İstanbul’da Bir Günİstanbul’da Bir Günİstanbul’da bir gün...İstanbul’da bir gün... Havaalanından sevdiklerimi uzaklara uğurladığım, onlardan ayrılırken hüzünlendiğim bir gün... Tekrar tekrar arkaya dönüp el salladığımız dakikalar, azıcık göz yaşıyla karışık boğaza düğümlenen duygular... Ardından taksiyle Yeşilköy’e gidiş... Çünkü Yusuf ağabeyim telefonda bana öyle demiş. -Taksiye atla, Yeşilköy, Migrosun önünde in, demiş… Taksiden inince , -Abi ben geldim, diye aramışım… İki yıl önce sanal ortamda kurduğumuz, paslaştığımız yazılarla pekiştirdiğimiz iki arkadaşın buluşma anı... O an dilimden dökülüveren, sanki iki asker arkadaşının kucaklaşmasına benzer, bir hal... Gözlerde samimiyet, sevgi doluluk okunuyor. Yazılarla başlayan, telefon görüşmeleriyle süren arkadaşlık, nihayet buluşmayla pekişiyor... Yusuf ağabeyim çok yönlü birisi. Gazetecilik, halk oyunları öğretmenliği, tekstilcilik yapmış bir insan… Son yıllarda da profesyonel dalgıç eğitmenliği yapıyor. Dive Master yani… Onun bürosuna gidiyoruz. Harika bir ev. Tam bir profesyonel kurum. Eğitim alanlar teorik derslere geliyorlar. Öğreniyorum ki kursu bitirenlerle pratik eğitim için Saroz körfezine tura düzenliyorlar. Asıl dalma dersleri orada yapılıyor… İçeride her çeşit dalma malzemesi mevcut… Nihayet buluştuk, diyoruz. Gözlerimizden sevinç okunuyor… Sanki gerçekten asker arkadaşıymışız da bir süredir görüşmemişiz, gibi, hissediyorum… Anlatacak şeyler bitmiyor. Adeta zincir gibi sıralanıyor. Laf lafı açıyor. Sohbet koyulaşıyor... Konuşacak o kadar çok şey buluyoruz ki. Harika... Sonra dışarıya çıkıyoruz. Sahile doğru iniyoruz. Marinadaki çay bahçesinde tost ve çay ziyafetiyle sohbetimiz nefis şekilde devam ediyor... Hava kararırken cep telefonuma eşimden gelen, Biz şimdi indik, mesajıyla daha da rahatlıyorum... Vakit ne çabuk geçmiş. Hiç farkında değilim. Keşke orada daha kalsam… Ama önümde gidilmesi gereken 4 saatlik otobüs yolculuğu var. Eve geri dönmeliyim. Yarın sabahtan işe gitmem lazım… Bu nedenle ayrılık cümleleri başlıyor. Mutlaka tekrar görüşmek üzere sözleşiyoruz. Artık kimin yolu kime düşerse, diye kararlaştırıyoruz... Arkadaşım taksi çağırıyor. Vedalaşıyoruz. Eve dönüş yolum başlıyor. Taksi şoförü beni en yakın metro istasyonuna götürüyor. Metroyla otogara ulaşmayı daha önceden bildiğimden, yine onu tercih ediyorum… Yol boyunca düşünüyorum. Kendi kendime, İstanbul’da yol tarif edebilmek hüner ister, diyorum. O kadar fazla kavşak, alttan üstten yollar var ki, artık konum algılama duygumu kaybettiğimi fark ediyorum… Şoförle havadan sudan konuşarak yol alıyoruz... Merter İstasyonunda taksiden iniyorum, jetonu atıp perona çıkıyorum kiii, Eyvah ! Cep telefonum yok ! Kemerime taktığım mandalından kayıp kılıfıyla beraber düşmüş. Buyurun buradan yakın ! İstanbul’da gecenin bir vakti telefonumu kaybetmişim. Moralim anında sıfıra inmiş. Yüzlerce telefon numarasının kaybetmiş olmanın sonucunda yaşayacağım sıkıntıyı düşünüyorum. Kahroluyorum… Sevdiğim cep telefonumu kaybetmek da cabası… Metroyla Esenler Otogarına kadar karmakarışık duygularla gidiyorum. Otogardan arkadaşıma telefon açmayı planlıyorum. Arkadaşım iyi ki bana kartvizitini vermiş. O an için cebimdeki en kıymetli şey ne derseniz, arkadaşımın kartviziti, derim. Koca İstanbul’da sanki kaybolmuşum, her şeyimi kaybetmişim de tek can simidim o kartvizit olmuş gibi… Ama diğer yandan telefonumu bulma ümidim de yok gibi... Hem telefon açıp ne diyeceğim ? -Abi ben galiba telefonumu takside düşürdüm. Taksi durağını tekrar arar mısın, diyeceğim. Telefonu arabada düşürdüysem ne mutlu…Eğer arabadaysa, yaşasın ! Ümit, garibanın ekmek kapısı, derler ya. Aynen öyle… Büfeden telefon kartı alıp, arkadaşımın cep numarasını tuşluyorum. Çalıyor... Derdimi anlattıktan sonra, arkadaşım, -Ben durağı arıyorum hemen, şoföre ulaşsınlar sorsunlar bakalım telefonun arabada mı düşmüş, diyor, ama belli ki çaresizce ... Onun da canının sıkıldığı hemen belli oluyor… Az sonra tekrar aramak üzere telefonu kapatıyorum… Dakikalar geçmiyor... Tekrar arıyorum. Ama bindiğim taksi hala geri gelmemiş... O an aklıma geliyor. -Abi benim telefonu sen arar mısın, arabadaysa eğer, şoför açar, diyorum.... -Tamam, diyor, kapatıyoruz... Yine bekleyiş dakikaları... İnsan morali bozulunca işte, düşünemiyor bile. Arkadaşımı arayıncaya kadar kendi cep telefonumu kendim aramayı akıl edemiyorum. Sanki telefonumla beraber, arkadaşlarımın numaralarının yanında kendi numaramı da kaybetmişim ! Düşünemiyorum, işte... Beş dakika sonra arkadaşımı tekrar arıyorum. Yaşasın!!! Telefonum bulundu... Telefonu gerçekten de takside düşürmüşüm. Arkadaşım hemen akıl etmiş üstelik. Telefonuma kavuşabilmem için, taksiyi bu sefer otogara yönlendirmiş. Onu karşılamamı istiyor... Harika bir şey. Ben bunu düşünemediğimi fark ediyorum o an.. Çünkü telefonumu bir saat içinde kaybedip, ümitsizlik ve çaresizlikte boğulup, ardında bulmak, beni yeterince sersemletmiş... İyi ki arkadaşım varmış, diyorum... Duygularımı arkadaşıma da söylüyorum. İyi ki varsın, iyi ki senin çağırdığın taksiye binmişim, iyi ki kartvizitini bana vermişsin… Taksi şoförünü otogarda beklerken fark ediyorum. Az önce diğer binadaki telefonlara koşturup durmuştum. Meğer otobüs şirketinin bekleme salonunda da duvarda telefon varmış, iyi mi ?… Kendi cebimi arayıp şoförle haberleşmek işte o an aklıma geliyor. Bir yandan da neden ilk önce kendi cebimi aramadığımı, Yusuf ağabeyi neden rahatsız ettiğimi, düşünüyorum. Bu duygularla bu sefer kendi cep telefonumu arıyorum. Numara tamam… Çalıyor… Telefonu açan sesi tanıyorum sanki. Evet az önceki şoför karşımda. -Ben telefonun sahibiyim, diye bir cümle kuruyorum. Bu cümlenin çok saçma olduğunu düşünüyorum, bir an... -Ben telefonun sahibiyim… İyi de başka nasıl denir ki ? Neyse.. Abi ben otogara gelmek üzereyim, hangi firmada bekliyorsun, diyor. İki kere tekrar ederek otobüs firmasının adını söylüyorum… Az sonra gerçekten de şoför telefonumu getiriyor… Taksi ücretinin yanı sıra onun yarısı kadar da bahşiş veriyorum. Teşekkürler ediyorum. Onun, Kastamonulu Sedat’ın, helal süt emmiş bu şoför kardeşimizin telefon numarasını cebime kayıt ediyorum. -Eğer İstanbul’a yolum düşer de taksiye ihtiyacım olursa seni ararım, diyorum. Gözleri pırıl pırıl parlıyor genç kardeşimin. -Gelirim tabi abi, diyor. Tokalaşıyoruz. Tekrar teşekkür ediyorum. Ayrılıyoruz. Sedat İstanbul’un kalabalığında gözden kaybolup gidiyor… Sabah gülerek başlayıp, öğlenden sonra hüzünlendiğim; akşama kadar neşelendiğim ama sonra yine üzüldüğüm; ardından da müthiş sevindiğim bir gün yaşadığımı düşünüyorum… İyi ki Yusuf Ağabeyi tanımışım, iyi ki kartvizitini vermiş, iyi ki tanıdığı taksi durağından taksi çağırtmış, iyi ki Kastamonulu Şoför Sedat’ın arabasına binmişim… Yusuf ağabey ! İnan ki kendi cep telefonumu aramayı akıl edemedim yaa. Gecenin o saatinde seni defalarca aradım, senden benim cebimi aramanı istedim ama doğrudan kendi cebimi aramak aklıma gelmedi. Affedersin … Ben şaboyum, galiba accık… Sevgiler, saygılar… HALUK NAMDAR 1.8.2008
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı İstanbul’da Bir Gün isimli yazı, Haluk Namdar tarafından 02.08.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
19
Kasım
18
Kasım
14
Kasım
13
Kasım
11
Kasım
17
Kasım
16
Kasım
11
Ekim
23
Ekim
13
Başımıza Gelenlerden Kim Sorumlu Dersiniz ?
• Haluk Namdar • Güncel Makaleler • 194 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Mart
6
Ağustos
16
Ağustos
29
Ağustos
24
Temmuz
29 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||