Kabirde İlk Gece (21)Kabirde İlk Gece (21)İnkârcıların bitişiğindeki yeni bir kapının önündeydiler. Artık cehennemin en alt tabakasına çok az kalmıştı. Bunlar hemen hemen birbirine yakın grup sayılırlardı. İşte en altın yanındaki kapının üzerinde de şöyle yazıyordu;“Siz ve Allah`ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz. Eğer onlar birer tanrı olsalardı oraya (cehenneme) girmezlerdi. Hâlbuki hepsi (tapanlar da tapılanlar da) orada ebedî kalacaklardır.” (Enbiya/98-99) İşte Allah ve Resulleri ile alay ederek kendilerinde yeni tanrılar, putlar ve tapılacak heykeller icat edenlerin buluştuğu mekân... Allah’a karşı dik tuttukları başlarının ve kibirden Allah’ın huzurunda eğmedikleri bedenlerinin yüz üstü sürüneceği ve ateş rüzgârlarıyla dağlanacağı ve ateşten çukurlara alaşağı edilecekleri mekân… Allah’ı birleyen peygamberlere karşı tanrılarının çokluğuyla övünenlerin tanrılarının kendilerinden nasıl uzaklaştığını ve yalnızlığa mahkûm edileceklerini görecekleri mekân… Kapı yavaşça açıldı. İçeriye adımlarını attıklarında büyük cehennem çukurlarının önünde yüz üstü yatmış garip insanlar gördüler. Kocaman başlarına karşılık küçücük bedenleriyle sıralarının gelmesine bekleyen kurbanlık koyunlar gibi duruyorlardı. Şimdi o koca başlarını kaldıramıyor ve dünyada kendilerine yalvardıkları putları onlara zerre kadar bile yardım edemiyordu. Tapılan putlar da sıralarını bekliyorlardı. Ancak içlerinden cansız olanlar ve kendilerini tanrı ilan edenler farklı farklı yerlerde duruyorlardı. Daha azap başlamadan aralarında tartışma başlamış ve birbirini suçluyorlardı. Tapanlar ve tapılanlar… Dünya serveti ve zenginliği üzerine kurulu olan dostlukların düşmanlığa dönüştüğü yerdeydiler. Ne tapanlar artık o heykellerini yapıp ta yücelttikleri varlıklara saygı duyuyor ne de tapılanlar kendilerine tapanlardan dolayı gururlanıyorlardı. Yüzlerinde suçluluk kasırgaları esiyordu. Şirklerinden dolayı kararmış ve çirkin bir görünüm almış yüzleri bakılacak gibi değildi. Ateşin etrafında durmuş endişeli gözlerle çevrelerine bakıyorlardı. Kendilerini kurtaracak o tanrı müsveddelerini bekliyorlardı. Ama nafileydi bekleyiş ve kaçınılmaz son tam karşılarında durmaktaydı. Ateş çukur… Bu hakikat daha dünyadayken hatırlatılmış ama vahyin nefesine sağır olanlar şimdi soluksuz bir şekilde azabı bekliyorlardı. İşte bu sıra bir nida duyulur; “Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız?” (Enam/22) Allah kendisine ortak koşulmasının anlamsızlığını her peygamberi ve kitabıyla açıkça gündemleştirmişken, müşrikler bu hakikate görmezden gelmişlerdi. İşte şimdi tanrı diye yalvardıkları varlıkların kendilerine yardım etmesi isteniyordu. Ateşin rüzgârları yalıyordu yüzlerini. Yavaş yavaş acı hissettiriliyordu. Ancak müşrikler inkâr edemeyecekleri bu gerçeklik karşısında kendilerini inkara yönelirler. Aslında böyle bir tanrılık iddiasında bulunmadıklarını ve tek gerçek mabudun Allah olduğunu ikrar ederler; "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!" (Enam/23) Kendilerine güvenip, peşinden gittikleri ve yoluna canlarını koydukları sözde tanrılar ortalıkta görünmüyorlardı. Kendilerine yardımları dokunmayanların başkalarına yardımı nasıl mümkün olabilirdi ki. İşte onlar da ateş odunları olarak cehennemi tutuşturuyorlardı. Dünya menfaati üzerine kurulu dostluklar ve tanrı gibi yüceltilen varlıklarla yüceltenler ateşin karşısında tüm bağlarını koparmış ve birbirinden uzaklaşmaya başlamışlardı. “Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.” (Bakara/167) Firavun, Nemrut ve benzeri küfür önderleri dünyada kendilerinin tanrılığını ilan etmiş ve insanların kendilerine tapmalarını istemişlerdi. İşte şimdi gruplar hali,nde önderlerinin arkasında duranlar kahırlarından onlara feryat ediyorlardı. Ama buradaki feryatları bir fayda sağlamayacaktı. Çünkü dünyada hidayet önderleri kendilerine onların tanrı olamayacağını ve hiçbir şeyin Allah’a denk tutulamayacağı sözlerini kulak arkası etmiş ve onları yalanlamışlardı. Firavun ve benzeri önderlerde asla o dünyadaki kibir görünmüyordu. Yüzleri kapkara kesilmiş atılacakları ateş çukurları içinde çekecekleri azabın acısıyla kahroluyorlardı. Hele peygamberlerden bazılarını Allah’a denk tutarak onu ilahlık mevkine çıkaranlar yok mu onlar daha şiddetli bir azabın çevresinde bekliyorlardı. Ateş hiddetinden neredeyse daha onlar atılmadan yakalayacaktı. Ürkektiler. O dünyadaki cesaretlerinden eser kalmamıştı. Şimdi peygamberlerden üzerinden nemalandıkları o çıkar ilişkisi sona ermişti. Şimdi dünya hayal ediliyor ve pişmanlığın fayda vermediği günde pişmanlık denizinde kürek çekiyorlardı; “Onların ateşin karşısında durdurulup "Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak!"dediklerini bir görsen!”(Enam/27) Lanetler, haykırışlar, inkârlar ve suçlamalar havalarda uçuşuyordu. Herkes birbirini suçluyor ve bu kötü sonun karşısındakinden kaynaklandığını iddia ediyordu. Hiç kimse kendi iradesi ve benliğinden kaynaklandığını söyleyemiyordu. Sanki bu başlarına gelecek akıbeti değiştirecekmiş gibi kendi kendilerini inkâr ediyorlardı. Ve zaman gelmişti. Emir verildi! “Yüz üstü sürünün” korkudan bedenler titremeye ve çırpınmaya başladı. Ama nafileydi bu çırpınışlar. Zebaniler ellerindeki zincirleri savurmuş ve şirk kokan bedenlere vurmuştu. Zincirler kemikleri kırarcasına ses çıkartarak bedenlerde şakırdadı. Çekilen zincirlerin şiddetiyle kibirli tanrıcıklar bir bir yere yüz üstü yapıştı. Allah’a secde etmeyen putperestlerin alınları ise zebanilerin ellerinde ateşin hemen yanına eğildi. Allah’ı birlemenin ve O’na secde etmenin fayda vermediği bir zamandı.
Telif Hakkı Uyarısı Kabirde İlk Gece (21) isimli yazı, Seyit Uzun tarafından 08.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
• Ahmet Ölçer yazıyı favori listesine aldı...
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 17 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
2
Kasım
25
Ey Ölümsüzlüğün Zifaf Gecesinin Gülü
• Seyit Uzun • Hayata Dair Şiirler • 35 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
25
Kasım
18
Kasım
18
Kasım
17
Aralık
23
Temmuz
17
Aralık
7
Ağustos
21
Dul Olmak Kadının İkinci Ele Dönüşümü Müdür?
• Seyit Uzun • Eleştiri Makaleleri • 4230 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ocak
12
İmdat! Babam Sigara İçiyor
• Seyit Uzun • Yaşamdan Hikayeler • 2829 kez okundu. • 11 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||