Kabirde İlk Gece (23)Kabirde İlk Gece (23)Nihayet cehennemin en alt tabakasına varmışlardı. Cehennemim homurtusu ve öfkesi buradan daha net hissediliyordu. Neredeyse zincirlerini kırarak avına saldırmaya hazır aslanın homurtusu gibi sesi duyuluyordu. Onların gelmesini beklemeden kendisi onların üzerine atılarak karşılaşmayı beklemedikleri azabın pençelerine almak istiyor gibiydi.Ahmet bu bölümde kimlerin olduğunu merak ediyordu. Ancak merakı uzun sürmedi. Çünkü bunun kapısında da iki ayet yazılıydı; “Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın.” (Nisa/145) “Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele!” (Nisa/138) Ne büyük bir müjde! Kendilerini gelecekte bekleyen ve şimdi tam karşılarında duran bir ateş muştusu veriliyordu. Dünyada itibar ve prestij elde etmek için sergiledikleri karaktersiz eylemleri burada kendilerine can yakıcı bir azap olarak dönmüştü. Sahip olduklarını düşündükleri ayrıcalık burada kendilerine gerçek bir ayrıcalık sağlamıştı. Cehennemin en alt tabakasında olma imtiyazına ulaşmışlardı. Allah’ı ve inananları aldattıklarını düşündükleri dünya başlarına yıkılmış hatta daha fazlası başları ayaklarına düşmüştü. Kapı açıldı. Sözün bittiği yerdi. Ateş kızıllığı geçmiş hararetinden simsiyah kesilmişti. Münafıklar zebanilerin ellerindeki zincirlere bağlanmış bir şekilde diz üstü çökmüş, ateşin üzerlerine hücumunu korku dolu gözlerle seyrediyorlardı. Kimisi zincirlerden kurtulmaya çalışmak için sağa sola çırpınıyorlardı. Ama nafile bir uğraş, beyhude bir çırpınıştı. Çünkü zincirlerden kurtulsalar bile kaçacak hiçbir yerleri yoktu. Bunu düşünecek bir durumda bile değildiler. Her kaçmak istemelerinde zebanilerin ellerinde zincirlerin yanında bulunan kırbaçlarla yüz üstü yere kapaklanıyor ve yüzleri iğrenç bir görünüme bürünüyordu. Münafıkların azabı daha ölüm anında başlamıştı. Çünkü onlar sözde iman ettiklerini söyleyerek inananlar arasında fitne tohumları ekerek onları birbirine düşürmeye çalışan aşağılık varlıklardı. Bunun yanı sıra hoşlarına giden şeyler olduğu zaman inandık deyip, beğenmedikleri bir emirle karşılaştıklarında ise biz inkar ediyoruz diyerek inançtaki yüzsüzlüklerini de ortaya koyuyorlardı. “Şüphesiz ki, kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, arkalarına dönenleri, şeytan sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir. Bunun sebebi; onların, Allah`ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: Bazı hususlarda size itaat edeceğiz, demeleridir. Oysa Allah, onların gizlediklerini biliyor. Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak! Bunun sebebi, onların Allah`ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O`nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır. Kalplerinde hastalık olanlar, yoksa Allah`ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?” (Muhammed/25-29) Yüzleri ve sırtları azabın izlerini taşıyordu. Morarmış bir beden alevlerin karanlığında tam belli olmuyordu. Çünkü o ilk azapları gelecekte karşılaşacakları acının sadece ön hazırlığıydı. Allah’ın hoşnut olduğu hususlardan nefret edenleri gözlerin görmediği, ruhların tatmadığı derecede büyük ve acı bir azap bekliyordu. Münafıklar Allah’ın lanet ettiği ender canlılardan olarak azapları da şanlarına layık bir şekilde hazırlanmıştı! Ateş çukurlarının içinden fokurdayan ateş çığlıkları yükseliyor ve bu çukurların etrafını zakkum ağacı ve dari dikenleri süslüyor. Aynı zamanda kapkaranlık ateş lavları şelale gibi duvarlardan akıyor cehennemi destekliyordu. Bu sırada yukardan akan kaynar su, kan ve irin içecekleri olarak onlar için hazırlanmıştı. Zincirler çekilir yavaş yavaş ve cehennem beklediğine kovuşmanın sıcaklığı coşkusuyla sarar ikiyüzlü düzenbazları ve sahtekârları. Ateş kabarcıkları fokurdar yüzleri ve bedenleri kara insanların battığı yerden. Bir müddet sonra zincirlerin ucunda tekrar görünürler. Ancak bunların aynı insanlar olduğunu anlamak oldukça zordur. Etleri kemiklerinden ayrılmış, yüzleri soyulmuş yüzleri tüm iğrençliğiyle gözler önündeydi. Dişleri ise sanki istihza ediyormuşçasına ileri çıkmış, dudaklarının bir ayaklarına diğeri başlarının üzerine kadar gerilmiştir. Bu kara lavların beslediği ateşin içinden çıkan münafıklar büyük bir açlık hissine kapılırlar. Karınlarını doyurmak için yiyecek isterler. Acıkmışlardır. İşte bu sırada zebaniler zakkum ağacından ve dari dikenlerinden kopardıkları meyveleri eşsiz lezzetteki yiyecekler olarak sunarlar. Derileri düşmüş o kocaman açık dudaklarının arasına dari dikenleri ve zakkum ağacının meyveleri konulur. Kendilerinden yemeleri istenir. Açlıklarının şiddetinden kendilerine sunulan bu dikenleri yemeye çalışırlar ancak boğazlarına düğümlenir. Bir türlü aşağıya gitmez. Bu sefer de onun boğazlarından geçmesi için su isterler. İşte o sırada kaynar kazanlar ağır ağır döner ve içlerindeki kan, irin ve kaynar sular akmaya başlar. Acı, açlık, susuzluk ve ölümsüz bir dünyada yaşamak zorunda kaldıkları azap bir ödül olarak kendilerine ikram edilmişti. Çünkü Allah’ın vaadi her zaman haktır. Mutlaka meydana gelecektir. Kendilerini bu azapla korkuttuklarında peygamberlerle alay etmiş ve kendi aralarında bunun olmayacağını konuşmuşlardı. Şimdi hayal meyal şu konuştukları sözler kulaklarında yankılanıyordu; “Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o yasaklananı yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber`e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah`ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar. Kendi içlerinden de: “Bu söylediklerimiz yüzünden Allah`ın bize azap etmesi gerekmez miydi?” derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir. Ne kötü dönüş yeridir orası!” (Mücadele/8) Evet cezalandırması gerekirdi ve cezalandırdı da. Ama şimdi kurtulmak için dünyada sahip oldukları tüm servetleri ve imtiyazları vermek istiyorlardı. Dünyada alay ettikleri müminlerden özür dilemek ve bir daha böyle aşağılık bir eylemde bulunmayacaklarını söylüyorlardı. Bağırışlar, çığırışlar cehennemim homurtusunda kayboluyordu. İşte o sırada yine karanlıkların içinden bir nur aheste aheste yayılıyor ve cehennemin üstünü aydınlatıyordu. Mütebessim ve aydınlık yüzleriyle inananlar eşsiz güzellikteki huri eşlerini kollarına takmış, bal, şarap, süt ve su ırmaklarının arasında yemyeşil ormanların içinde geziniyorlardı. Dünyanın geçici menfaatine kapılarak Allah’a isyandan ve iki yüzlülükten kaçınarak samimi bir şekilde itaat eden bu güzel insanlar şimdi Rablerinin vaat ettiği eşsiz mutluluğu yaşıyorlardı. İkiyüzlüler için bu daha büyük bir acı ve hasretti. Kınayıp durdukları şu zavallı insanların sahip olduğu nimetler kendilerinden şimdi çok uzaktaydılar. Onlara acı ve sızlanış içinde kendilerini acındırarak onlardan yardım isterler. İnananları cennetin ikramlarından istifade etmelerini sağlayan o apaydınlık nurlarından bir parça isterler. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, müminlere: Bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım,” (Hadid/13) derler. Her fırsatta yalnız bıraktıkları insanlardan şimdi medet umuyorlardı. Belki kendilerine bir faydaları dokunur diye onlara ellerini uzatmış hasret içinde nurlarından bir parça itiyorlardı. İnananlar ise onlara bu nurun nereden yandığını ve kaynağının neresi olduğunu çok net bir şekilde belirtirler; “Arkanıza dönün de bir ışık arayın!” denilir.” (Hadid/13) Hesap görülmüştür. Burası ışık aranacak yer değil, dünyada kıvılcımını çaktıkları nurların aydınlığını yaşadıkları mekândı. Yani nurların kaynağı dünyadan geliyordu. İmtihan için sunulmuş zaman diliminde vahyin nurundan uzak duranların burada bir aydınlığı bulması mümkün değildi. Bu sözlerden sonra önü aydınlık, arkası karanlık olan sur kapanmaya başlar. Ancak münafıklar son bir sözle şanslarını yeniden denerler; “Nihayet onların arasına, içinde rahmet, dışında azap bulunan kapılı bir sur çekilir. Münafıklar onlara: Biz sizinle beraber değil miydik?” diye seslenirler.” (Hadid/14) Belki birliktelik hatırına nurlarından bir nebze olsun verirler diye son çırpınışlarını yaparlar. İnanalar ise gereken cevabı vermekte gecikmezler; “(Müminler de) derler ki: Evet ama siz kendi başınızı belaya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah`ın emri gelip çattı! Bugün artık ne sizden ne de inkâr edenlerden bedel kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!” (Hadid/14-15) Bu sözlerden sonra nurun aydınlığı kaybolur. İçi rahmet dışı azap olan surun kapanmasıyla birlikte hakikat bütün çıplaklığıyla karşılarındadır. Zebaniler, zakkum ağacıyla süslenmiş ateş çukurları, demir kamçılar, kan, irin ve kaynar sulardan müteşekkil içecek ve daha hafızamızın alamayacağı ayrıcalıklar kendileri için hazır bir vaziyette beklemekteydi. Ateş girdabı bütün öfkesiyle esiyor ve münafıkları tek tek içine alıyordu. Ve ateşin sonsuzluk kervanına katılanlardan olarak yeni azap yerlerine düşüyorlardı. Gözlerin idrak edemeyeceği derece büyük bir azap münafıklar için kapanan cehennemin kapısı ardındaydı. Ahmet dışarıya çıktığında derin bir nefes aldı ve “Rabbim bizi ve neslimizi gazabının tecellisi azabından muhafaza buyur. Bizi ikiyüzlülerin şerrinden ve onlara benzemekten, hoşumuza giden hususlarda sana itaat ederken hoşumuza gitmeyen şeylerde senden yüz çevirmekten de muhafaza buyur ey Hafiz olan Allah’ım” diye dua ederek o kapıdan Malikle birlikte uzaklaştılar.
Telif Hakkı Uyarısı Kabirde İlk Gece (23) isimli yazı, Seyit Uzun tarafından 10.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 18 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
2
Kasım
25
Ey Ölümsüzlüğün Zifaf Gecesinin Gülü
• Seyit Uzun • Hayata Dair Şiirler • 35 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
25
Kasım
18
Kasım
18
Kasım
17
Aralık
23
Temmuz
17
Aralık
7
Ağustos
21
Dul Olmak Kadının İkinci Ele Dönüşümü Müdür?
• Seyit Uzun • Eleştiri Makaleleri • 4230 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ocak
12
İmdat! Babam Sigara İçiyor
• Seyit Uzun • Yaşamdan Hikayeler • 2829 kez okundu. • 11 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||