İntiharİntiharKapı açıldı. Ürkek bir rüzgar odadaki ağır yalnızlık kokusundan çekine çekine usulca içeri süzüldü. Küçücük bir ses duysa kaçıp gideceği belliydi. Odanın tozlu yeşil perdeleri hafifçe sallandı , uzak köşede diğer eşyalarla açıkça ters düşen , cilalı , oymalı , eski tarz masanın üzerindeki saman kağıt hafifçe havalanıp , havada biraz süzüldükten sonra yerdeki halının üzerine düştü.Kapının hemen yanında duran sarı etejerin üzerindeki küçük masa saati neredeyse altıyı gösteriyordu. Odanın üzerine çöreklenen kasveti ve her köşeye sinsice sinmiş sessizliği ılık rüzgar biraz olsun dağıtmıştı. Ancak uzaktan kapıya ulaşmayı başarabilen dermansız sarı bir ışık , bu kasveti dağıtmaktan öte biraz daha artırıyordu. Duvarlar köşelerinde yer yer örümcek ağı bağlamış , açık yeşil rengi kirden kararmıştı. Odada uzun süredir temizlik yapılmadığı bellliydi. Kapının hemen yanındaki tahta sedirde , oldukça kirli , koyu mavi çiçekli yorganı kafasının üzerine kadar çekmiş , arasıra yükselen ancak bir türlü anlaşılamayan sayıklamalarla uyuyan genç adamın ateşli bir hastalığa tutulduğu görülüyordu. Az sonra kapının hemen yanındaki sarı etejerin üzerindeki küçük masa saati tam altıda sinirli sinirli çalmaya başladı. Yatakta şöyle bir kıpırdanma oldu ancak sanırım uyanmak zor olacaktı. Saat sesi sinirleri yıpratan tiz bir sesle odanın kirden kararmış duvarlarında yankılanıyor , fakat bir türlü kendisini yataktakine duyuramıyordu. Adam hala kısa kıpırdanışlarla yetiniyordu. Sanki tamamen uyanmış da kalkıp saatin düğmesine basmaya erinir bir hali vardı. Saat ansızın sustu... Genç adam bir süre daha hareketsiz kaldıktan sonra ani bir hareketle yorganı üzerinden atıp, yatağın üzerinde doğrularak gözlerini odada korkuyla gezdirmeye başladı. Kapının diğer tarafında , sarı etejerin yanında birinin olduğunu farketti ama karanlıktan yüzünü göremiyordu. Titreyen bir sesle “Kim var orada!”, diye sordu. Karanlıktaki adam ses vermeden iki adım öne yürüdü , durdu , sonra yere eğilerek halının üzerindeki saman kağıdı eline aldı. Sarı ışığın hedefinde durmasına rağmen yüzü hala seçilemiyordu. Neredeyse yüzüne kadar indirdiği şapkasını eliyle hafifçe yukarı kaldırdı ve kağıdın üzerindeki yazıyı okumaya başladı. Sonra tekrar ayağa kalktı , kağıdı masanın üzerine koydu ve genç adama dönüp, kararlı bakışlarla süzmeye başladı. Uyku sersemi genç biraz da hastalığın etkisiyle korkudan hareket edemiyor , soluk soluğa yalvaran bir sesle sürekli “Kim var orada, diye haykırıyordu. Karanlıktaki adam iki adımla sarı ışığa yaklaştı , yavaşça başındaki şapkayı çıkartıp genç adamın merakını giderdi. Bu esrarengiz adamın yüzünü gördüğünde dehşete düşen genç , gözleri faltaşı gibi açılmış bir halde, Sen... sen.. sen... diye tekrarlıyor ama başka bir söz söyleyemiyordu. Adeta dili tutulmuş kekelemeye başlamıştı. Belli ki geleni bir yerden tanıyordu ve ziyaretini beklemediği için oldukça şaşırmıştı. Nefes alışverişleri her an biraz daha sıklaşıyor , terden sırılsıklam olan yüzü hala ilk anki dehşeti yaşıyordu. Kesik kesik korku dolu bir sesle bir şeyler söylüyor ama pek anlaşılmıyordu. Nihayet , S.en... Sen.. Bensin! diyebildi ve öylece kaldı. Az sonra karanlıktaki adam cebinden çıkardığı küçük , kabzası sarı işlemeli eski silahla yatağa yaklaştı ve daha ne olduğunu bile anlayamayan genç adamın tam kalbine hedef alıp , bir el ateş etti. Hemen oracıkta ölen kurban kanlar içinde yatağın üzerine yığıldı. Katil silahı yatağın hemen yanına koyduktan sonra son derece soğukkanlı bir şekilde ağır ağır kapıya yürüdü ve kapıyı kapamaya bile gerek duymadan çıkıp gitti. Birkaç saat sonra kapıyı kırıp içeriye giren insanlar, uzak köşede, diğer eşyalarla açıkça ters düşen, cilalı, oymalı, eski tarz masanın üzerindeki saman kağıtta yazılı notu buldular : KENDİ İRADEM VE İSTEĞİMLE YAŞAMIMA SON VERİYORUM. ÖLÜMÜMDEN KİMSE SORUMLU DEĞİLDİR!
Telif Hakkı Uyarısı İntihar isimli yazı, Sedat Alkaç tarafından 5/11/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
22
Kasım
22
Seni Ölesiye Hiç Bitmeyesiye Seviyorum5
• Gökçe Erözderim • Yaşamdan Hikayeler • 13 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
22
Kasım
22
Kasım
22
Kasım
15
Temmuz
2
Haziran
2
Şubat
21
Serdar Yıldırım`dan Mektup Var
• Sedat Alkaç • Mektup Hikayeleri • 658 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Ocak
21
Eylül
25
Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 31
• Sedat Alkaç • Yaşamdan Hikayeler • 1156 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Eylül
22
Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 29
• Sedat Alkaç • Yaşamdan Hikayeler • 673 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Şubat
21
Serdar Yıldırım`dan Mektup Var
• Sedat Alkaç • Mektup Hikayeleri • 658 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Kasım
5
Ekim
20 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||