kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Aşk Hikayeleri





Haftanın Yazarı
Melek Öztürk
Melek Öztürk


İşte Aşk Bu

26 / 1 / 2008  Cumartesi tarihinde Tevfik Tekmen tarafından eklendi, 567 kez okundu...

“İŞTE AŞK BUKüçük ev, küçük derenin berisindeydi. Küçük dere küçük bir köyde. Köy, Istrancalar’da bir yerde. Küçük ev, iki oda, bir salondu. Burda sekiz kişi yaşıyordu. Bir babaanne, bir baba, bir anne, üç kız, bir kardeş, bir de aga. Ev küçük; bahçesi büyüktü. Bu böyle… Büyük bir ev, büyük bir bahçe olsa; ya da bahçe küçük ama ev büyük olsa; o, ...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Tevfik Tekmen

Tevfik Tekmen







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İşte Aşk Bu


İŞTE AŞK BU

Küçük ev, küçük derenin berisindeydi. Küçük dere küçük bir köyde. Köy, Istrancalar’da bir yerde. Küçük ev, iki oda, bir salondu. Burda sekiz kişi yaşıyordu. Bir babaanne, bir baba, bir anne, üç kız, bir kardeş, bir de aga. Ev küçük; bahçesi büyüktü. Bu böyle… Büyük bir ev, büyük bir bahçe olsa; ya da bahçe küçük ama ev büyük olsa; o, zenginliği anlatır. Büyük bir bahçe, küçük bir ev; bu fakirliktir işte! Bu böyle… Dağ köylüsü, fakir fukaradır. Büyük ülkemizin küçük köyleri hep fakir fukaradır gerçi ya; bu köy daha bir başka…

Fakirliğin, fukaralığın fark edilmediği, varsıllığın bilinmediği bir zamandı. Aslında fakirlik, sağlıklı insanları pek üzmez. Eğer fakir insan, varsıllığı bilmiyorsa. Hiçbir insan fesat olmaz; eğer kötülüğü bilmiyorsa. Kışın sobasını yakıp ısınır, yer, içer tıkınır. Yazın gölgedeki serinlikle yetinir. Üşürse giyinir, örtünür; sıcaklarsa soyunur, açınır. Açsa var olanı yer doyunur. Yatar uyur, kalkar ayaklanır, çalışır. Gezer, tozar, avunur. Bayram, seyran olur coşkulanır. Sever, sevilir, sevişir. Birey olduğunu bilir ya; aile olduğunu, toplumun bir ferdi olduğunu öğrenir ve bunu iyi bilir. Ateşim, aşım, havam, güneşim, hayata gülümseyişim; aslında hepsi bu, hayat bu; bunu iyi bilir. İşte böyle bir zamandı hikâyenin yaşandığı zaman. Dün değil, bugün hiç değil, eski bir zaman…

Bir yaz günüydü. Akşam olmuş, karanlık olmuş, ay doğmuş. Ay, gökyüzünde gümüş bir tepsi gibiydi. Gök, yere çok yakın. Bulut yok, yağmur yok, soluk var ses yok; dolunay ışık doluydu. FERDİ bu köyün çocuğuydu. Şimdi on yedi yaşındaydı ve kentteki okulda okuyordu. Sarı saçlı bir kız aklını çelmiş, o da onu çok sevmiş. Kız, bu küçük evde oturuyordu. Ferdi’nin bütün derdi bu. Aklında hep o, fikride o, her yerde her zaman o, hep o… Onsuz olamıyordu. Bir gün görmese içi daralıyor, karamsar oluyor, sanki delirecekmiş gibi oluyordu. Ferdi’nin tek derdi buydu.
Akşam olmuş, karanlık olmuş, ay doğmuş; bir yaz günü son bulmuş; Ferdi, şindi evde dursun, tülü saçlı kızı unutsun olur mu?
Orak biçmekten gelmişti. Koca gün tepede güneş, yerde toz; bir elinde kavrama, ötekinde ellik, biç bağla, biç bağla; günde kaç tarla ebesi sobelenmişti. Sıcaktan pişmiş, terden ekşimiş, yorgun düşüp ölüp bitmişti ama onu çok özlemişti! Ferdi için ekin biçmek, komik bişeye gülüp geçmek, ne olacak; lakin aşka düşüp Mecnun olmuş, onun tek derdi buydu. Hep onu düşünüyor, hep yol gözlüyor, soluk alış verişinde bile onu özlüyordu ki, bu çok kötü; tek derdi buydu. Dert veren derman da verirmiş ama yalan! Onun derdi bir başka, ilacı yoktu. Leyla yoksa hiç bişey yoktu. AŞK işte buydu. Kız da onu seviyor, bütün mesele buydu...
Kavramayı, elliği attı, iki termos kapıp suya koştu. Suyolu çok yokuştu. Koşup yokuştan uçtu, termoslarını doldurup gene eve koştu. Ferdi, on yedi yaşındaydı. Şişman değil zayıftı. Daha yeni kıllanmıştı. O, hep koşuyordu. Kız bağa; o, bağa, kız bahçeye; o, bahçeye… Kız nerede; Ferdi hep peşinde. Dere boyuna, dağın doruğuna, kayaların oyuğuna, bir orman kuytusuna, hep onun uğruna… Koş babam koşuyor, hiç yorulmuyor, her yerde o tülü kızı arıyordu. Kızın saçları tülüydü, lakabı; TÜLÜ… Gel beri Tülü, git öteye Tülü… Köydeki herkes, ona, böyle söylüyordu. Adı da TÜLİN di. Aaah ulan ah! Ferdicik bu Tülin’i çok seviyordu. AŞK dedikleri, işte buydu!
Ferdi, taş merdivenlere oturdu; bir çırpıda soyundu. Aldığı suyla güzelce ovundu. Ayaklarını yuğdu, ellerini yuğdu, yüzünü yuğdu. Sonra kalktı. Tozdan, topraktan kurtuldu; tertemiz olmuştu. Temiz temiz içeri koştu. Giyindi, kuşandı, kolonyalandı; çakı gibi olmuştu.
Akşam olmuş, karanlık olmuş, ay doğmuştu. Anası;
“Duuurr…” dedi, “zayıf oğlum, hep koşan oğlum, âşık oğlum!” dedi, “aç gezen oğlum! İki lokmacık ye de öyle git…”
Ferdi, dinlemedi gene koştu. Yol yokuştu, o, sanki yokuş aşağı uçtu! Çeşmeyi geçti, köprüyü geçti, meydan genişti. Geniş meydandan geçip gitti; kimseyi görmedi. Ay varmış, her yeri aydınlatırmış, camların ışıkları meydana yayılırmış, insanlar varmış; o, kimseyi görmedi. Tülin’den başkasını gören gözleri Ferdi ne yapsın? Başkasını tutan eli, başkasını seven yüreği, Leyla onu beklerken anasının verdiği yemeği Mecnun ne yapsın? O, bir Mecnun, öteki Leyla; onsuz bu dünyayı ne yapsın…

Karanlık bir yola girdi. Yolca koşup gitti. Yoldan çıkıp bir bahçeye gitti. Bahçe dikenliydi. Dikenlerin içinden gitti. Dikenli bahçeyi geçti, diken avlunun dibinden geçti; gide gide o küçük eve gitti. Ulu cevizin dibinde biraz dikildi. Şimdi yüreği serinlemişti. Dikildiği yerden küçük evi seyretti. Seyrederken gizli gizli sigara içti. Sonra diken avludan geçip büyük bahçeye gitti. Geceydi ama Ferdi tavşan gibiydi. Ev küçük, bahçe büyük; büyük bahçe onun cennetiydi. Bir yanı dere, ötesi nere; bir ahır, bir sığır avlusu, ıvır, zıvır; o, yıkık dökük samanlığın yanına gitti. Yıkık dökük olsun ama onun olsun, ona mabet olsun, orda sevdiğinle buluşsun; samanlık onun cennetiydi. Cennette bir süre bekledi. Tülü kız gelmedi… Kız gelmeyince dertlendi. Anasına göre Ferdi, zaten dertliydi. Aşk; işte böyle bişeydi. Koşup dere içine gitti. Biraz da derede bekledi; Tülü kız çıkıp gelmedi. Ferdi dertlendikçe dertlendi.
Anası; “Duuurr…” dedi, “zayıf oğlum, hep koşan oğlum, Mecnun oğlum!” Anasını dinleyip, koşmadı bekledi. O, hem koşar, hem beklerdi. O, sevdiği için can verirdi. İşte, aşk böyle bişeydi! Aşk nedir? Sevgidir. Saflık, temizliktir. Özlemek, yol gözlemek, kimi kovalamak, kimi beklemektir. Aşk bir derttir. Derde derman bişeydir. Sevmek, sevilmek; kimi gülmek, kimi üzülmek… O, bir gönül işidir. Ne dersen de; onu yaşayıp görmek gerekir. Tarifi çok çeşit, kişilere göre değişir. O, bekledi; kız gelmedi; işte aşk böyle bişeydi.
Derede bekledi, ayaklarını ısırganlar yedi. Yanından kirpi geçti, kedi geçti, sonra tilki geçti. Tilki görmek hayra alametti; Ferdi, dereden çıkıp sığır avlusuna gitti. Sığırlar, yerlere serilmiş geviş getirmekteydi. Aralarından geçip ahıra gitti. Gidince ürktü, ürperdi, içi titredi. İçinden; “ya babası, ya agası gelirse!..” dedi. Yandım anam yandırma beni, bir zalim eline bırakma beni… Ahırın içinde kıstırılırsa âşık Ferdi’yi gebertirler, ürküntüsü bu sebeptendi. Aşk, işte bu; gebermeyi bilmekti. Yürüyüp gitti, kapıya gelince açık yerde bekledi. Bekledi, bekledi, bekledi… Tülin gelmedi. Bari geberticiler gelmeseydi!..
Ahır kapısında dikilirken bakındı; karşıda yamaç vardı, ötesinde dağ, gökte ay vardı. Dağın dereye düşen gölgesi vardı. Kapı yanı aydınlık, Ay, Ferdi’yi kucaklıyordu. Ayın kucağında bekledi; ama Tülin gelmedi! Aaaahh… Gelse de bir görseydi! Bir gelse, yüzüne gülse, hiç bişey söylemese… Söylese, söylese! Ona çok şeyler söylese. Biraz sitem etse, sonra özür dilese, sarılıp öpse, onu sevse… Gülüm dese, o da gülümsese. Aşk, işte böyle bişeydi. Ferdi, hep bekledi; ama Tülin gelmedi…
Komşu bahçede çok diken vardı. Dikenler içinde ulu bir ceviz vardı. Ceviz dalında iki kumru vardı. Biri Şirin, biri de Ferhat’tı. Ay ışığında onlara baktı; kumrular ötmüyor, uyuyorlardı. O sırada küçük evin kapısı aralandı. Kapı aralandı; Ferdi’nin içi daraldı.
“Geel gel…” dedi, “kapıyı aç gel, fistanını savur gel, uçup bana gel. İçim daraldı, can evim tıkandı, kalbim yaralandı. Ay beni sardı, sana nispet yaptı. Gel beni ondan al. Kollarını açıp sar, ay değil beni sen sar, yaram kanamasın yaramı sen sar…”
Anası diyordu Ferdi’ye; “Duuurr… Koşma! Biraz da bekle…” Ferdi, anasını dinlemiş bekliyordu. “Mecnun oğlum, deli oğlum…” Ferdi, Mecnundu. Kız da Leyla. O, bekliyor; kız gelmiyor; oooff anam of!..
“On yedi yaşında kız sevilmez, gönül bedavaya verilmez!” Ferdi, gönül vermiş ama bedavaya vermemişti. Gönül vermiş, gönül almış; gönlünün karşılığını almış. Aşk, işte buydu. Aşk işi gönül işi, bunu bilen iki kişi. Kız da onu seviyordu. Şimdi gelmediyse sonra gelir, gece uzun elbet gelir… Ferdi, bekliyordu. Kapı açılır kapanır, sonra gene açılır ışık saçılır. Aşk bir ışıktır. Ferdi, bu ışığı bekliyor, beklerken düşünüyordu. Üç senedir bu hep böyle... Bundan üç sene önceydi. Üç sene önce on dördündeydi. Kız da öyle… Üç sene önce görüşmüşler, görür görmez sevmişlerdi. On dört yaşındayken yıldırım aşkı… Ve onların aşkı üç senedir sürüyor, azalmıyor büyüyordu. Onların aşkı çok büyüktü. Yaz günleri gizli gizli buluşup görüşüyorlar, kışınsa mektuplaşıyorlardı. Tam üç yıldır böyle yaşıyorlardı. Anası Ferdi’ye; “Duuurr…” diyor, Tülin; “Otuuurr…” diyor, o, ne duruyor, ne de oturuyordu. Çünkü o, âşık bir kişi; dursa olmuyor, otursa hiç olmuyor, o, hep koşuyordu. Kız bağa; o, bağa… Kız bahçeye; o, bahçeye… Tülin nerede; o, orda, o, nereye giderse hep peşinden gidiyordu. Hem anası, hem de kız iyi biliyordu; Ferdi’nin okul güme gidiyordu. Hem aşk hem okul olur mu, böyle okunur mu? Ferdi, sular, seller gibi okuyordu. İşte aşk bu, hem söyletir hem okuturdu…

Küçük evin kapısı önce aralandı, sonra kapandı. Ceviz dalındaki kumrular uyanmadı, âşık Ferdi’nin aç karnı guruldadı. Kapı, açılmayıp neden kapandı? Guruldayan içi karıştıkça karışıyor, yüreği daraldıkça daralıyordu. Anası diyordu; “Duuurr… Mecnun oğlum, deli oğlum! Aç ayı oynamaz, iki yudum bişey yi…” O, dinlemiyor, hiç bişey yemiyor, koşup gidiyor, Leyla’sına gidiyordu. Bu, üç senedir hep böyle; babası da onu sopalamak istiyordu.
“Mecnun ol Leyla ol, Ferhat ol Şirin ol; Kambersiz düğün olmaz, aşk karın doyurmaz, çalışmayınca okul olmaz, okumayandan adam olmaz! Adam olmazın âşık oğlu…” Babası böyle diyor, ama yüzüne değil içinden söylüyordu. Ferdi, bunu da biliyordu. Biliyordu ki, aşk bir ışıktır; aydınlatır. Biliyordu ki, aşk yürek işidir; kişilik geliştirir. Aşk, sevgidir. Sevgi her şeydir. Yüreğinde sevgi besleyen büyük bir kimsedir. Adam olmak ne ki? Büyüklüğün ölçüsü ne ki? Ferdi, her şeyi biliyordu. Adam kim, büyük kim, bu dünyayı en çok seven kim? Ferdi, bir kızı çok seviyor, sevmesini bilmeyenleri de biliyordu.
Kapı kapandı, az sonra gene açıldı. Kapı açılınca dışarı ışık saçıldı. Kapıda Tülin vardı. Tülin sarı saçlıydı. Sarı saçlı, tülü başlı, ak yanaklı, bal dudaklı… Gözleri deniz, elleri yumuşak ve temiz, nefesi bahar kokardı. Adı TÜLİN, lakabı Tülü, bir de Boncuktu… Onun adı ne çoktu! Ne olursa olsun, adı isterse başka bişey olsun; o, Ferdi’nin yâri, yareni, hayatının anlamı, aşkıydı. Kapı açıldı, Ferdi’nin ağzı kapandı. Sanki canı pattadan çıkacaktı. Sonra rahatladı. Gözleri parladı, coşkun sular gibi çağladı. Tülin, kapıyı usulca kapadı, dışarı fırladı, uçarak yavuklusunun yanına vardı. Ferdi, sırtını duvara dayamış, ay ışığına sarılmış öylece duruyordu. Gelip karşısına durdu. Tir tir titriyordu. Ferdi, iyi göremiyordu ama kızın gözleri boncuk boncuktu. Ve gülümsüyordu. Ferdi, bişey söylemek istedi. Tülin, elini uzatıp onun ağzını örttü; “Suuuss…” dedi sessizce, “hiç konuşma…” Ferdi bişey söylemek istedi; kız, “Suuuss…” dedi sessizce. Çok bekletmiş, onu üzdüğünü biliyordu. “Gelemedim…” dedi çaresiz. “Kurtulup gelemedim! Evde sıkıyönetim var. Görüşmemizi istemiyorlar. Bizi çekemeyenler var. Kavuşmamızı istemiyorlar…” Ferdi, bişey söylemek istiyordu durmadan. Kız bu sefer; “Suuuss” demedi. Gidip boynuna sarıldı. Ferdi de ona sarıldı. Dudak dudağa oldular, sarmaş dolaş oldular, ay ışığını kovdular. Sarmaş dolaş döne döne ahırın derinliklerine gittiler. İçerde ışık yok, her yer karanlıktı. Döne döne başları döndü, sarmaş dolaş yere yıkıldılar…

Yer saman, gök tavandı. Sarı samanlar üstünde yuvarlandılar da yuvarlandılar. Öpüşmeye doymadılar, birbirlerine doyamadılar. İşte, aşk buydu. Onu doya doya yaşadılar…
Sonra kalktılar. Silkelenip sarı samanlardan kurtuldular. El ele tutuşup duvara yanaştılar. Duvarda dolunay vardı, onunla şakalaştılar. Ferdi, sırtını ışıklı duvara dayadı; Tülin de gelip onun göğsüne yaslandı. Oğlan, kızı sarıp sarmaladı, saçlarını kokladı, kız suskun kaldı. Hep sustular, hiç konuşmadılar. Konuşurlarsa sihir bozulacaktı, sihri bozmadılar.
İŞTE, AŞK BUYDU…
Dolunaylı gecede aşkı yaşadılar.
Ay kıskançlığından çatladı…

Horozlar ötünce ayrıldılar.
Koş ferdi, koş Ferdi, koooşş…

Sevgiye selam olsun
Sevenler kavuşsun, mutlu olsun
Sevenleri ayıran çom olsun
Ağzı, burnu kurusun
Dili tutulsun, lal olsun
Ferdiler, Tülinler hep var olsun…

AŞK OLSUN, AŞK OLSUN…

Tevfik Tekmen /26 Ocak 2008 / Cumartesi Saat: 02,30/ Lüleburgaz



Telif Hakkı Uyarısı İşte Aşk Bu isimli yazı, Tevfik Tekmen tarafından 1/26/2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...

Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :

Temmuz
2
Ah Kara Gözlüm
Uluca AtasoyAşk Hikayeleri • 44 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
29
Seni Seviyorum Meleğim
Kübra AlAşk Hikayeleri • 217 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
28
Gün Bu Gündür
Emrah ÖzlenAşk Hikayeleri • 114 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
28
Son Pişmanlık
Emrah ÖzlenAşk Hikayeleri • 122 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
24
Borcun Var
Emre ÇakırAşk Hikayeleri • 180 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Haziran
27
Ölümsüzlük Otu
Tevfik TekmenDüş Hikayeleri • 60 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Haziran
22
Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz
Tevfik TekmenToplumsal Hikayeler • 60 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
18
Mezopotamya
Tevfik TekmenToplumsal Makaleler • 67 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
7
Babam Seni Kesecek
Tevfik TekmenAnı Hikayeler • 137 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
23
Ölü Evinin Köyü
Tevfik TekmenAnı Hikayeler • 257 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
12
Lütfen Hoşgörü!
Tevfik TekmenFelsefi Makaleler • 1081 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ocak
14
Yetim Ali`yi Döven Boz Ayı
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 763 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
11
İnsanlar Ölmesin
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 571 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ocak
26
İşte Aşk Bu
Tevfik TekmenAşk Hikayeleri • 568 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
26
Neydi Ne Oldu
Tevfik TekmenDidaktik Şiirler • 564 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler İşte Aşk Bu, İşte Aşk Bu hikayesi, İşte Aşk Bu hikaye, İşte Aşk Bu nedir?, İşte Aşk Bu hakkında bilgi, İşte Aşk Bu hikayeleri, Tevfik Tekmen hikayeleri, İşte nedir, İşte hikayesi, İşte hikayeleri, Aşk nedir, Aşk hikayesi, Aşk hikayeleri,






Okudunuz Mu?
AhmetSıvacı
Ahmet Sıvacı




Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Pacotes Porto Seguro | Pay Day Loans | Credit Cards | Internet Advertising | Freelance | Video | Arkadaş