Kâhinin Söylediği
KÂHİNİN SÖYLEDİĞİ
O aslında âşık kostümüne bürünmüş bir avcıymış. Peşimde olduğuna göre ben de onun için mesela bir ceylan. Onu tanıyamamam benim suçum değilmiş zira onun gibiler gerçek avcılar gibi av malzemesi taşımazlarmış. Onlar konuşurlarmış avlarıyla; anlatır, kuşatır kendi dünyalarını, muhatap seçtikleri dünyaya taşır, sözlerine yer açmak için ortalıkta ne var ne yok kaldırır her yana sözlerini yerleştirirlermiş. Onun topraklarıma sızışı da aynen böyle, benimle sürekli konuşarak olmuş olabilirmiş. Muhtemelen o benimle konuştukça ben geleceğimizi merak etmiş, ben merak ettikçe o kehanette bulunmuş -örneğin çok mutlu olacağız- o kehanette bulundukça -mesela seni hiç bırakmayacağım- ben ona inanmış, ben ona inandıkça onun kâhinliği perçinlenmiş olabilirmiş. Yani onun önüne cam küreyi ellerimle koymuş olabilirmişim. Her ne kadar ben öyle zannetmişsem de sahte âşık-gerçek avcıyı maşukum olarak değil; kendisinden geleceğimi öğrenmeye çalıştığım kâhinim olarak görüyormuşum.
Her ne kadar ben hazırlamışsam da zeminini; aldığım zaman beni dünyanın en mutlu insanı yapan, geleceğimden gelen muhteşem bir haber zannettiğim şey; `GEL` aslında onun bana yaptığı ilk büyüymüş.
Tamamen büyünün tesiriyle olmuş o sözü duyduktan sonra olanlar. Dünyamı cennete beni meleğe çeviren o vaatkâr söz, o ‘GEL’ meğer ‘düşler ülkesine’ açılan bir kapı değil bir büyüymüş. Yüzüme renk, sesime ışıltı, ruhuma güç, uykularıma huzur gelmesi hepsi yalan, hepsi o büyünün marifetiymiş. Hayatımdaki akışın hızlanması, kolaylaşması hatta keyif verir hale gelmesi hepsi ve hepsi… Ben hâlâ böyle olmadığını düşünebilirmişim eğer öyleyse bu da büyüsünün yapışkan tesirini gösteriyormuş.
Hem zaten sonra ne olmuş? Her şey birden tepetaklak tersine dönmemiş mi? Bir şeyler görüp duyup da algılayamaz hale gelmemiş miyim? Uykuyla uyanıklık arası bir yerde; bir arafta kalakalmamış mıyım? Daha dün güllük gülistanlık olan topraklarımın semalarına, evimin içine, fikrimin orta yerine, kalbimin üzerine çöreklenmemiş mi kara bulutlar? Bütün dünya durmuş, hiçbir şey hareket etmez hale gelmiş gibime gelmemiş mi? Bak mesela bu hiç olacak iş miymiş? Elimde, önümde, sağımda, solumda endişeden başka bir şey kalmamış gibi hissetmemiş miyim? Peki neden? Efendim bana `BEKLE` demişmiş. `BEKLE` onun bana yaptığı ve birincisinin tesirini hem yok eden hem arttıran ikinci tesirli büyüymüş. . Hiç `GEL` demeseymiş kuşkusuz `BEKLE`nin içime oturması için bu kadar geniş bir yer olması da mümkün olmayacakmış.
Ben hâlâ gidip ondan geleceğim(iz) hakkında bir ümit olup olmadığını öğrenmeye çalışadurayım benim sözde maşuk-sahte kâhinim dışarıda gürültüyle yağmurun yağdığı bir gün, sayemde öğrendiği büyülerin en tesirlisini, en büyüğünü yapmaya hazırlanıyormuş. İçime, bir cehennem yerleştirecekmiş bu büyü. Ona acımasızca önce yüzümdeki rengi, kolumu kıpırdatacak mecali, sesimdeki canlılığı, dizlerimdeki dermanı, uykularımı sonra da artık bunların yokluğunda bir işe yaramayan bedenimi atacak; hiç sönmeden, dinmeden, tekrar be tekrar yakacakmış bu son büyüsü. Kâhin maşukum, cam küreye bakıp beni perişan, geleceğimi mahvedecek haberi vermeye hazırlanıyormuş ne zamandır meğer. Ben inanamasam da maşukum bana; `GİT` diyecekmiş. Elimdeki bütün yumaklar çözülecek ortalık darmadağınık olacakmış.
Neyse ki çok geç olmadan, kâhin maşukum henüz bana son büyüsünü yapmadan; bana o beni bulmuş gibi geliyorsa da benim onu bulduğumu söyleyen ses, yumaklar çözülmeden tedbir alacakmış. Yalnız öncelikle diğerinin sadece bir avcı olduğunu kabul edecek onu derhal maşukluğumdan, kâhinliğimden azat edecek onu unutmaya azmedecekmişim. O da işe onun yaptığı bütün büyüleri bozarak yani sözlerini anlamsızlaştırarak başlayacak ve kendisini bundan böyle beni, bütün gerçek avcı- yalancı âşık-sözde maşuk-sahte kâhinlerden korumaya adayacakmış. Beni gördükten sonra kalbini kapladığını söylediği katışıksız iyilikle. Henüz tanıştığım yeni kâhin tam olarak böyle söylüyor.