İstanbulİstanbulYaz günlerinden kalma ılık bir havanın hakim olduğu bir Pazar gününde İstanbul kelimenin tam anlamıyla kendi halinde bir pastırma yazını yaşıyordu.Kaldırımlar her zamanki gibi kalabalığın yükünü omuzluyordu.Tamer Beşiktaş’taki evinden çıkmış, meydana doğru yürüyordu.İstanbul’un yazdan kalma uzatmaları oynayan bu haftasonu sıcaklığı onu da cezbetmişti.Aslında kafasında Pazar gününün tamamını televizyon karşısında geçirmeyi planlamıştı.Öğlene kadar uyuyacak, öğleden sonra televizyonda araba yarışlarını izleyecek, Cumartesi günü de çalıştığı için yarıştan sonra biraz daha kestirip, akşam da Fenerbahçe’nin deplasmandaki maçını seyredecekti.Ancak bu güzel havayı görünce İstanbul’un Anadolu yakasında oturan arkadaşlarını aramıştı.Beşiktaş’tan vapurla Kadıköy’e geçecek, arkadaşlarıyla sahilde yürüyüş yapıp, sohbet edeceklerdi. Tamer üst geçitten geçerek Kadıköy vapurlarının kalktığı iskeleye giden yolda yürümeye başladı.Otobüs duraklarının yanından geçerken bekleyenleri farketti.İstanbul’un yarısı sanki Pazar gününü dışarıda geçiriyordu.Güzel havayı gören herkes soluğu dışarıda almıştı anlaşılan. İskelenin yanındaki gişeden vapur jetonu aldı.Jetonu turnikelerdeki küçük yuvaya atarak salona girdi.Salonda birkaç kişi vardı.Önce vapurların hareket saatini gösteren tabelaya daha sonra kolundaki saate baktı.Beşiktaş’tan Kadıköy’e yarım saatte bir vapur kalkıyordu.Bir önceki kalkalı yedi sekiz dakikadan az bir zaman geçmişti.Bekleme salonundaki tenhalığın nedeni anlaşılıyordu.Normalde bu salon vapurun kalkmasına yakın, özellikle akşam saatlerinde tıklım tıklım oluyor, hatta kalabalık salonun dışına kadar taşıyordu.Oturma banklarında boş yer olmasına rağmen Tamer iskeleye açılan otomatik kapıların önünde ayakta dikilmeyi tercih etti.Vapurun kalkmasına daha zaman olduğundan vakit geçirmek için bel çantasında taşıdığı küçük müzik çaları çıkarttı.En son dinlediğinde apar topar çantasına tıkıştırdığı için kulaklığın kabloları birbirine dolanmıştı.Kabloları sökmeye uğraşırken içinden kendi kendine bir küfür patlattı.Uzunca bir uğraştan sonra kulaklıkları kulağına taktı.Kulağında çalan müzik altı yedi yıl öncesine ait yabancı bir grubun çıkış parçasıydı.Bu parça ilk çıktığı zaman Tamer üniversite ikinci sınıftaydı.Öğrencilik yıllarında Haydarpaşa’ya, fakülteye giderken sık sık bu grubu dinliyordu.Okuldaki eski hatıraları yadederek iç geçirdi.Ders aralarındaki kalabalık öğle yemekleri, uzayıp giden gençlik sohbetleri, hayat kaygısının olmadığı üniversite yılları... Bu yıllar çok çabuk geçmişti sanki. Tamer yirmi altı yaşındaydı.Üniversiteyi bitirmiş, askerliğini yapmış, hangi ara işe girmişti? Bu sayılanlar Tamer’e sanki çok kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleşmiş gibi geliyordu. O tüm bunları düşünürken etrafının kalabalıklaştığını hissetti.Vapurun hareket zamanına az kalmıştı.Bekleme salonu insanlarla dolmuştu.Vapur iskeleye yanaşmış içindekiler dışarı çıkıyordu.Birkaç dakika sonra bekleme salonunun kapıları açılmış, içerideki kalabalık vapura doğru ilerliyordu.Tamer bu kalabalığın ön sıralarında olduğu için vapura ilk binenlerden oldu. Ana girişi geçip doğruca vapura göre sol tarafta bulunan, dışarıdaki banklara yöneldi.Bu güzel havada içeride oturacak değildi.Hızla ilerleyip orta tarafta bulunan banklardan birine oturdu. Oturunca karşısında Boğaz’ın eşsiz güzelliğini gördü.Yüzeyine vuran güneş ışığıyla beraber deniz zümrüt gibi parlıyordu.Beşiktaş’tan Ortaköy’e sahil şeridinde uzanan görüntü özenle resmedilmiş bir tabloyu andırıyordu.Bu tablo üzerindeki nesneler birbiriyle uygun biçimde, özenle yerleştirilmişti.İhtişamıyla İstanbul’un iki yakasını ve aynı zamanda iki kıtayı birbirine bağlayan Boğaz Köprüsü bu resmedilmiş güzelliğin finaliydi adeta. Vapurun iskeleden hareket ederken çıkardığı köpüklere bakarken Tamer’in aklına çocukluk günleri geldi.Anne ve babasıyla deniz kenarından Ortaköy’e kadar yapılan yürüyüşler... Tamer Beşiktaş’ta doğup büyümüştü.Çocukluğundan beri denizle iç içe idi.Deniz olmayan bir yerde yaşayamazdı.O dalgaların hışırtısı, rüzgarla beraber gelen yosun kokusu sehrin keşmekeşliğini, derdini, tasasını, sıkıntısını bastırıyordu.Vapurun içinde dolaşan garsondan simit ve ince belli bardakta bir çay aldı.Tamer denize karşı çayını yudumlarken vapur Üsküdar’dan Kız Kulesi’ne uzanan sahil yoluna paralel ilerliyordu.Denizin ortasında bir kule.Sonra Boğaz’da uzanan yüz yıllık yalılar.Boğaz sanki çevresine efsanelerle ve tarihle yoğrulmuş bir koku yayıyordu.Tamer çayının dibini yudumlarken dalgalarla örtülü denize baktı.Deniz sanki nefes alıp veren bir kadının bedeni gibi inip kalkıyordu. Boğaz güzel olan herşeye benziyordu.İnsanın o an kafasınadn geçen, hayal edebileceği herşeyi tasvir edebiliyordu.Belki de en sevilen, insanlarca aşık olunan yanı da buydu.Herşeye benziyor olması. Tamer çayını bitirdikten sonra simidinin geri kalanıyla vapurun yanında uçuşan, herkesin diline dolanmış haliyle vapurlara yarenlik eden martıları beslemeye başladı.Martılar usta savaş pilotları gibi tek hareketle atılanları yakalıyordu.Tamer oturduğu yerden kalktı ve vapurun korkuluklarına yaslanıp şu anda geçtiği Haydarpaşa Garı’nı seyretmeye başladı. Vapur artık iyice yavaşlamış manevra yaparak Kadıköy İskelesi’ne doğru ileriyordu, Şehir Tiyatroları’nın önünden geçerek, yine köpükler çıkararak iskeleye yanaşmaya başladı.Vapur iskeleye yanaşırken Tamer denize akan lağım ve çöpleri görüp iç geçirdi.Poşetler, sigara izmaritleri... Konserve kutusu bile vardı.Hatta iskeleye bağlanmış olan büyük lastiklerin içinde bile boş bira kutuları vardı.Zaten buradaki kokudan denizin pek de temiz olmadığı çok rahat anlaşılıyordu.Bugün gördüğü ve düşündüğü güzellikler içindeki tek çirkinlik bu manzaraydı. Vapurdan inip çıkış kapısına doğru yürürken tüm bu olumsuzluklara rağmen, İstanbul’da doğup, burada yaşadığı için Tanrı’ya şükretti.Tamer bir şeyden kesinlikle emindi.Denizin olmadığı bir yerde asla yaşayamazdı.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
22
Seni Ölesiye Hiç Bitmeyesiye Seviyorum5
• Gökçe Erözderim • Yaşamdan Hikayeler • 8 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
22
Kasım
22
Kasım
22
Kasım
22
Hayat Kaldırım Taşları Gibiymiş
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 61 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
13
Haziran
29
Haziran
10
Nisan
21
Mart
3
Nisan
9
Haziran
27
Haziran
25
Şubat
4
Haziran
27
Bir Deniz Vardı Bir De Sen
• Serhat Çetin • Yaşamdan Hikayeler • 241 kez okundu. • 5 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||