İt Vuran Amca..!?
2 / 11 / 2007 Cuma tarihinde Engin Kasap tarafından eklendi, 837 kez okundu...
“Çocukluğumun Hayal kahramanı... İt Vuran Amca..! ---------------------------------------------- Okuyucunun bilgisine; Bu Öykü- 1970-1990 yılları arasında yaşanan bir olayın anlatımıdır. İsimler gerçek,olay yaşanmış bir olaydır. Hatıralarına ...” Okuyucu Puanı ;
İt Vuran Amca..!?Çocukluğumun Hayal kahramanı... İt Vuran Amca..! ---------------------------------------------- Okuyucunun bilgisine; Bu Öykü- 1970-1990 yılları arasında yaşanan bir olayın anlatımıdır. İsimler gerçek,olay yaşanmış bir olaydır. Hatıralarına derin saygılarımla.. ------------------------------------------------- Avcılar Bahar mevsimidir Turnaları vurmayın… Her öykünün bir kahramanı olmalı. Hayat bazen kendi içinde öyküler kurgular ve içimizden birilerine bu öyküde yer verir. Her öyküde olduğu gibi bu öyküde anlatılanlarda bir yaşanan günlük hayatın bir parçasıdır. Havada uçuşan turnalar Kırkpınarlara indi, Sarzep yolundan gelen atlı yolcular turnaların sesine kulak kabartırken bir yandan da tarladan topladıkları yemlikleri yıkamak için suyun kenarına geldiler. Halilefendi Mahallesinden balık tutmaya gelen çocuklar arsız bir şekilde şakalaşıp, yeşil çimenlerin üzerinde güreşe tutuştu. Son günlerde köylerden Ardahan'a getirilip başıboş bırakılan köpeklerin sayısı oldukça artmıştı. Mezbahanın ve Askeriyenin çöplüklerinde beslenen köpekler sokaklarda başıboş dolaşıyondu. Belediye Başkanı işçilerden birini yanına çağırdı. - Bak, dedi seni temizlik işlerinde işe aldık, Sokaklarda bir sürü başıboş köpek dolaşıyon. Bundan böyle bu başıboş köpekler zehirlenecek. Senin görevin arkadaşlarınla birlikte bu köpekleri zehirlemek. Onların leşlerini arabayla toplarız. Başını önüne eğdi, yutkundu bir şeyler söylemek istedi, olmadı. Daha işe gireli ne olmuştu. En pis işi kendisine veriyonlardı, evde ekmek bekleyen karısı ve çocukları vardı. İstemeden içi burkularak peki dedi. Yaylaların çıkma zamanıydı. Furgunlara yüklenen eşyalar Gunzut'tan sonra dağ yolundan yaylaya götürülüyondu. Kura nehrinin taştığı çayırlarda kuzular otluyon, kadınlar harmanlarda kaz yavrularını otlatıyondu. Menemşe ve Hanım abla önlerine kattıkları kazları harman yerine götürürken bir yandan da sohbet ediyondu. Önlerinden bir köpek acı, acı havlayarak koştu. İsrafil amcanın evinin önünde yere yığıldı. Çırpınmaya başlamıştı. Ne olduğunu anlamadılar. onadan geçen Abdul amca başını iki yana salladı. Olmaz ki dedi. Günah bu hayvanları zehirliyonlar. Allahtan hayırlısı. Atını harman yerine otlaması için bırakan Kazım amca, Abdul amcanın yanına geldi. Yerde can çekişen hayvana baktılar. Etraflarına toplanan çocukları dağıtmaya çalıştılar. Engin, Turan, Muharrem ve diğer çocuklar konku içinde can çekişen hayvana bakıyondu. Önceleri ekmek ve et parçasından yapılma köftelerin içine zehir koydular, onları köpeklere attı. Köfteyi yiyen köpeklerin midelerinde çözülen zehir bedenlerine kan yoluyla dolaştıkça zavallı hayvanlar acı çekerek çırpına, çırpına can veriyondu. Sonra bir silah verdiler. Çifte namlulu, domdom kurşunu atıyondu bu silah. Artık pek acı çekmeden ölüyondu köpekler. Omzuna astığı silahla biraz daha havalı oldu. Artık eskisinden biraz daha fonsu artmıştı. Köprüden kalenin olduğu yokuş yolu çıkarken Ayakkabıcı Dursun amcanın dükkânına uğradı. Ayakkabısını tamire vermişti. Dükkânın önünde duran Gülistan hala, oğlum etme, tutma dedi. Çok can yakıyonsun. Bırak bu işi kim yaparsa yapsın. Sen yapma, çeline çocuğuna yazıktır. Koluna namlusunu kırarak taktığı silahını tekrar eliyle kontrol ederek onadan ayrıldı. Oda istemiyondu can almayı, ama ekmek kavgası. Ne yapsın zaten çiftçilik yapmayı da pek sevmiyondu. Aylar sonra halk arasında adının yanına bir lakap taktılar. Artık halkın dilinde adı İt vuran…' ti. ! Kara kuru bir amcamızdı. Yüreği bir çocuğun yüreği kadar temiz, dostluğu dağlar kadar yüceydi. İçinde bulunduğu toplum ona bir rol vermişti. Oda bir başrol oyunu oynar gibiydi. Hani, yıllarca katil, kötü adam tiplemesiyle tanıdığımız Erol TAŞ gibi. Yıllar sonra Eminönü ilçesinde Cankurtaran'da bulunan kendine ait kahvenin önünde sohbet edip, çayını içtiğim Erol abi gibi. Türk filmlerinin acımasız katil tiplemesiyle ünlü Erol TAŞ, ince, narin bir ruh yapısına sahip, babacan bir adamdı. Kahvenin önüne tahta bir tabure koyar film çekimleri olmadığı zamanlarda mütemadiyen onada otururdu. Son zamanlarında ayağındaki ağrılardan şikâyet eder olmuştu, bir de eniştesiyle biraz sonunları vardı. Karşısındakine hitap ederken Canım, kardeşim diye hitap ederdi. Bizim çocukluğumuzun katili, sevdiğimiz köpekleri öldüren it vuran… Amca da aynıydı. Ama oynadığı sadece bir oyun değil, acımasız yaşamın çift namlulu silahla her gün ölüm kustuğu, her atılan mermide çarpan küçük yüreklerin sustuğu bir gerçekti. Kan kusan namludan çıkan her mermi bir yaşama son veriyondu. Bedenlere saplanan kurşunun yakıcı ateşi, damarları parçalayan merminin kopardığı et parçalarının arasından fışkıran kan, ölen her köpekle beraber hayattan bir sayfa daha siliyondu. Sonra gelen belediye görevlileri gazete parçasıyla ayağından tuttukları ölü köpek bedenlerini çöp arabasının içine umarsızca, öylece atıyonlardı. Bir gün çeşmenin yanında bulunan meydanda, tezek yığınlarının arasında bir köpeği sıkıştırdı. Yaşar amca yapma, etme dediyse de dinlemedi. Silahını doğrulttuğunda köpek sanki öleceğini bilir gibi acı, acı havladı. Silahtan çıkan mermi köpeğin cılız bedenine saplandığında önce havaya donu zıpladı, sonra bir o yana bir bu yana kaçmaya başladı, ölmemişti, it vuran… Amca tekrar silahını doğrulttu ve ateşledi. İkinci mermi hayvanı yere serdi. Artık yavaş, yavaş atan kalbi göğüs bölgesinin derisini hafifçe oynatıyondu. Bizler gözleri faltaşı gibi açılmış, çocuksu dünyamızda yaşanan bu dramı seyrediyonduk. Sonra Memiş ağabeylerin evin önündeki zincir yapılmış tezeklerin aralarından hafif ve cılız sesler gelmeye başladı. Köpeğin yavruları varmış. Tezeklerin arasından bir elimizden biraz daha büyük tam yedi tane yavru çıktı. Köpeğin yanına gittiler. Bedeninden süzülen kanların buğusu arasında yavrular annelerinin memelerini arıyondu. Yedi küçük beden, yedi can yetim kalmıştı. O yavrulardan bir tanesini aldım ve büyüttüm, amcamların kapısında yıllarca bekçilik yaptı. Adını karabaş koydum. Karabaşın öksüz diğer kardeşlerine ne oldu bilemem. Okul yılları başladığında Halitpaşa İlköretim okulunda okurken, it vuran… Amcanın çocuklarından biriyle sınıf arkadaşı olduk. İki kardeştiler, küçük olanda benim kardeşim Erol'un yaşıtıydı. Can ciğer dost olduk. Onlar bizim mahalleye top oynamaya gelirdi, bizde onların mahallesine kızak kaymaya giderdik. Kayabaşından saldığımız kızaklar köprünün önüne kadar havalarda uçururdu bizi. Çocukluğumuzun en tatlı yıllarında tanıdığım bu arkadaşımın aynı yaşlarda birde amcaoğlu vardı. Tabyalardan Eski Hanak yolunda bulunan Küçüktepeler mevkiinde bulunan Ay yıldızlı tepeye ateş edilirdi. Askeri birliklerin atış sahalarına gizlice girer g–3 piyade tüfeğinin mermilerini toplardık. Bahar aylarında topladığımız bu mermileri misket misali yere dizer, uzaktan bir mermi atarak dizilen desteye çarptırmaya çalışırdık. Bazen de ateşte ısıtıp, ucuna bir kulp takarak kolye yapardık. Çocukluğumuzun en güzel oyunuydu bu. Yine turnaların gelmeye başladığı bir bahar mevsimiydi Çadırcı semtinde bulunan tarlayı ekmeye gittik. Amcam öküzleri kotana koştu. Kotanın kulplarından tutmaya çalışıyondum. Zayıf bedenimle bir o yana, bir bu yana savuruyondu beni. Bir yandan bana sinirli, sinirli bakan amcam, bir yandan da yakınlardaki tarlada yanık sesiyle, “O yaylalar, yaylalar çimen bağladınız mı? Ben askere giderken kızlar ağladınız mı?” Türküsünü söyleyen Sazara'lı komşumuza kızıyondu. Gökyüzünü kaplayan bulutların arasından süzülerek ilerleyen güneş sırtımızı hafifçe ısıtmaya başladığında şiddetli bir patlama sesi duyduk. Tabyalar semtinden gelmişti ses sanki bir bomba patlamıştı. Sesin geldiği yöne baktık, bize çok yakındı, onada koşuşturan ve bağırıp çağıran insanları gördük, kotanlarını bırakan komşularımız onaya gitmeye başladı. Bizde onların peşinden koşar adım tabyalar semtine geldik. Not: Öykünün burasında ruhum daraldı, yerimden kalktım. Biraz Sultanahmet parkında dolaştım. Seyyar çay satan çocuktan bir çay aldım içtim. Kalan bölümü yazıp, yazmamak konusunda kendimle epey mücadele ettim. Ama hayat acımasız ve umarsızca devam ediyon. Yazımı bu satıra kadar okudunuz. Size olan saygım gereği aşağıda yazılan satırlar gözyaşları ve buruk bir kalp sıkıntısıyla yazılmıştır. İt vuran… Amcanın çocukları ve kardeşinin çocuğu, sabah askeri atış alanından mermi çekirdeği toplamaya gitmişler. onada buldukları patlamamış bir havan mermisini yanlarına almışlar. Merminin üzerinde bulunan sarı pirinç parçayı sökmek isterken mermi patlamış, yazılarda anlatılmaz, kelimelerle ifade edilemez bir manzara, iki küçük beden paramparça olmuştu, diğer çocuk yaşça biraz daha büyük olan birkaç metre ileride yerde yüzükoyun yatıyondu. Onun yaşadığını söylediler. Yaralı çocuğu bir arabaya koydular, hastaneye gitti. Öykülerde çocuklar ölür. Bu öykü değildi. Gözlerimin önünde iki can, iki can yoldaşım arkadaşım ölmüştü. Ölen çocukların üzerine gazete örttüler. Savcı gelip tutanak tutana kadar o iki küçük beden onada öylece kaldı. Ah ömrümün küçük can yoldaşları, kara gözlü, karakaşlı arkadaşlarım. Onlar çocukluğumuzun dev kahramanı, hayal dünyamızın kötü rol oynayan oyuncusu İt Vuran… Amcanın çocuklarıydı. Hastanede üç gün sonra ölen çocukta onun kardeşinin oğluydu. İt vuran… Amca bir daha bu görevi yapmadı. İçine kapanık, sessiz, sedasız yaşadı. Belki yüreğinin bir yerlerinde bir hesaplaşma yapmıştır. Ama ekmek kavgasının peşinde koşan bir yürek yaptıklarıyla, geçmişin muhasebesini yaparak kendiyle nasıl hesaplaşır. Asıl ona “ O ” görevi verenler. Yaşam kavgasında çift namlulu silahla can almaya gönderenler acaba kendi vicdanlarında hesaplaşma yapabildiler mi. ? Bu öykünün yaşandığı yıllarda ve sonrasında Ardahan'ın çayırlarına ve özellikle Kırkpınar'lara turnalar gelmedi. Bir çift turna görürseniz havada bilin ki kanatlarında hatıralar, yüreklerinde arkadaşlarımın yüreği, çıkardıkları seslerde onların sesi var. Avcılar ne olur bir daha Turnalara ateş etmeyin… Sevgili okuyucular aklımın bir yerinde oyun oynamaya devam eden hayal kahramanları bir öyküde buluşturdu bizi, Olayın kahramanı, çocukluğumun katili İt vuran… Amca, ne haldedir, nasıldır bilemem. Ölmüşse tanrıdan rahmet diliyonum. Hayattaysa ellerinden öpüyonum. Çocukluğumun kocaman katili, arkadaşlarımın can babası, komşum, büyüğüm amcama ve çocuklarının hatırasına saygılarımla… 29.03.2006. İstanbul
Tavsiye Et :
Eylül
29
Eylül
29
Eylül
20
Eylül
1
Eylül
1
Eylül
23
Mayıs
2
Dünya`da ve Ülkemizde 1 Mayıs
• Engin Kasap • Eleştiri Makaleleri • 106 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
19
Şubat
28
Şubat
16
Mayıs
14
El Yazısı Yüzünden..(seni Seviyorum)
• Engin Kasap • Aşk Hikayeleri • 2425 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ocak
27
Ocak
26
Nisan
13
Şubat
13 |
![]() |
|
||||||||||||