Kabirde İlk Gece (14)Kabirde İlk Gece (14)Cehennemin etrafı nefsin hoşuna giden şeylerle çevrilmiş ve bu leziz günahlar şeytan için birer olta mesabesindeydi. Bu yemlere takılan insanlar kendilerini çeken mesinenin ucunda cehennemi görüyorlardı.Bu güzel görünen çirkin eylemlerin yasaklanmasının kökeninde ise sosyal adalet, sadakat, güven, barış, kardeşlik gibi ulvi duyguların tesisi yatıyordu. Ancak yüreğini şeytana kiralayan insanlar bir müddet sonra kökünü ona kaptırarak kalplerin onun malı olmasına gönüllü olarak rıza gösteriyorlardı. İşte bu yasaklanmış davranışlar nefsin hoşuna gidiyor ve yasaklar çekici gelir sözünün cazibesine kapılarak yasaklar dehlizinden ateş çukuruna yol alıyorlardı. İşte Ahmet, Malik’le birlikte bu ateş çukurlarını geziyor ve dünyada çekici gelen yasaklanmış davranışların büyüsüne kapılan insanların nerede ayıldıklarını seyrediyordu. Zanilerin kapısından çıktıktan sonra Ahmet sessizce bunları düşünüyordu. Önlerinde yeni bir kapı vardı. Merak ve heyecan son safhadaydı. Neyle karşılaşacağını bilmiyordu. Gizem insana her zaman büyük bir heyecan vermiştir. Kapı yavaşça açıldı. İlk önce tanıdık manzara çarptı gözüne; ateş dereleri, kalın duvarlardan akan lav şelalesi ve asık suratlı zebaniler ellerinde demir kırbaçlarla bekliyorlardı. Ancak biraz dikkat ettikten sonra burasının sanki cehennemin kadınlar koğuşu olduğu izlenimine kapıldı. Etrafa tekrar baktı, gözleri iyice çevreyi kolaçan etti. Ama nafile aradığını bulamadı. Ahmet’in burasını cehennem kadınları koğuşu olarak değerlendirmesinin sebebi burada sadece kadınların bulunmasıydı. Sadece kadınlar ateş derelerinin üstünde çelikten birer halata bağlanmış sarkıyordu. Fakat asıl ilginç olanı ise kadınların göğüslerinden asılı bulunmasıydı. Zebaniler ellerindeki demir kırbaçlarla göğüslerinden asılı kadınlara vuruyorlardı. Kırbaçlanan kadınların çelikten halatı ateşin hararetinde genleşerek uzuyordu. Yavaş yavaş başlarından ta ayak parmaklarına kadar ateşin içine giriyorlardı. Haykırışlar cehennemin homurtusu yanında sinek vızıltısı gibi cılız kalıyordu. Bir müddet sonra kocaman göğüslerine bağlı çelikten halat tekrar yukarıya doğru çıkıyordu. Zebanilerin demirden kamçıları ise tekrar o günahkâr ve suçlu bedenlerde şaklıyordu. Bu sırada şiddetli azabın etkisiyle bağırırken ağızlarına ateş şelalesinden büyük bir ateş topu fırlayarak tam ağızlarına isabet ediyor ve boğazlarını yakarak geçip karınlarına yerleşiyordu. Ateş topu karınlarında yavaş yavaş büyüyerek karın bölgesinden başlayarak tüm zerrelerini yakıyordu. Bunun ağırlığıyla tekrar aşağıdaki ateş deresine doğru iniyorlardı. Acaba bunların günahı neydi ki sadece kadınlardan oluşuyordu. Malik bu anlamlı bakışa şöyle cevap verdi: “Bunlar kocalarına ihanet ederek onlardan olmayan çocukları yataklarında doğuran kadınlardır. Böylece hem cinsel anlamda ihanet hem de nesil emniyeti açısından ihanet eden kadınlardır.” Dünyayı ölümsüzlük mekânıymış gibi değerlendirip, yapılan ihanetlerin karşılıksız kalacağını düşünenler şimdi göğüslerinden asılmış, zebanilerin demir kamçılarıyla ölümsüz zevk dedikleri günahların karşılığını, ölümsüz ateşin girdabında görüyorlardı. Namusun sadece kalplerde olduğunu, bedenlerin ise namus değerlendirme yeri olmayacağını iddia edenler başkalarından çocuk dünyaya getirmeyi de gayet doğal karşılıyorlardı. Kocasının dışında sevdiği erkeklerden çocuk sahibi olmayı bir ayrıcalık olarak görenler, şimdi ayrıcalıklı bir ateşin girdabında acı dolu günler geçiriyorlardı. Ateş deresinden çıkarıldıktan sonra hararetten yanmış yüz ve beden derileriyle iğrenç bir görünüm arz ediyorlardı. İşte o sırada birisi haykırdı; “Su, suuu ne olursunuz biraz suuuu” Soğuk su pınarlarının kaynağı burada kurumuştu. Sadece kaynar su ve irinden başka bir içecek yoktu. Su diye haykıranların üstünden bir kapı açılıyor sonra da içinde kaynar su bulunan bir kazan yavaşça aşağıya doğru eğiliyordu. Eğilen kazanın içinden akan kaynar sular ateşin sıcaklığında yanan bedenlerin ağızlarına akıyordu. “Yok oluş, ölüm neredesin geeeeel!” feryatlar kalın duvarlara çarpıp ateş odalarında yankılanıyordu. Kendilerine şefaat edecek hiç kimseleri yoktu. Ne sahip oldukları gayrı meşru çocukları ne de kendilerinden gebe kaldıkları söz de sevgilileri. Ortalarda kimsecikler yoktu ellerinden tutacak. Bağırmak sadece acılarını arttırıyordu. Zebanilerin kamçıları ise asıldıkları göğüslerinin üzerine inip kalkıyordu. Ahmet dehşete kapılmış gözlerle izliyordu bu azap dolu ateş çukurlarındaki günahkâr bedenleri. Cehennemin çoğunluğunu kadınlar oluşturacak sözü şimdi daha farklı bir anlam bulmuştu. Kadınları çoğu cehennemlik anlamında değildi. Cehennem kadınlar koğuşunu oluşturan bir bölüm bu izlenimi veriyordu. Yoksa buraya kadar gördüğü cehennem odalarında, kadın erkek hepsi işledikleri günahların karşılığını görüyorlardı. Ancak Ahmet biraz ileride bir dehliz gördü. Oraya doğru ilerledi. Malik’te yanındaydı. Çelik halatlar yavaşça inip asılı kadınları kızgın ateşin derinliklerine gömüyordu. Kamçılar inip kalkıyordu. Ateşten nehirin yanından geçtikten sonra dehlize girdiler. Burası da yan odadan kalır bir özellikte değildi. Kubbe şeklinde fırınlar vardı. Ağzı bir ejderha ağzı gibiydi. Fırının kapağı açılınca alev topları ayılıyordu. İçeriden feryatlar figanlar kopuyordu. Bağırışlar, çığırışlar kulak yırtacak derecedeydi. Ama cehennemin homurtusunu bastıracak kadar değil. İçeriye eğilip baktıklarında çıplak erkek ve kadınları gördüler. Ateş yanınca dans edecesine yerlerinde duramıyor hoplayıp zıplıyorlardı. Birden bire şiddetli bir yakıcı alev geliyor yüzlerini, gözlerini yakıyordu. Vücutları kapkara kesiliyor kömür gibi oluyordu. Burada çıplaklık göz kamaştırıcı bir unsur olarak değil, acıya davetiye olarak değerlendiriliyordu. Karısına ihanet eden erkekler ihanet ettikleri kadınlarla birlikte ateşin keyfini sürüyorlardı. Sadakat gösteren eşleri aldatmanın karşılığında kızgın fırınlarda ateş dansı yapıyorlardı. İhanet karşılıksız kalmıyordu. Zebaniler ellerinde çelik kamçılarla kömürleşen bedenlerin değişmesini bekliyorlardı. Ateşin etkisiyle bedenler kömürleştikten bir müddet sonra tekrar eski haline geliyordu. Beden çıplaklık haline döndüğünde çelik kamçılar üzerinde inip kalkıyordu. İhanet eden erkekler ateş dansı yaparken birden bire üzerinde durdukları taban çöküyor ve kızgın lavlardan oluşan derenin içine düşüyorlardı. Haykırışlar arsında anlaşıldığı kadarıyla şöyle bağırıyorlardı; “Allah’ım günahlarımızı itiraf ettik bize kurtuluş yolunu göster. Biz kendimize haksızlık etmişiz. Nefislerimiz bizi aldattı çirkini güzel gördük. Çıkış yolu var mı bize?” Zebaniler onların karşılarında ellerindeki kamçıları sallayarak: “Tadın azabı işlediğiniz günahlara karşı. Hatırlatıldığında gülüp geçerdiniz sadakat ehline. Rabbimizin dilediği kadar buradasınız tadın ateşin lezzetini!” derler. Geçici zevklerin bedeli burada ateş dansı ve göğüslerden asılarak ateşin derinliklerinde kaybolmakla veriliyordu. Bu şekilde azap görenlerin bulunduğu odalardan geçerek yolun sonuna geldiler. Önlerinde yeni bir kapı duruyordu. Burada kapının üzerinde hangi bölüme ait olduğu yazıyordu. Ahmet kapının üzerinde yazılan harfleri tek tek okumaya başladı:
Telif Hakkı Uyarısı Kabirde İlk Gece (14) isimli yazı, Seyit Uzun tarafından 25.08.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ayşegül Kor yazıyı tebrik etti...
Ömer Faruk Atabek yazıyı tebrik etti...
Tuğba Çetiner yazıyı tebrik etti...
İsmail Güleç yazıyı tebrik etti...
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 16 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
2
Kasım
25
Ey Ölümsüzlüğün Zifaf Gecesinin Gülü
• Seyit Uzun • Hayata Dair Şiirler • 35 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
25
Kasım
18
Kasım
18
Kasım
17
Aralık
23
Temmuz
17
Aralık
7
Ağustos
21
Dul Olmak Kadının İkinci Ele Dönüşümü Müdür?
• Seyit Uzun • Eleştiri Makaleleri • 4230 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ocak
12
İmdat! Babam Sigara İçiyor
• Seyit Uzun • Yaşamdan Hikayeler • 2828 kez okundu. • 11 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||