Kabalaşma
Beyin gücünün farkında olan, düşünebilen, hayatı gerçekten yaşayan… Yani insan. Yani bizler. Yaptığım küçücük bir araştırmanın altından neler çıktı bir bilseniz. O kadar komikler ki… İstedim ki siz de biraz gülün. Hadi bakalım…
“biraz su biraz toprak”
“beyin gücünün farkında olan ama kullanmayan tek canlı”
“çelişki yumağı”
“memelilerden iki eli olan, iki ayak üzerinde dolasan, sözle anlasan, akli ve düşünme yeteneği olan canlı”
“mağlubiyet ve zayıflığını kalbine, zafer ve gücü beynine bağlayan yaratık”
“insanlıktan nasibini almamış hayvan”
“son yüzyılda hastalıkların çaresini bulduğu için gereğinden fazla üremiş, doğa bozucu yaratık”
Vs vs vs…
İyice abartılmışları yazıya eklemekten vazgeçtim. İsteyenler kutsal bilgi kaynağı “ekşi sözlük” ten öğrenebilirler.
Doğa bozucu yaratık… Doğru laf doğrusu. Orayı burayı değiştirip sürekli farklı şekillere sokuyoruz. Sürekli hoşnutsuz, sürekli dertli kederliyiz. Asıl gelmek istediğim nokta ise kabalığımız. Öğle tatilimde arta kalan zamanda çok sevdiğim iki arkadaşımın yanına gittim. İki karşı cins ama iki sağlam dost olan arkadaşlarıma sordum. Sizce kabalık nedir dedim. Beyefendi dedi ki “ öküzlük” tür, hanfendi ise “saygısızlık” olarak nitelendirdi kabalığı.
“yeryüzündeki canlıların en tehlikelisi”
İşte bu biraz ürkütücü oldu. Ne kadar kaba canlılarız biz. Hep mi böyleydik sonra artık sabır taşları mı kırılmaya başladı. Sanmıyorum. Kabalığı da öğrenir olduk oradan buradan gördüklerimizden. Hemen kızıyoruz. Geç kalırsan öfke dolu bakışlar. Kapıya kolun sıkışmış, servisin altında kalmışsın kimin umurunda. Kendi öfkesini tatmin etsin yeter. Aman diliniz sürçmesin, aman kekelemeyin konuşurken. Duyunca çok gülmüşümdür buna. İnsan bu ya nerede başına ne geleceği bilinmez. Her an bir olumsuzlukla karşılaşabilir. İşte tam da bu sırada, açığını yakalamak için bekleyen bir akbaba, atlar ensene… Didikler durur seni ciğerlerini yaka yaka… Yoldan önce/sonra geçme davası, otobüste yer kapma heyecanı, alaylar, şenlikler… Bir Pazar dönüşüydü, genç bir kız, yaşlıca bir teyzeye: “kapat çeneni teyze yaaa!” diye bir güzel diklenmişti, kadın da otobüsten gerisin geriye indi. Neydi şimdi bu saygısızlık mı? Gerçi ne yaşlı teyze sırasını beklemişti, ne de genç kız hoşluk yapıp ona yer vermişti. Her iki taraf da kendince haklıydı.
Kabalaşıyoruz her geçen gün, her geçen gün batılılaşıyoruz. Her geçen gün kendi kültürümüzden, kendi nezaketimizden uzaklaşıyoruz. Şarklılık bu kadar mı kötü Ya Rab! Her sabah güneşin doğmasını beklediğimiz gecelerden ya bir gün güneş doğmaz da biz batılı olursak…?
Ayakkabılarımın çıkardığı ses için üzgünüm… (tak tak tak…)
“bu sitem bir ince sızı…”
Bu yazıya sadece yazarın arkadaşları yorum yapabilir
Tavsiye Et :