kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Makale / Eğitim Makaleleri

İstanbul Lisesi “türk Sinemasının” Geleceğini Arıyor (mu ?)

9 / 6 / 2008  Pazartesi tarihinde Gürkan Adam tarafından eklendi, 209 kez okundu...

“ Sanat nedir? kısmıyla arası hoş olmayan düşünce ve eylem tembeli coğrafyamızın insanı hayatı sadece yemek(mide) üzerine kurguladığı için zevk sınırını hoşlanma, beğeni, haz gibi çeşitlilikle çiçeklendirememiştir; haliyle önüne servis edileni mide zevkiyle karıştırıp “tüketmektedir”… Bu duruma “zevksizlik döngüsü” d...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Gürkan Adam

Gürkan Adam







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İstanbul Lisesi “türk Sinemasının” Geleceğini Arıyor (mu ?)


Sanat nedir? kısmıyla arası hoş olmayan düşünce ve eylem tembeli coğrafyamızın insanı hayatı sadece yemek(mide) üzerine kurguladığı için zevk sınırını hoşlanma, beğeni, haz gibi çeşitlilikle çiçeklendirememiştir; haliyle önüne servis edileni mide zevkiyle karıştırıp “tüketmektedir”… Bu duruma “zevksizlik döngüsü” denilebilir.
Haliyle böyle bir kültürde sanatın da gelişmesini çok da beklememek gerekir. Zira sanatın bir ucu “beğenisine sunulan insanların varlığı”nı gerektirir. Yoksa ne size sanatçı olarak bakılır ne de “nesneye”… “Şekillenmiş madde” olarak kalıverir emekler(!)
Aslında enseyi bu kadar karartmamak gerekir… Günümüzün dijital olanakları, gençlerimizin bir kısmını “sanat nedir?”e doğru pupa yelken götürmektedir.
Bunca genç, kitaplarda gördükleriyle, ev işi becerileriyle değil de teknik olanakların, gelişmişliğin, yeni insan-doğa derlenişinin keyfiyetiyle “sanatı kullanma” yoluna girmektedirler(resim yerine fotoğraf, tiyatro yerine sinema gibi…)
Gençlerimizin bu eylemini görmezden gelemeyiz elbette… Yaşlı amcalar her ne kadar “bu da müzik mi” “bu fotoğrafta geminin ne işi var” diyerek gençlerin heveslerini “tarihî olarak körleştirmeye çalışsalar da” dijital olanakların yeni ve yayın olarak kendi sanatını doğurduğunu görebilmeliyiz… Ve bu sanatın da sinemayla zirveleştiğini bilmeliyiz.
Bugün liseli gençler elerlide kamera, okullarında sinema ile ilgili bir yapılaşma olsun-olmasın film çekiyorlar… Bunu sanat olarak görenler olduğu gibi kendi olanaklarını test etme, kendini gösterme, sorununu iletişim olanaklarıyla haber yapma ve ödül avcılığı mertebesinde kullananlar da vardır…
Bu momenti görerek, bu gelişmeden çıkar sağlamak isteyenler de çoğaldı yakın zamanda haliyle(!)
Gerçi, her eve televizyon yoluyla şah damarımıza sistem daha da yakınlaştırıldı; bilgi-belge ve eğlence, yoksunluk kültürüne enayi kalıplarıyla dayatıldı; öğrenme-feyizlenme(!) diyagramı dijital olanaklarla her boya göre düzenlenir oldu; fakat ne hikmettir ki kelam erbabından birkaç müşrik bu olanakları(!) yetersiz görmüş olacak ki, liselilerin çektiği filmleri de kendi adını duyurmak, kendine yeni bir taban yaratmak için kullanmaya başladı…
Bu olanakları en iyi niyetiyle(!) ve hakkaniyetiyle kullanmaya çalışan, düsturu “Türk Sinemasının Geleceği Aranıyor” makamında borazanlaştıran, İstanbul Lisesi’dir…
Hangi makamdan olursa olsun bu çağrıya yabancı kalınamazdı; Türkiye’nin dört bir tarafından 24 ilden 109 filmin içinde yer alınmalıydı; nelerin olup bittiği yerinde görülmeliydi; hızla çoğalan moment bilincinin hangi sapa yollarda kemirildiği yerinde tespit edilmeliydi…
* * *
İstanbul’a sabah erken saatlerde vardık… İlk gezi durağımızı Kadıköy olarak belirledik… Ardından, cepheden görmek için İstanbul’u, elimde yıllanmış İstanbul haritasıyla, kaybolmadan, Kadıköy iskelesinden Beşiktaş’a vapurla geçtik...
Bu tarihi şehre hayran olmamak mümkün mü? Bir yanında Haydarpaşa ve Üsküdar, kız kulesi, diğer yanında Selimiye, Sultanahmet, Topkapı(padişahın İstanbul’a bakışı…), Galata(oltalara erken takılmış istavritler… İzmir’de Kefal’den başka bir şey yok(!)) ve apartman boyutuyla koca koca gemiler ve şilepler… Az ötede Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları (İzmir’de Konak’tan Karşıyaka’ya geçerken neler görünüyor(!)) nihayet Ortaköy’de bir bardak bayat çaya üç ytl. vererek İstanbul Lisesi’nin yolunu tutuyoruz ve düşünüyorum: İstanbul’da herkes birbirine yabancı… Oysa koca insanlık tarihi mirasıdır İstanbul…
Hiç bu kadar “yabancılaşmayı” bir arada görmemiştim… Topluma, insana, doğaya ve emeğe… Bunca yabancılaşmış insanlarla yeni bir hayat kurulamaz burada; kimse kendini bu kentin kısırlığından da kurtaramaz… Bunca tarih birikiminde bile birbirine yabancılaşmışsa insanlar, silinip gider insanlık; birbirine kinle baka baka… Tüccarlıkla insanı pazar malı yapa yapa… Ya “rahat ve yaşlı” İzmir böyle mi? Ya Ticaret yollarında kavrulup medeniyetlerin bata-çıka dövüşüp, torunlarının dövündüğü bu coğrafya? Ve bitmeyen insanlık çilesi: İnsanlaşamama…
* * *
Okulumuzda iki yıldır sinema kulübümüz var ve bu iki yıl içinde şunları gördüm:
Öğrenciler sinema yoluyla,
1- Kendini görebilme(kendine dışarıdan bakabilme) ve gösterebilme(yücelim) imkânına kavuşur.
2- Öncelikle oyunculuk, kurgu-projelendirme, organizasyon ve yazarlık gibi yetenekleri gelişir.
3-Başka insanlarla ilişki kurmanın gerekliliğini görür; paylaşımı, dayanışmayı ve yüzyüze ilişkinin gerekliliğinin farkına varır “sosyalleşir”.
4- Hayatın bir bölümü üzerinde derinlemesine ve çeşitli açılardan düşünür.
5- “Ötekinin” ürettiklerine saygı duyar… Bir değerlendirme ölçütü geliştirmek zorunda kalır, yorum gücü gelişir.
6- Kişi kendini geliştirmek zorunda kalır.
Düşük maliyetli, yetenek geliştirici ve öğretici bir etkinlik olarak sinema her okulda gerçekleştirilebilir bir sosyal etkinlik olarak varolabilir! Ve mutlaka varolmalıdır da!
* * *
Sinemanın, kişinin kendini ifade edebilmede çağın en yaygın olanağı olduğunun bilinçli şevkiyle ve biraz da yorgun vardık İstanbul Lisesine…
Öncelikle, okulun estetik mimarisi muhteşem… Bizim mimari anlayışımız malum(!) üç oda bir salon(!) tuvalet illaki fayans olsun(!) Göçebe kültürünün bina estetiği ne olacaktı ki(!) Neyse ki ölmeden önce böyle bir okulun varolduğunu görebildim(fakat tuvaletini bulamadım! Akustiği de test etme imkânım olmadı(!))
Okul bahçesinde sağa-sola bakındıkça “Okul” bilinciyle iş yapmak için koşuşturan onlarca insan gördüm… Sinema kulüplerinin bedava dağıttığı 2008 film kataloğuna bakıyorum: Neredeyse bizim okuldaki öğrenci sayısının yarısı kadar işbölümünde görevli öğrenci var!
Akşam karanlığı çöktükçe ışık estetiğine takılıyor gözüm: Yabancı filmlerde üç ana ışığı kullanan ev görüntüsünde arkadaş “ne güzel ev… Biz yaksak yeşil-kırmızı-mavi ışıkları evde, anında polis basar; “ne oluyor beyler! pavyon mu işletiyorsunuz” diye(!)” demişti… Sanırım “ışık yakma cesareti” diye buna deniyor(!)
Saat dokuz buçuğa gelirken kız anons ediyordu: “Ön elemeyi geçen filmlerin dvd’si standımızda satışa sunulmuştur!”
İşte o anonstan sonra anladım “bu yarışmada da filmlerin, emeğin, sanatın metalaştırılıp değersizleştirildiğini”. Bu durumda, filmlerin kalitesini ne Atilla Dorsay kurtarabilirdi jüri olarak ki zaten 109 filmi izlemeye vakti olamaz; ne de filmleri elemeden geçiren hazır kıta “filmleri pazarlama konusuna göre ayıklayabilecek” araştırma görevlilerinden ve bir yapımcıdan oluşan ön eleme jürisi… Haliyle aranan Türk sinemasının geleceği değil veya benim anladığım anlamıyla “çözüm üreten, projelendiren, yeni temellendirmeler arayan, doğa ve insan bütünlüğüne yakınlaşan sinema” değil, sinema salonlarını doldurabilen, karamsarlık aşılayan, para edebilir olan sinema olacaktır.
Oysa film yarışmasının katılım koşullarında “emeğinizi pazarlayacağız” koşulu yoktu! Bu düpedüz ‘İstanbullu olmaktı’…
Ben “İstanbullu olmak, İnsana tuzak kurmak” deyimini deşerken zihnimin süzgecinde, okul müdürü Adnan Ersan kürsüden haykırıyordu: Beş yıldır Milli Eğitim’den izin alamadan yapıyoruz bu etkinliği. Bütün sorumluluğu üzerime alarak…(buna yakındı kurduğu cümlelerin anlamı)
Bu konuşmanın altında yatan anlamları çözümleyebilmek için Türkiye’nin kültüründe kaşarlanmış olmak lazım elbette(!) Bu tüccarlık göz ardı ediliyorsa, beş yıldır “izinsiz” yapılabiliyorsa bir ulusal sinema yarışması, önce sponsorlara bakmalı sonra “ödül verilen filmler”le birlikte ilk on beş film ikincil dereceden de olsa önem kazanacaktır. Ben bu yazıda sadece on beş filmi özetleriyle yazacağım, ilk altısı ödül aldı; umarım filmleri izleme imkânınız olur zira okullu olanlar kadar iyidir filmler ki filmleri izlediğinizde bunun nedenlerini de göreceksiniz; olur da filmleri izlerseniz kimlerin oynadığından, kime teşekkür edildiğine kadar her şeyi kontrol etmeyi de unutmayın(!) Liselilerin en itibarlı(Selim Demirdelen’in dediği gibi: MTV kısa film yarışmasına yedi katılım oluyor; İstanbul Lisesine katılım rekor düzeyde) sinema yarışmasının filmlerini mutlaka izleyin!
Umarım en yakın zamanda bu tüccar zihniyetin en prestijlisinden kurtulup seçici kurulu öğrencilerden oluşan gezici öğrenci filmleri günü düzenleme imkânına kavuşuruz; yoksa çöken Türk sinemasını kurtarmak, seçici kurulun kırık, buğulu, paralı çöken Avrupaî gözlüklerinden görünmez olacak ve doğuş niyetindeki genç sinemacıları da kendilerine benzeterek kısırlaştırmaları çok vakit almayacaktır!
Benim görebildiğim: Bu sapa yolda Türk sinemasının geleceğinin görünmediğidir! İlgilenenlere duyurulur…

İSTANBUL LİSESİ 5. LİSELER ARASI KISA FİLM YARIŞMASI İÇİN
ÖN ELEMEYİ GEÇEN FİLMLERİN LİSTESİ

1- Kan kokusu / Isparta/ Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi/ Barış Keskin/ Volkanı öldürmeye meyilli bir tavrı vardır. (“sabah kalktığımda ellerimin titremesinden anlamıştım o gün kan kokusu alacağımı”) Kanın kokusu onun için cezp edicidir. Ama bu zaafını öyle ustaca saklar ki en yakın arkadaşı kadir bile farkına varamaz, ta ki… Farklı bir cinayet ve suç üzerinden çarpıcı bir gerçeğin anlatıldığı bir film…
2- Tek jeton /İstanbul/ Özel İstek Bilge Kağan Lisesi/ Derya Evirgen/ Bir çocuk lunaparkta elinde tek jetonuyla hangi oyuncağa bineceğine karar vermek için dolaşmaktadır. Fakat her oyuncak çocuğu farklı bir anısına götürür. Mutlu olmak ve eğlenmek için seçeceği yol hangisi olmalı? Bunu ona bir baloncu öğretir.
3- Düş /İstanbul/ İTO Anadolu Teknik Lisesi/ Ferize Çetin/ Tek istediği özgürlük, tercih özgürlüğüydü. Cinsiyeti yüzünden yargılanan özgürlüğüne ve hayallerine el konulan Asuman bu olaya seyirci kalamaz ve özgürlüğün açtığı yolda ilerlemeyi seçer.
4-Tektip/ İzmir/ Atakent Anadolu Lisesi/ Baran Can Eraslan/ Hizmetlinin yerleri silmesiyle film başlar. Ardından öğretmen sınav kâğıtlarını dağıtmak için yerinden kalkar ve öğrencilerin arasında gezerek kâğıtları dağıtır. Öğrenciler soruları çözmeye başlarlar yavaş yavaş soruları çözemediklerini ve çözemeyeceklerini fark ederler. Düşünceleri dağılmaya ve dikkatlerini kaybetmeye başlarlar. Bazıları kopya çekmeyi dener, bazıların ise sınav umurunda olmamaya başlar. Kopya çekmek isteyenler her ne kadar bunu deneseler de kendi kopyalarından kopya çekmeyi başaramazlar. Sonunda bir öğrenci sınav kâğıdını kırıştırıp atar, ama sınav kâğıdı sınav masasına geri döner.
5- Ahlaksızlık / İstanbul/ Amerikan Robert Koleji/ Halil Deniz Tortum/ Asıl ahlaksızlık kişilerin ahlakını oluşturmamaya çabalamamaktır. Ve film de bu düsturdan yola çıkarak çeşitli yasakları çiğneyen bir çifti anlatır.
6- Gökyüzü Çok uzak/ Ankara/ Yıldırım Beyazıt Anadolu Teknik ML/ Ozan Kutludemirel/ Gökyüzü bana çok uzaktı. Umutlarım, hayallerim, beklentilerim ve yaşadığım gerçek örtüşmüyordu. Babamın astım krizleri, annemin MS hastalığı… Ben vardım. Evet vardım. Üstüne üstlük varoşların en dibindeydim. Umutlarımın, arkadaşlarımın yeşerdiği okulumla kurduğum tek bağım teneffüs zili melodisi idi… ya tornacı olacaktın ya bir günübirlik işçi ya da okuyacaktım. Triko işçi battı batıyordu. Çaresizliğimle alıp başımı gitmek geliyordu içimden. Konuşurken hep “R” leri katlediyor, bu da bana silikleşmiş zavallı bir kişilik veriyordu. Ama çalışıyorum. Bildiğim inandığım bir şeylerin arasında bana en büyük destek olan şey okulumun teneffüs zili melodisi. “o da olmasa...” diyorum, gökyüzü bana çok uzak.

7- Kadın Adam ve Kadın/ Ankara/ Güzel Sanatlar Lisesi/ Özgür Karacan/ Kadın erkek ilişkilerinin evrim süreci içinde geldiği noktada, kadınlar kendilerini daha iyi tanımlamış, ne sevdiklerini, bunun karşılığında verebileceklerinin sınırlarını her şeyden önemlisi de ne istemediklerini belirlemişlerdi. Erkeklere ise bu olanak ve izin verilmemişti. Çünkü kadın insan türü içinde alttaki sınıfın mensubu olarak yaşamda kalabilmek dürtüsü ile kendini sürekli geliştirmek ve bunun için de öncelikle tanımak ve tanımlamak zorundaydı. Oysa erkeğe baktığımızda, o üst sınıfa dahil yaratığın insan denince başlıbaşına kendi cinsini anladığını fark ediyorduk. Kural olarak annelerden başlamak üzere sürekli kadınlar tarafından “farklı” ve “oldukları gibi” kabul edildikleri için erkekler kendini algılama şeklini kaybediyordu. Birkaçı bu kıskaçtan çıkabilse de büyük oranı toplumun kendileri için döşediği raylar üzerinde hayatının sonuna kadar kayıp gidecekti. Erkekler özellikle son yıllarda kadınların içsel güç ve özgürlüğünün karşısında zor durumdalar ve elbette çok da kırılıyorlar.
8-Did I Die/ İstanbul/ Amerikan Robert Koleji/ Halil Deniz Tortum/ Bir adam ölüp ölmediği bilemez ve bir yerlerde dolaşır
9- Kontör Bitti/ İzmir/ Suphi Koyuncuoğlu Lisesi/ Türkü Saçkırık/ Söz, artık sadece yaşlıların kullandığı nostaljik bir iletişim öğesi olarak varlığını sürdürmektedir. Kısa mesaj artık yegâne iletişim biçimidir. Herkes yaşamak için yeterince konturu olup-olmadığını kontrol etmelidir.
10- Lafım Sana Dünya/ İstanbul/ Özel Kadıköy Güzel Sanatlar Lisesi/ Hazal Kızıltoprak/ Filmde, LDS’nin ele geçirdiği beyinler anlatılmaktadır. Daha söyleyecekleri onca şey varken, insanları sonsuza dek susturmayı becerebilmiş, sayısız deneyde kullanılmış ve gizliden gizliye yaşamımızdaki birçok alana sızdırılmıştır LDS aslında. Peki, tüm bunlar olup biterken, suskunluğa neden olan sadece LDS miydi? Onlar “konuşabilecek” miydi bir kez daha? Dünya duyacak mıydı seslerini?
11- Problem Tarama Testi / İzmir (Subaşı Mustafa Topalan Lisesi)/ Gökhan Doğanoğlu / Bir ilçedeki lisede öğrencilere problem tarama testi uygulanmaktadır; fakat asıl sorun öğrencilerin kendi hayatlarıdır.
12- Müjgan / Aydın/ Çine Mehmet Tuncer Anadolu Lisesi/ Aslı Toker/ Müjgan çiftçi bir ailenin kızıdır. Yalnızlığının ve sessizliğinin içinde başka bir dünya yaşatır. Kimsenin, hata kendisinin bile anlamadığı bir dünya. O, sesiz köşelerde mutludur. Hissettiklerini kendisi bile isimlendiremez. “okumak isterdim” der ama “okutun beni!” diyemez. Korkar. Öyle ya “babam ne derse o olacak”. Mutlak kader hani şu bütün Müjganla’rın başına gelen, onun da gelip durur karşısında Artık yaşı gelir ve Müjgan’ı evlendirirler. Müjgan o gün isimsiz hayallerine veda etme zamanının geldiğini anlar. Ekmeğin dışına sarılı gazete parçasında okuduğu Meksikalı kadın ressam gibi olamazdı artık. Hani adı Feride mi Ferida mı neydi? Müjgan beyaz gelinliğe bakar, düşünür. Düşündükçe daha çok üzülür. Bir çığlık kopar içinden.
13- Köprüden Önceki Son Çıkış / Edirne / Anadolu Lisesi/ Ahmet Can yıldız/ Sağduyu hepsine aynı yol ayrımında randevu vermişti. Çağrılanların birçoğu gelmişti fakat sadece içlerinden birisi için farklı bir başlangıç olacaktı. Sadece, günün sonunda yüzleşip, Varolan hesabını kapatacak, bundan sonra hesaplarını kendisi tutacaktır.
14- Şıklatma/ İzmir/ Kız Lisesi/ Ebru Güney/ İki dost… Sıradanlıktan kurtulma çabası… ve hayal etmenin gücü…
15- Usta Güreşçi / Düzce/ Düzce Lisesi/ Kerim Karaduman/ Birbirleriyle çok iyi dost olan iki arkadaşın arasına gelenekler girmiştir. Kerim’in akrabası olan Okan’ın sevgilisini Kerim’le evlendirmek istiyorlardı. Bunu yapmalarının sebebi ailenin parasızlık sorunuydu. Bundan ötürü akraba evliliğine sarılmışlardı. Bu olay onları yıkmıştı. Bunun üzerine Kerim ve Okan çok düşündüler. Hatta intihar etmeyi bile düşündüler. Fakat intihar çözüm değildi, bu olayla yüzleşmeliler ve çözmelilerdi. En sonunda bunu bir senaryo olarak yazıp konuyu öğretmenlerine açtılar, kısa film haline getirip yarışmaya katıldılar, yarışmayı kazınıp bu olay ders olup köyde bundan sonra akraba evliliği aşılmış oldu.



Telif Hakkı Uyarısı İstanbul Lisesi “türk Sinemasının” Geleceğini Arıyor (mu ?) isimli yazı, Gürkan Adam tarafından 09.06.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...

Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :

Eylül
1
Kaşgarlı Mahmud 1000 Yaşında
Bekir CevizciEğitim Makaleleri • 57 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
9
Güneş Gözlüğünün Faydaları
Zeynep AkıllıEğitim Makaleleri • 148 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Temmuz
23
Yabancı Dilimiz
Hüseyin DöğentaşEğitim Makaleleri • 214 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Temmuz
14
Uluslararası İlişkiler
Tahsin ÇayıroğluEğitim Makaleleri • 295 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Temmuz
13
Kpss
Hüseyin DöğentaşEğitim Makaleleri • 170 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Temmuz
31
Kansız Oldu! Birinci Cumhuriyeti Gömdük Netekim!
Gürkan AdamSiyasi Makaleler • 173 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
20
Temmuz
20
Aşiyan Panaroma
Gürkan AdamHayata Dair Şiirler • 122 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
4
Gökçeada Ayın Karanlık Yüzü (2 Bölüm)
Gürkan AdamGezi Hikayeleri • 224 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
21
Gökçeada Ayın Karanlık Yüzü (ı Bölüm)
Gürkan AdamGezi Hikayeleri • 204 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
10
Yaşlı Adam ve Deniz(senaryo)
Gürkan AdamYaşamdan Hikayeler • 1962 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
14
Duyuyor Musun?
Gürkan AdamDostluk Hikayeleri • 1711 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Kasım
23
Sıralara Kazınmış Hayatlar
Gürkan AdamDostluk Hikayeleri • 1647 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
1
Hayatın Kırılma Noktası
Gürkan AdamDostluk Hikayeleri • 1388 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
14
Çocuk Köyü
Gürkan AdamHayata Dair Denemeler • 1297 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler İstanbul Lisesi “türk Sinemasının” Geleceğini Arıyor (mu ?), İstanbul Lisesi “türk Sinemasının” Geleceğini Arıyor (mu ?) makalesi, İstanbul Lisesi “türk Sinemasının” Geleceğini Arıyor (mu ?) makale, İstanbul Lisesi “türk Sinemasının” Geleceğini Arıyor (mu ?) nedir?, İstanbul Lisesi “türk Sinemasının” Geleceğini Arıyor (mu ?) hakkında bilgi, İstanbul Lisesi “türk Sinemasının” Geleceğini Arıyor (mu ?) makaleleri, Gürkan Adam makaleleri, İstanbul nedir, İstanbul makalesi, İstanbul makaleleri, Lisesi nedir, Lisesi makalesi, Lisesi makaleleri, “türk nedir, “türk makalesi, “türk makaleleri, Sinemasının” nedir, Sinemasının” makalesi, Sinemasının” makaleleri, Geleceğini nedir, Geleceğini makalesi, Geleceğini makaleleri, Arıyor nedir, Arıyor makalesi, Arıyor makaleleri, (mu nedir, (mu makalesi, (mu makaleleri,

edebiyat

Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası


Yeniler
Yeni Hikayeler Yeni Denemeler
Yeni Şiirler Yeni Makaleler
Yeni Yorumlar

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Hapınızı Yuttunuz Mu?
Erol Sunat
Geldi!

Sezer Nişancı
Coğrafyam Karıştı

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?



Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Personal Loans | Hotel Las Vegas | Buy Anything On eBay | Ringtones | Halloween Costumes | Video | Arkadaş | Saat