İsimsiz
Acının en belirgin, mutluluğun en çılgın olduğu zamanlardı KADIN için. Eskiden ağlayamadığı için yakınırken gözyaşlarını durduramaz olmuştu içindeki fırtınalarda. Tahammülü, hoşgörüsü yoktu, kalmamıştı. Patlamaya hazır bir volkandı içi. Duygularındaki hâkimiyeti yok olmuş kontrolünü elinden kaçırmıştı.
Mutluyken yolundaydı her şey. Ancak onun için mutluluk istediklerinin olması anlamına geliyordu. Durduramadığı bir bencillikti içindeki ama karşı koyamıyordu. Tam da böyle bir zamanla tanıştı ERKEK ile…
İlk önce gözleri buluşmuştu her gün bindiği Alsancak-Bostanlı vapurunda. Sözde tesadüflerle yakınlaştılar gün geçtikçe. ERKEK KADINI, KADIN ERKEĞİ görebilmek için biniyordu artık vapura. Vapur yetmedi dışarıda buluştular. Söyleşmelerinden aldıkları zevk zaman kavramını unutturuyordu onlara. Mutluydu KADIN, gerisi boştu.
O gece ilk kez gelecekti evine ERKEK. Neler düşünmüştü neler. Üzerindeki elbisede karar kılması saatler almıştı. Yeşil ipek bir elbise üzerine zümrüt kolyesini takmıştı. Başak rengi saçları omuzlarına dökülmüştü. Hafifçe makyaj yapmış, abartıya kaçmamıştı. Evde de özel süslemeler hâkimdi. Tabii ya az daha unutacaktı evin dekorasyonunu. Ama ERKEK zarifti, kibardı. Bu yüzden her şey kusursuz olmalıydı…
Şöminenin karşısına oturdu, heyecanını bastırmak için bakışlarını alevlere sabitledi. Kıvılcımların arasında kaydı, gitti. Özlem duygusu sardı tüm benliğini. Çocukluğu, genç kızlığı hep burada, bu şöminenin başında geçmişti. En gizli, en tabu olaylarını anlatmıştı bu taşlara. Onlarla paylaşmıştı kafasını kurcalayanları.
Zil sesiyle kendine geldi. Eli ayağına dolaştı. Her şeyi son defa kontrol ederek kapıya yöneldi. İşte karşısında duruyordu ERKEK. Elinde bir buket kırmızı gül vardı. Aslında KADIN nefret ederdi gülden. En büyük hayal kırıklığını gül yaşatmıştı ona. Ama artık geçmişi unutmalıydı. Güle bir şans daha vererek aldı çiçekleri.
ERKEK yine çok hoştu. Spor giyinmişti o gün. Her zamanki gibi neşeli, esprili, zarifti ancak… KADININ gözüne çarpan bir ayrıntı vardı. Uzaktan mutluydu ama gözlerinin içi sönüktü sanki. Neredeydi o parıltılar? “Amaaaan! Dedi KADIN kendi kendine. Kendi kendine saçmalıyordu yine. Dert edilecek bir şey yoktu. Her şey yolundaydı. Sorun yoktu, olmamalıydı.
Masaya oturdular beraberce. Konuşacak çok şeyleri vardı yine. Saatlere sığdıramadılar kelimeleri. Masadan kalkıp kanepeye oturduklarında başını ERKEĞİN omzuna dayadı KADIN. Güç, güven, rahatlık… Ne güzel duygulardı bunlar. Saçlarında geziyordu ERKEĞİN eli. “Mutluyum! Dedi KADIN. Mutluyum, gerisi boş.”
Neden sonra durdu ERKEĞİN eli. Neler olduğunu anlamak için başını kaldırdı KADIN. ERKEK endişeli bakıyordu. Bir şey söylemeden cebinden çıkardığı resmi kadının eline tutuşturdu, sonra da nasıl girdiyse öyle çıktı gitti KADININ hayatından. Sessizce, habersiz…
Hıçkırıklarla sarsılıyordu KADININ omuzları. Gözyaşları akıp gidiyordu. Durdurmaya niyeti yoktu, ağlayacaktı o gün. Elinde bilinçsizce sıktığı resmi incitmemeye çalışarak açtı. Üç kişi vardı resimde, hepsi en az KADININ biraz önceki hali kadar mutlu. ERKEKTİ resimdeki; yanında bir kadın, omuzlarında küçük bir çocuk… Güven veren gülümsemesi vardı yine dudaklarında. Peki, neden güven vermiyordu artık KADINA?
Masanın üstünde duran makası kavradı parmakları. Dikkatle ERKEĞİ çıkardı resimden. Kısa bir tereddütten sonra attı şömineye. Resim karardı, buruştu, yok oldu kısa sürede. Kadın resimde kalan iki kişiye baktı. Hayır, onların sonu bu olmamalıydı. Suçsuzdu, masumdu onlar. Hak etmiyorlardı bunu.
Yavaşça camı açtı KADIN. Nazikçe deli gibi esen rüzgâra bıraktı resmi. Rahatlayarak kapattı camı. Masada duran gülleri aldı. “Sevmiyorum seni.” Diye düşündü. “Kaybettin şansını.” Birer birer kopardı yaprakları. Her düşen yaprak ile siliniyordu ERKEK. Her düşen yaprakla unutuluyordu.
Son yaprak düşerken başı döndü, karardı gözleri. Uykuya dalıyordu boşluğa doğru. Uyandığında her şeyin eskisi gibi olmasını diledi. Sıradan ve ERKEKSİZ…