İntikam Mektubu
8 / 3 / 2008 Cumartesi tarihinde Metin Yazar tarafından eklendi, 493 kez okundu...
“Sanki bu sabah çıkmışsın gibi kapıdan; içimin sızısı aynı. Aynı acıyı en derinlerimde hissederek uyandım. Her sabah ki gibi… Sensiz. Koca bir yılı devirdik bak bugün. Herkes birlikteliklerinin yıldönümlerini kutlarken, ben, gidişinle yıkılan ben, susuzluktan boynunu büken bir fidan gibi, sararan, kuruyan bir fidan gibi, hala bana dönebileceğinin...” Okuyucu Puanı ;
İntikam MektubuSanki bu sabah çıkmışsın gibi kapıdan; içimin sızısı aynı. Aynı acıyı en derinlerimde hissederek uyandım. Her sabah ki gibi… Sensiz. Koca bir yılı devirdik bak bugün. Herkes birlikteliklerinin yıldönümlerini kutlarken, ben, gidişinle yıkılan ben, susuzluktan boynunu büken bir fidan gibi, sararan, kuruyan bir fidan gibi, hala bana dönebileceğinin umuduyla, dönüşünü kutlamanın heyecanı içindeyim. Öyle bir plan hazırladım ki, olmaz böyle bir şey. Döneceksin ya, muhteşem bir şekilde kutlamalı bunu. Öyle basitçe geçiştirilecek bir gün değil ki… Gelip seni alacağım önce, birlikte çok güzel bir akşam yemeği yiyeceğiz dışarıda. Hani o hep gittiğimiz, senin yemeklerine bayıldığın restaurantta, en güzel yeri ayırdım bu akşam için. Sağ olsun onlarda bu gecenin anlamını çok iyi anladılar. ‘Kusursuz bir gece yaşayacaksınız, merak etmeyin’ dediler. Güveniyorum onlara. Senin için, bu gece için düşündüklerimi anlattığımda senin her şeyin en iyisini hak ettiğini anladılar. Yapılacaklar az bile sana aslında. Dışarıda geçirelim bu geceyi. Bizim için gizli sayfalar ya bu şehrin geceleri, biz bu gece o sayfaları karıştıralım istiyorum. Sabahın ilk ışıklarına kadar; tüm sayfaları okuyalım. O sayfaların kahramanlarından biri de biz olalım. Yemeğin ardından nereye gideceğimizi söylemeyeceğim. Sana sürpriz yapmak istiyorum. Gördüğünde seveceğinden hiç şüphem yok. Bana güvenebilirsin. Seni oradan çıkarmak biraz zor olacak gibi geliyor, ama olsun. Çıkma, çıkmayalım, bu gecenin keyfini orada yaşayalım. Sen ve ben. Biz, ikimiz, seninle… Eve güneş doğduktan sonra mı gideriz bilmiyorum. Gideceğiz bana değil mi? Geleceksin. Seni o evde görmeyeli bir sene oldu. O gün hala aklımda, hiç çıkmadı. O bakışlar, o öfke, o hınç… Evde hep karşıma çıkıyor, o günkü sen, ve hiç yumuşamadan, hiç vazgeçmeden bana öyle bakıyor. Yalvarıyorum, tamam konuşma, sus ama nolur bakma bana öyle diye. Dinlemiyor, hiç dinlemiyor. Gelip eve onunla konuşup, seni ne kadar sevdiğimi, ne kadar pişman olduğumu, ne kadar üzgün olduğumu ve tekrardan, tekrardan seni kazanmak için neler yaptığımı, yapacağımı anlatır mısın ona? Söyler misin, bir daha bakmasın bana öyle? Konuşmasın, sussun, varlığı bile yetiyor. Ben zaten yaptıklarımın ezikliğinin altında bir yıldır yaşadığımın bile farkında değilim. Kendi ellerimle şu hayatın acı halkasını boynuma geçirdim, seni kaybettikten sonra da o ilmek her gün milim milim daraldı. Ben nefes alamazken, ben soluksuz yaşarken, ben ölümü tadarken her gün, her saat… Neler saçmalıyorum ki ben böyle. Oooo saat dokuz buçuk. Hadi oğlum, fırla yataktan. Şimdi yas tutmanın zamanı değil ki. Bak gelecek bu akşam, bu gece dönecek ait olduğu yere. Hadi, hazırlanma vakti; kalk!.. Önce bir tıraş ol, yüzün gözün açılsın. Şu haline bak, orman kaçkınlarından bir farkın kalmamış. En son ne zaman bakmıştın aynaya be? Sen iyice dağıtmışsın, seni bu halinle görse, herhalde bir daha yüzüne bakmazdı. Bu kadar saldığını, boşladığını görse, öğrense… Nolurdu, napardı acaba? Bu akşam onsuz şu halimi anlatayım, ne diyecek bakalım. Hatta, evet hatta şu serseriye dönmüş halimin fotoğrafını çekip akşam göstereyim. Acır mı acaba bu halimi görse? ‘Ne olmuş sana, neden bu kadar salmışsın kendini? O kadar mı büyüktü senin için taşıdığım ifade’ der mi acaba? ‘Döneceğini bilmesem, bu gece geleceğini bilmesem çoktan bu bedenin şu dünya üzerinde fazla yer kaplamasını engellerdim. Duyguları, hisleri, yüreği olmayan bu bedeni, çoktan ait olduğu yere gönderirdim. İşte taşıdığın anlam benim için bu kadar büyük. Bu kadar hayatsın benim için’ derim ben de. O da her zaman yaptığı şirinlikle, her zaman ki sıcaklığı ve içtenliğiyle canım deyip, sımsıkı sarılıp o güzel gözlerindeki mutluluk ışığıyla içimi doldurur. Hasan usta, ahhh sen bu gibi özel günlerin kokusunu alırsın. Sormaya geldin değil mi, sende biliyorsun bu gecenin anlamını, özelliğini, ‘bir ihtiyaç var mı kurban’ demeye geldin. Aceleci adam, açmazsam kapıyı kırar şimdi. Hemen fark edecek o da bu yüzümdeki mutluluğun nedenini. Görmedi ki adamcağız bir yıldan bu yana beni bu kadar neşeli. - Geldim Hasan abi. - !!! - Vural Şen. - Evet, benim. - Şurayı imzalar mısınız? - Teşekkürler. Canım benim… Ondan, biliyordum, biliyordum. Allah’ım sana şükürler olsun, işte beklediğim… Kim bilir neler yazmıştır şimdi? ‘Vural; Bu gün, hatırlarsan eğer, bana hayatın ne kadar acımasız olduğunu öğrettiğin gündü. Ve o gün evden çıkarken, hayatın ne kadar acımasız olduğunu sana da göstereceğimi söylemiştim. Hep bugün için, bu an için yaşadım. Parmaklarımın ucunda yürürken hayatımda, kimseyi incitmek istemezken, sen beni öyle bir incitmiştin ki… Hayatı seninle öylesine mutlu yaşarken, seninle soluk alıp vermeyi, seninle bir şeyler paylaşmayı, seni, en çok seni severken sen, hiç ummadığım insan, erkeğim dediğim, mutluluk pınarım dediğim sen, bana bir ömürde verebileceklerini bir an da almıştın. Şimdi sıra bende. Bir yıl boyunca bu anın mutluluğuyla yaşayan bir insan olarak kendimden nefret ediyorum. Ben bunu yapabilecek bir insan değildim. Ama sen bana yaşattığın onca güzel şeyi bir an da silip yok edebilecek o nadide insanlardansın. Ve işte hak ettiğin de şu anda elinde tuttuğun, birkaç satır karalanmış, ama elinden bir hayat alınmış cansız, ruhsuz bir beden olarak yaşayan kadının hediyesidir sana. Şu an yüzünün halini o kadar görmeyi çok isterdim ki, bunun için ömrümü bile verirdim. Bugün bunu yapamam. Ama sana söz veriyorum, bir hafta sonra gelip halini göreceğim. Hoş ben bu tabloyu bir sene önce o gece aynada görmüştüm. Yine görmeye dayanabilirim. Zarfın içerisinde davetiyem var. Bugün evleniyorum. Gelmeni istemem, ayaklarında da seni oraya taşıyacak güç kalmamıştır. Beni de başkasının kolunda etrafa mutluluk gülücükleri dağıtırken görmeye cesaretin yoktur. Sadece senden sonra yaşadıklarımı, seninde yaşaman için bu hayatımın en anlamlı hediyesini sana gönderiyorum. Bir hafta sonra yüzüme bakarken, yaşadığın dalgalanmalara, içindeki sorgulamalara nasıl dayanıp ta kendine zarar vermediğini, o her zamanki buluştuğumuz yerde kahvelerimizi yudumlarken anlatmanı dinleyeceğim. Sanırım bu anlatacakların da bizim en son ortak noktamız olacak. O zamana kadar kendine iyi bak.’
Eylül
4
Ağustos
31
Ağustos
31
Ağustos
30
Ağustos
30
3 Yagmurdan Sonra Hüzün (yağmur Yağıyordu 2sezon)
• Ahmet Ünal ÇAM • Aşk Hikayeleri • 53 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
19
`ortak Akıl`sız Başın Cezasını Halk Çeker!
• Metin Yazar • Toplumsal Makaleler • 65 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
16
Mayıs
17
Mayıs
14
Mayıs
6
Anı Bırakmayacağım Ardımda Bölüm3
• Metin Yazar • Aşk Hikayeleri • 190 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
8
Ocak
16
Ocak
28
Bana Kimse Sen Gibi Sarılmadı
• Metin Yazar • Mektup Hikayeleri • 452 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ocak
22
Mayıs
6
Anı Bırakmayacağım Ardımda Bölüm3
• Metin Yazar • Aşk Hikayeleri • 190 kez okundu. • 0 kez yorumlandı. |
![]() |
|
||||||