Kaçış Başka Çare Yok!Kaçış Başka Çare Yok!Ormanda sessiz, ilerliyordu. Bütün olaylardan kaçmak isteyerek müthiş bir çaba harcıyordu. Göğsü hızla kalkıp iniyor, kulaklarında atan yüreğinin sesinden o korkunç, acımasız kurtların ulumalarını duymuyordu bile. "Nasıl oldu da inandım?" diye kendini kahrediyordu. Kalbinde bir nokta sızlıyor, dalga dalga iliklerine kadar ihanet hissediyordu. Bu saatte onu gören biri olsa bunda deli cesareti var derdi. Ne deliydi ne de cesur. Aldatılmanın verdiği acı körlükle ayakları kendisini ta buraya kadar getirmişti.O kadar yıkıntının arasında bir ümit, kurak topraklardan çıkması istenen bir tomurcuk gibi kalbini ferahlatan bir şey arıyor ama bulamıyor, nefessizlikten boğuluyor, boğuluyordu. Kalbinin, bilinemez nasıl bir feryatla haykırdığı şu sırada bunun bir kabus olduğunu yineleyip durmaktan geri kalmıyordu. "Her şey güzel olacak!" lafının, her şeyin bittiği anda çocuklara uydurulan masal gibi o da kendini kandırmak istiyor, yüreğinin derinliklerindeki cılız, loş ışığın sönmeye yüz tutmasına engel olmak istiyordu. Yoksa ölüden bir farkı kalmazdı. Hayır, hayır! Bunu yapmayacaktı. Birden yüreğinin acısını unutturacak sanılan derin bir korku hissetti. Neden sonra farkına vardı nerede olduğunun. Ayakları gidiyordu ama o nereye gittiğini bilmiyordu bile. Nasıl oldu da buraya geldiğini farketmedi? Şimdi şaşkınlık ve korku, soğuktan ziyade, onu titretiyordu. Yaştan buğulanmış gözlerle etrafına bakındı. Ağaçlar, o ulu ağaçlar canlanıp bir hamlede onu uzağa fırlatacakmış gibi geldi.Birden kulaklarında binlerce ses yankılandı. Fakat görünürde ne bir hayvan ne de insan vardı. Aklının bir oyunu olduğunu düşündü. Hykırmamak, "Kim var orada?" diye bağırmamak için yumruğunu sıkıyordu. Sanki bütün kinini, acısını, üzüntüsünü bu yumrukta biriktiriyordu. Sıktıkça sıktı, tırnaklarıyla avucunun içini kanattı. Küçük bir çocuk gibi hayretle avucunun içine bakıyordu. Kanlar damladıkça sayıyor, yüzündeki şaşkın ifade korkunç bir tebessüme dönüşüyordu. Tekrar tırnaklarını etlerine batırdı. Şimdi ojesinin rengi kadar kırmızıydı kan. Hatta daha fazla. Garip bir şekilde bundan keyif alıyordu ama ne yaptığının farkında bile değildi. Gözleri irileşmiş, korkunç sesler çıkararak olduğu yerde ter ter tepiniyordu. Ta ki gücü tükenene dek.. Yavaş yavaş diz çöktü. Avucunun içine baktı tekrar. Kan büyüdükçe büyüyor, gözünün önünde garip şekillere bürünüyordu. Yere yığılıverdi. Yalnız ruhunda tek bir şeyi duyumsuyordu: Huzur!
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
27
Kasım
17
Kasım
16
Kasım
9
Kasım
4
Mayıs
3
Eski Aşklar Rüyalarda Yaşar
• Emel Gizem Selvi • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 219 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
16
Batı`nın Bilimi Üzerine
• Emel Gizem Selvi • Bilimsel Makaleler • 715 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Mart
15
Mart
15
Mart
14
Hayatın Anlamsızlaştırdıkları
• Emel Gizem Selvi • Deneme / Karalamalar • 191 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
15
Mart
15
Mart
16
Batı`nın Bilimi Üzerine
• Emel Gizem Selvi • Bilimsel Makaleler • 715 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Mart
10
Mart
12 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||