Kaçışlar(tefrika) / 2Kaçışlar(tefrika) / 2Canımızın yanacağı bir operasyon öncesi, askerimle oturmuş sohbet ediyorum. Hafif heyecanlarla muhabbete tat katıyoruz. Bu Mehmetlerin kıymetini biliyorum. Bir de onların bu milletin paha biçilemeyen değerleri olduğunu… Daha evladım yok. Fırsatım olmadı ki!.. Ama evlat acısı çekenlerin, nasıl bir hale düştüklerini de çok iyi biliyorum. Bana zimmetlenmiş oldukları halde, şehit naaşlarını ailelerine nasıl götürdüğümü hatırlıyorum. Bir de şehitlerin bedenlerine ait sorumluluğun, ne garip bir şey olduğunu… Sonra ailelerin neler yaşadığını, kendilerini nasıl kaybettiklerini hatırlıyorum. Esenboğa Havaalanında yavrusunun konulduğu cenaze arabasına asılıp kalan ana, gözlerimin önüne geliyor. Ellerini çözememişlerdi. Ürperiyorum.Hiç unutamadığım bir şey daha var. Görmeç’teki çığdan sonraydı. Kar kazılıyor, şehitler bulunuyordu. Aileler çığın düştüğünü biliyor, ancak haber alamıyordu. Zaten kimse de kesin bir haber veremiyordu. Bulunamayanlar “Kayıp”tı” hâlâ… Ve bir gün, Alâaddin Üsteğmenimi getirdiler. Onu kardan mezarından çıkarmışlardı. Artık toprak mezarına götürecektik. Ailesi hâlâ bilmiyordu. Peki, kim haber verecekti? Tabur Komutanı, bunu benim yapmamı istedi. Tabur Komutanı bilmiyordu, ama bu işi yapmak, en çok bana dokunacaktı. Ne konuşacaktım, nasıl konuşacaktım, bilmiyordum ki… O ümit dolu tasaya, efkara, endişeye ve bekleyişe ne diyecektim? Telefonu açan kişiyle kısa kısa, korka korka konuştum. Bir süre ne ben bir şey söylemeye, ne de o bir şey sormaya cesaret edebilmişti. Sanki “Ümit” elle tutulsun, telefonun ucundan kendilerine sunulsun istiyorlardı. Bir evladın şahadeti, nasıl söylenirdi ki? Sonra sadece; “- Başımız sağolsun…” diyebildim. Ve asıl o an, duyduklarımla yıkıldım. Karşıdaki evin içi bir anda, çaresiz çığlıklarla, haykırışlarla, ağıtlarla doldu. Yanıyordu o ev… O an ayakta duramadım. Takatim kesildi, duvara tutundum. Ben ayakta duramıyordum ya, karşıdaki ev hepten yıkılmıştı. Telefonun ucunda, ne yapacağımı bilmeden ben de ağladım. Allah’ım! Ne büyük bir acıydı. Hayatımın en zor görevlerinden biriydi. Birkaç gün sonra, Alâaddin Üsteğmenimden kalanı, sarı bir zarfın içinde Ankara’da Gülhane morgunun önünde, bir cüzdan, bir saat belki de bir iki şey daha olarak onlara teslim ettim. Ertesi gün, cenaze töreninin en uzağında durdum. Analara baktım. Babalara, kardeşlere, nişan takmış da nişanı boşa çıkmış olanlara… Sonra kaçtım oradan… Taa Şırnak’a kadar. N O T : Abdullah Ağar’ın “Toprak Mehmet’e Susamışsa” adlı eserinden, paylaşım için…
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Kaçışlar(tefrika) / 2 isimli yazı, Mehmet Beyazıt tarafından 6/29/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
3
Ekim
30
Ekim
26
Ağustos
17
Temmuz
10
Şubat
17
Temmuz
20
Temmuz
20
Temmuz
20
Temmuz
20
Ocak
12
Aralık
7
Ekim
2
Sevemez Kimse Seni, Benim Sevdiğim Kadar
• Mehmet Beyazıt • Hayata Dair Makaleler • 1503 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Aralık
5
Kasım
24 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||