İstanbul
Belki de sana son bakışım İstanbul… Diğerleri gibisin sen de… Ben sana ne kadar âşıksam, sen o kadar ezdin beni. Bir kere bile layık olduğum sevgiyi vermedin bana. Aptal bir âşıktım ben sadece. Her dediğine boyun eğdim, her yaptığını görmezden geldim. Ama aşkım köreldi, ben köreldim İstanbul…
Belki de toprağına son basışım İstanbul… Günah bağlamış topraklarında ayaklarımı eskittin. Eğilmiş seni öperken dudaklarımı eskittin. Ben kıyamadım sana seni baş tacım ettim. Sen beni süründürdün. Ben seni mutluluğuma ortak ettim. Artık sadece tüküreceğim toprağına İstanbul.
Belki de ışıklarınla son aydınlanışım İstanbul… Rengârenk ışık selinde gözlerimi kör ettin. Ben karanlığını hiç görmezken sen beni ışıkların altında karanlığa ittin. İyi olduğuna inandım. Dürüst olduğuna inandım. Ne kadar çok yalan söylemişsin… Pisliklerinde boğuldum nefes aldığımı sanırken. Hiçbir şey görmedim. Hiçbir şey hissetmedim. Sen bakıp halime güldün İstanbul…
Belki de şerefine son içişim İstanbul… Her kadehte senin adını anarken sen beni haram masalarında sarhoş ettin. Ben derdimi unutup yine sana koştum. Sen beni rezil ettin. Artık oyun oynamayacağım. Oyunlarına kanmayacağım İstanbul…
Ne çok sevdim seni. Neler verdim uğruna. Neler çektim… O kadar güzelsin ki… O kadar küstahsın ki… Beni tükettin İstanbul. Ne seninle oluyor ne sensiz… Ama aşklar unutulur. Ben unuturum İstanbul. İstemesem de, ayaklarıma taş bağlayıp denize atlar gibi, gidiyorum. Seni çok seviyorum! Her şeye rağmen… Ah sevgilim… Ah İstanbul...