Kabirde İlk Gece (10)Kabirde İlk Gece (10)Kapının açılmasıyla birlikte, cehennemin korkunç haykırışlarından dolayı Ahmet neredeyse yere yıkılacaktı. Kıpkızıl ateş her yeri kaplamıştı. Ancak buradaki insanların şekilleri normal insan şekli gibiydi. Ancak yüzlerine bakıldığı zaman çok büyük bir sıkıntının içinde oldukları anlaşılıyordu. Gözleri bir felakete tanık olmuş gibi kocaman kocaman açılıyordu. Elleriyle ayaklarını tutmaya çalışıyor ama bir türlü buna güç yetiremiyorlardı.Ahmet onların yanına geldiğinde felaketin ne olduğunu daha iyi anladı. Ancak bunu yaşayanlar gibi hissetmesi mümkün değildi. Dünyada bir defasında elinin yandığını hatırladı. Ne kadar büyük bir acıydı. İnsanlar aralarında uzun mesafelerle ateşten bir nehirin üzerine dizilmişlerdi. Ayaklarının altından ateş kaynıyordu. Bu ateş ayaklarından beyinlerine doğru çıkarken bedenlerinin en ücra köşelerine kadar ateşin yakıcılığını hissettiriyor ve nihayetinde bir yanardağın volkanı gibi lavlar başlarından fışkırıyordu. Elleriyle başlarını tutuyorlar ama ateş ellerini de yakıp geçiyordu. Her volkanın patlayışından sonra bedenlerin etleri soyulup yenisi giydiriliyordu. Bu azap sürekli tekrar ediyordu. Ahmet ateşin kaynağına baktı ancak göremedi. Ateşten nehir insanların ayaklarının altında kaynıyordu. Akışı bir nehir gibi görünse de lavların kabararak sağa sola ateş topları fırlatması bir ejderhanın ağzından ateş topları atmasına benziyordu. Malik’in geldiğini görenler ellerini ona doğru uzatarak yardım istiyorlardı. Malik ise yüzünde en küçük bir gülümseme veya acıma hissi olmadan onlar bakıyordu. Bakışıyla sanki bunlar yaptıklarınızın bir karşılığı dercesine anlamlıydı. İşte bu sırada beyninden ateş fışkırdıktan sonra derisi soyularak korkunç bir görünüm arz eden birisi Malik’e seslendi; -Ey Malik Rabbine söyle de beni öldürsün. Böyle yaşamaktansa ölmeyi tercih ederim. Ne olursun söyle, ölüm bana burada, dünyadakinden daha güzel görünüyor. Keşke toprak olsaydım da bu günleri görmeseydim, dedi. Adamın bu sözleri üzerine Malik gayet sakin bir şekilde şöyle dedi; -Hayır siz burada ölmeden ebedi olarak kalacaksınız. Dünya hayatında size ölüm, cehennem hatırlatıldığında dudak bükmüştünüz. Şimdi inkar ettiğiniz şeyle karşı karşıyasınız. Hadi bakalım şimdi sizi malınız, mülkünüz, ordunuz, silahlarınız, makam ve mevkileriniz kurtarsın, dedi. Haykırışlar cehennemin fokurdamasından duyulmuyordu bile. Öylesine dehşet bir kaynaması vardı ki, insanlar ondan kaçacak yer arıyor bir türlü bulamıyorlardı. Büyük bir ateşten zindana hapsedilmiş gibiydiler. Üstelik artık buradan kurtuluşta yoktu. Duvarlar Çin Seddi gibi uzayıp gidiyordu. Gözün alabildiği hatta alamadığı kadar uzunda birinci kapının ilk odasının duvarları. Her taraftan ateş akıyordu. Ama en çok ayaklarının altından beyinlerini kavuran bölümü yakıyordu tüm zerrelerini. Ahmet buradaki dehşeti görünce cehennemin ne kadar korkunç bir yer olduğunu anlamıştı. Dünyada Allah’a inanarak O’na kulluk etmekte ne kadar isabetli olduğuna şimdi daha çok seviniyordu. Ancak Malik Ahmet’in bu sevincini fark ettiğinde ona; -Ahmet, bu kapıdan seyrettiğin bölüm cehennemin ilk tabakasıdır. Yani senin anlayacağın cehennemin şiddeti en az olan katıdır. Buradaki insanlar Allah’a inanmayan, O’nun varlığını inkar eden ancak bunun yanı sıra da iyi olmaya çalışan insanlardır. Allah’a inanmayan insanların, ahirette kurtuluşları asla söz konusu değildir,dedi. Malik bir kadını göstererek şöyle der; -Şunu görüyor musun? Dünyada öylesine güzeldi ki, insanların deyimiyle bakmaya bile kıyamazdınız. Ancak Allah söz konusu olduğunda bunu bir türlü içine sindiremez, gerici ve yobazların yaptığı gibi güzellikleri saklamanın anlamsız olduğunu her fırsatta dile getirirdi. Allah’ın varlığına inanmanın saçma olduğunu söylerdi. Buna rağmen canlı varlıklara da insani duygularından dolayı iyi davranırdı. İşte inkârının cezası ateş, iyiliklerinin karşılığı ise birinci katta hafif bir azaptır. Ahmet, kadına baktığında ayaklarının altından kaynayan ateş yukarılara doğru çıktıkça yüzünün buruştuğunu fark ediyordu. Ateş yüzüne kadar geldiğinde ise o güzelliğine hayran olduğu küçük ağzı, burnu şekilden şekle giriyordu. Hele o küçücük burnuna estetik yaptırmak için ne kadar çok para harcamıştı! Şimdi güzelliğinin hiçbir rengi kalmamıştı. Derileri soyulduğunda ise dünyadaki en çirkin kadın bile onun yanında daha güzel kalırdı. Allah’ı inkârın sonunda elde hiçbir sermaye kalmadığı gibi, hiçbir güzellikte kalmıyordu. Ölüm, yok oluş, bir kurtuluş olarak görünmesine rağmen ele geçmeyen büyük bir nimet oluyordu. Cehennemin en hafif cezası olduğunu düşündüğü zaman insanın ruhundaki en ücra zerreler bile ürperiyordu. Ahmet cehennemim duvarlarına baktı. Kaynar sular bir şelale gibi akıyordu. Dünyadaki en dayanılmaz ateş bu birinci kat cehennemin yanında serin kalırdı. Malik, Ahmet’e cehennemin nelerle tutuşturulduğu göstermek istedi. Ateşin merkezine doğru ilerledikçe cehennemin homurtuları artıyordu. Ahmet cehennemin yakıtlarını görünce kendinden geçti. Malik onu ayıltarak cehennem yakıtlarını gösterdi. Cehennem öyle bir ateşti ki taşlar içinde kuru tahta parçaları gibi yanıyordu. Ahmet’i asıl kendinden geçiren ise taşların yanında odun parçası gibi yanan insanlardı. Cehennemin yakıtı taşlar ve insanlardı. O sırada bir ayet kulağında çınladı; “Ey inananlar! Yaktı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ver ailenizi koruyun” Ne dehşet bir görüntüydü. Allah’ı inkâr ederek yaşayan insanlar, taşlarla aynı ateşte yanıyordu. Taş gibi katı kalpleri olan insanlar cehennemin ateşinde yumuşatılıyordu. Ne gözler gördü böyle bir ateşi, ne yürekler hissetti. İnancın öldürüldüğü kalpler ateşin dehşetinde eridi. İnkarın senin olsun yaşamın tüm zevkleriyle birlikte Ateş kollarına sarınca anlarsın haklı olan kim göklerde Ahmet daha ilk katın şiddetine şaşırmıştı. Ancak bundan sonraki katlarda acımasız yüreklere ders olacak ne tür azapların olduğunu merak etmişti. Bu merakını hisseden Malik, Ahmet’in kolundan tuttu. Hadi bakalım şimdi diğer katları ve bu katlarda kimlerin ne tür azaplara muhatap olduğunu birlikte görelim, diyerek Ahmet’le birlikte birinci kattan ayrıldılar.
Telif Hakkı Uyarısı Kabirde İlk Gece (10) isimli yazı, Seyit Uzun tarafından 16.08.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 18 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
2
Kasım
25
Ey Ölümsüzlüğün Zifaf Gecesinin Gülü
• Seyit Uzun • Hayata Dair Şiirler • 35 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
25
Kasım
18
Kasım
18
Kasım
17
Aralık
23
Temmuz
17
Aralık
7
Ağustos
21
Dul Olmak Kadının İkinci Ele Dönüşümü Müdür?
• Seyit Uzun • Eleştiri Makaleleri • 4230 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ocak
12
İmdat! Babam Sigara İçiyor
• Seyit Uzun • Yaşamdan Hikayeler • 2829 kez okundu. • 11 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||