yazarken de aslında kişinin kendi hayatından kareler aktardığını görebilmesidir. Böyle teşhis ediyor Sayın Necip Cengil betefendi.