kayit
Google Özel Arama
Sezer Nişancı Canlı Yayında!
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Yaşamdan Hikayeler

Kabirde İlk Gece (17)


Kabirde İlk Gece (17)

Yollarının üzerindeki yeni bir kapı duruyordu. Kapı ilk bakışta çok azametli görünüyordu. Ancak dikkatli bakınca kamburlaşmış yaşlı bir insanı andırıyordu. Bu kapı açılıp içeri girdiklerinde Ahmet şaşkınlığı yüzüne yansıdı. Burada diğerlerinden farklı bir manzara vardı. Anlaşılan her katın kendine has bir azap şekli vardı.
İnsanı ateşe davet eden kibrin en önemli özelliği yaratana karşı kişiyi büyüklük gösterisinde bulunmaya sevk etmesiydi. Kendisini dev aynasında görerek varlık ve servetiyle övünüp kendinden aşağıdaki insanları hor ve hakir görmektedir. Bu ise Allah’ın hoşnutsuzluğunu kazandırarak cehennem yoluna adımlardan birisidir.
Şeytanı Yaratana yakınlık ünvanından düşüren unsur da bu değil miydi? Şeytan bir defa Allah’a isyan etmişti. Ancak bu isyan Allah’ın emri karşısında kibri beraberinde getirdiği için rahmetin dışına sürülmesine neden olmuştu.
Allah’ın emri, teslimiyet gösterilmesi gereken ve itaatle süslenmesi elzem en önemli yaşamsal faaliyetlerden birisidir. Ona karşı büyüklenmek hiçbir kula yakışmaz. Bu insanı kendi asli karakterinden uzaklaştırarak farklı kişiliklere yelken açmasına neden olur.
İşte dünyada Allah’ın emrine karşı büyüklenen şeytan yoldaşlarının buradaki hali doğrusu görülmeye değerdi. Zenginliğin, malın, mülkün, evladın, güç ve kudretin verdiği şımarıklıkla Allah’a karşı kibirlenenler için özel döşekler ve örtüler hazırlanmıştı.
Ateş ırmaklarının kenarına kurulu şatafatlı ateşten yataklar üzerine zebaniler tarafından sürüklenen gözleri bezgin ve sönük olan insanlar vardı. Belleri kamburlaşmış, elleri ayakları maymunlarınkine benzemişti. Üzerleri kara kara kıllarla kaplanmış garip varlıklara dönmüşlerdi. Belki de Allah’ın emrine karşı büyüklenmelerinden dolayı “Aşağılık maymunlar olun” sözünün tezahürü burada canlanıyordu.
Zebaniler sivri ve uzun mızraklarla onlar dürtüyor ateşten yataklara doğru itekliyorlardı. Horlanmış ve küçülmüş olarak o dünyadaki büyüklüklerinden hiçbir eser kalmamış bir şekilde adeta sürülüyorlardı.
Ateşin yanına geldiklerinde dikkatlerini çeken şey ateşten yatağın altındaki tandırın tutuşturucuları oldu. O çok değer verdikleri koltukları, tahtları, servetleri, modaya uygun giysileri, orduları, oğulları tandırın tutuşturucusu olarak cayır cayır yanıyordu. Onların yanışı ise ateşi daha da alevlendiriyordu.
Ateşin şiddeti dünyadaki kazançlarıyla gerçekleşiyordu.
Melekler korusunun sesi odaların duvarlarında yankılanıyordu: “Hadi bakalım kurtarabilirseniz kurtarın canlarınızı elim ateşin şiddetinden. Allah’ın ayetlerine karşı büyüklük taslamanızın sonucu olarak bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız.”
Sesler ateşin azabından daha çok etkiliyordu kibirli ruhları. Zebaniler ellerindeki mızrakları bırakıp birer tasma alarak ateş yataklarına çekmeye başlıyorlardı. Ayak diretiyorlardı inatçı develer gibi ama bu çabaları nafileydi.
Zebaniler maymun kılıklı deve gibi büyük görünenlere şöyle sesleniyorlardı; “İşte şuradaki iğne deliğini görüyor musunuz? O delikten geçmedikçe cennete girmeniz mümkün olmayacak.”
Başlar eğik bir şekilde baygın gözlerle deliğe baktılar. Geçmeleri mümkün değildi. O halde cennet kendileri için hayal bile olamazdı. Duvarlardan akan lavlar deliğin yanından geçip doğruca dereye akıyordu. Ayaklarının altından hissetmeye başlamışlardı azabın yürekleri yakan acısını. Daha döşeğin üstüne çıkmamışlardı. Birden son bir umutla gözleri parıldadı. Ateş tandırını tutuşturan servetleri, çocukları, koltuk ve tahtları geldi aklına. “Durun!” heyecanlı bir şekilde zebanilere dönerek güçsüz bir şekilde son kozlarını kullanmaya çalıştılar. “Benim yerime şu övünç kaynağı, oğullarımı, servetimi, eşimi, tahtımı ve tacımı vereyim de ne olur beni bırakın” diye tek tek yakınmaya, feryat figan etmeye başladılar.
Ne şaşkınca bir istekti. Gerçekte sahibi olmadığı ancak geçici dünyanın metaı olarak kendisine sunulan ve onunla itibar elde ettiği nesneleri kurban olarak sunuyordu. Dünyada övündüğü ve onlarla büyüklük tasladığı şeyler sözde şimdi kefareti olacaktı. Ama boşuna bir istekti. Çünkü onların gerçek sahibi onları var eden ve insanlar için geçici bir geçim kaynağı olmak üzere ikram edilmiş nimetlerdi.
Gerçek sahibi olmadığı zenginliklerle övünmek aklın kıtlığına bir işarettir.
Son bir hamleyle kibirli ve ukala başları ateşten döşek üzerine secde edercesine düştü. Aşağıdan gelen şiddetli bir nefes alınlarından başlayarak kafatası derisini kavurup geçti. Öylesine çirkin bir hal aldı ki bakanların midesini allak bullak ediyordu. Tiksindirici bir görüntüye bürünmüştü. O sırada üzerine tavandan ateşten bir örtüde iniverdi. Bedeni iki ateş arasında kalmıştı. Kavruldukça kavruluyordu. Ateşin şiddetinden vücudunda yanmayan yer kalmamış, en küçük hücrelere kadar ateşin hararetini hissetmişti.
“Eskilerin masalları, çağdışı, gerici, sıkma baş, pis sakallı, Allah mı o da ne, cennette hacı hocalarla kalacağıma, cehennemde günümü gün ederim” sözleri ateş rüzgârı olarak esiyordu döşeklerinin üstünde. Serinletmiyordu bu sözler, güldürmüyordu da.
Nefesleri yettiğinde soluk haykırışlarla bağırıyorlardı; “Yetiş ey ölüm yetiş, kurtar bizi” “Keşke bu günleri göreceğimize toprak olsaydık!”
Bu bağırışlarının fayda vermediği gören burnu kalkıklar son bir umutla ateş bekçilerine yalvarırlar, onlardan yardım dilenirler: “Ne olur ne olur Rabbinize dua edin, dua edin ki azabımızı birazcık olsun hafifletsin. Hiç olmazsa bir ne olur bir güncük olsun şu şiddetli azabın hafiflediği bir sabaha çıkalım” derler.
Cehennem bekçilerinin yüzlerinde asla müsamaha yoktur. Aldıkları emirleri yerine getirmenin onuruyla ayakta dimdik durmaktadırlar. Allah’ın ayetlerine karşı büyüklenenlerin alçaklık vurulmuş yüzlerinde pişmanlığın her tonu okunmaktadır. Ancak kendilerinde büyüklendikleri Rablerine bakacak yüz bulamadıkları için af dileme işini de gardiyanlarına havale ederler. Cehennem gardiyanları da onlara gereken cevabı vermekte gecikmezler: “Size Allah’ın varlığını, cennet, cehennemi ve yapılan davranışların bir mutlaka karşılığının görüleceğini hatırlatan ve bunu defalarca anlatan peygamber gelme di mi?” derler. Burunları ateşe sürtünmüş olan kalkık burunlular:
-Evet evet bize bunları anlatan ve hatırlatan peygamber geldi gelmesine ama…
-Aması ne o zaman söyleyin bakalım. Madem siz hatırlatılan ve uyarılan bir topluluksunuz o halde aman dileyecekseniz, yalvaracaksanız siz kendiniz af dileyin. Ancak burada kibirlilerin yalvarması bir fayda vermez, derler.
Ateş döşeklerinde eğlenen kibirlilerin en dikkat çeken özelliklerinden birisi de burunlarıydı. Kendilerine Allah’ın ayetleri hatırlatıldığında ukalaca burunlarını kıvırıp, yüz çevirmişlerdi. Şimdi o kıvırdıkları burunları, ateşten döşeğin üzerinde pinokyonun burnu gibi uzayıp duruyordu. Nihayet kendisini ateş deresine doğru çekiyordu. Burnunu kurtaramayan kibir budalası doğruca ateş deresine düşüyordu. Ateşin içinde kaybolduktan sonra bir müddet sonra yeniden ateş yüzüne çıkıyordu. Bedeni eskisi gibi azap görmemiş bir şekildeydi. Zebaniler tekrar ellerindeki mızrak ve tasmalarla yanı başlarında bitiyor ve azapları yineleniyordu.
Sahip olunan veya sahip kılınan imtiyazları tevazüye değil de, kişinin kibrine vesile oluyorsa ateş onlara ne yapacağını bilmektedir.
Kibir ateş yolunda atılan en emin adımlar olarak kişinin yol arkadaşı şeklinde boy gösteriyordu.
Cehennemin alevinin alçaltmayacağı hiçbir kibir yoktur. Ukala kibirliler bunu anlamış olmanın sonucu dünyadaki tüm varlıklarını bu azaba fidye olarak sunuyorlardı. Ancak sunacakları şey kendilerinin olmaktan çok uzaklaşmıştı. Şimdi sadece ateş tandırının tutuşturucu odunları olarak karşısına çıkmıştı.
Ateşten döşek kollarını açmış kibirlileri çağırıyordu.
Bu odanın yan tarafında farklı bir oda Ahmet’in gözüne çarptı. Meraklı bir şekilde oraya yöneldi.


Kabirde İlk Gece (17)
Yazı Sahibi
Seyit Uzun
Seyit Uzun tarafından 13.9.2008 tarihinde eklendi 298 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Kabirde İlk Gece (17) isimli yazı, Seyit Uzun tarafından 13.09.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Zeynep Koc yazıyı tebrik etti...
tebrik Tuğba Çetiner yazıyı tebrik etti...
Abi sen bu hikayeyi kitap yapıp bastır.İmzanı at yolla bana:)


13.09.2008 tarihinde yorumlandı.


Aralık
2
Aydın Abla
Münevver ErilmezYaşamdan Hikayeler • 23 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
2
Bu Gün O Gündür
Rasim CanbolatYaşamdan Hikayeler • 29 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
Ersin BaşeğmezYaşamdan Hikayeler • 18 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aysel/64
Abdurrahman TümerYaşamdan Hikayeler • 23 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Deve Dikeni
Münevver ErilmezYaşamdan Hikayeler • 70 kez okundu. • -1 kez yorumlandı.
Kasım
25
Ey Ölümsüzlüğün Zifaf Gecesinin Gülü
Seyit UzunHayata Dair Şiirler • 35 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
25
Kabirde İlk Gece (32)
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 64 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
18
Kabirde İlk Gece (31)
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 135 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
18
Annemin Beyaz Örtüsü
Seyit UzunAnne Şiirleri • 146 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
17
Kabirde İlk Gece (30)
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 192 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
23
Arkadaşlık Nedir?
Seyit UzunHayata Dair Denemeler • 14402 kez okundu. • 40 kez yorumlandı.
Temmuz
17
Çocuk Hakları
Seyit UzunHayata Dair Şiirler • 13609 kez okundu. • 26 kez yorumlandı.
Aralık
7
Çirkin Kız Melisa
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 4369 kez okundu. • 16 kez yorumlandı.
Ağustos
21
Dul Olmak Kadının İkinci Ele Dönüşümü Müdür?
Seyit UzunEleştiri Makaleleri • 4231 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ocak
12
İmdat! Babam Sigara İçiyor
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 2829 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Kabirde İlk Gece (17), Kabirde İlk Gece (17) hikayesi, Kabirde İlk Gece (17) hikaye, Kabirde İlk Gece (17) nedir?, Kabirde İlk Gece (17) hakkında bilgi, Kabirde İlk Gece (17) hikayeleri, Seyit Uzun hikayeleri, Kabirde nedir, Kabirde hikayesi, Kabirde hikayeleri, İlk nedir, İlk hikayesi, İlk hikayeleri, Gece nedir, Gece hikayesi, Gece hikayeleri, (17) nedir, (17) hikayesi, (17) hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Canlı Yayında )
Sezer Nişancı İstek Paneli
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Vietnamese Magazine | Debt Help | Buy Shares | 0 Credit Cards | Advertising | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul