Kaçışlar(tefrika) / 3Kaçışlar(tefrika) / 3Yemin Astsubay, taburun personel subayıyla beraber Şırnak’a koşmuştu. Bitkindi. Çok da üzülmüştü. Ne yaptığını bilemeden, bir şeyler yapmak için çırpınıp duruyordu. Görünce beni, sarılmıştı sıkı sıkı… Sıkı sıkı ağlamıştı.Sonra beni odadan çıkardılar. Hiç konuşmadık. Konuşamadık belki… Revirin saçakları altından, duvara tutuna tutuna yürüdüm. İlerledim, hayatımda yapmadığım, yapmak istemeyeceğim bir işi yapmak üzere... Köşeye geldiğimde, destek olup daracık merdivenlerden aşağı indirdiler. Donuk bir soğukluğu hisseder gibiydim. Donuktu sanki her şey… Zaman dahi burada farklı akıyor gibiydi. Son basamağı da inince, revirin alt tarafına dolaşıp, demir beyaz kapıya doğru ilerledik. “Cennetin Kapısı…” denirdi burasına, kendi aramızda… Kullanılmayan, kullanılmak istenmeyen adıyla da “Morg…” İçeride yatıyorlar. Hepsi beyaz örtüler içindeler… Gelin gibiler… “Kefenli Gelinler...” Şehitler… Hayatımın en acı tecrübelerinden birini yaşıyorum. Şehit naaşlarının başında, öylece ayakta duruyorum. Ne yapacağımı, nasıl yapacağımı bilmiyorum. Biri koluma girmiş öylece bekliyorum. Savcı “Onları…” bize gösterip, kimlik tespiti yapacak. Nihayet yanlarına kadar yürüyoruz. Yavaş yavaş, ayaklarımı sürükleyerek… Sanki, adı bilinmeyen bir tören bu… “Bildiğimiz yollardan...” dönmeyecekleri, dönmek istemeyecekleri bir yolculuğa uğurladığımız bir tören… Onları son kez görüyorum. Ve onları özlüyorum. Hasretin, silah arkadaşlığının acısı bu... Demek bu kadar erken başlıyor, demek bu kadar çok yakıyor. Yaşadığımız an, ne kadar acı, ne kadar elem verici olsa da, bütün gerçekliğiyle hayatın ta kendisi olduğunu hissettiriyor. Birbirimizden hiç çıkar gözetmeden, yirmi dört saatimizi beraber geçirir, sırt sırta yaslanıp, ardımızı birbirimize emanet ederdik. Şimdi o yarenleri; “O, budur...” diye teşhis ediyorduk. Akan gözyaşlarını gizlemeye ne bir mecal, ne de bir ihtiyaç var. Yemin Astsubay iyi değil. Onu hiç bu kadar derin bir teessür içinde görmedim. Bir malzeme istediğimizde kırk bir dereden, kırk bir su getiren, bizim ufacık tefecik bölük başçavuşumuz, kendini koyuvermiş, yıkılmışlığın, üzülmüşlüğün, bitmişliğin gözyaşını tugay morgunun soğuk betonuna döküyor; o alışık olmadığı, daha doğrusu hiçbir insanın alışamayacağı bir ortamda, kaybettiği silah arkadaşları için yüreğinden geldiği gibi… Birbirimize yaslanmış ağlıyoruz. Tim Komutan Yardımcım, Teğmen Ahmet Şengülen terhisine on gün kala “Şehit…” rütbesine erdi. “- Komutanım, ben şimdi teğmen oldum mu…” diye sorardı. “- Bilmem ki!..” derdim. Şimdi heves ettiği rütbelerin en yücesine ermişti. Büyük bir özveriyle yerine getirdiği vatan görevini, bağrından çıktığı toprağa, yine çıktığı gibi, pırıl pırıl dönerek tamamladı. Çatışmanın içinde duyduğum o son sesi, o anda ki kadar canlıydı. “- Komutanım, yardım et...” diye bağırmıştı. Ona koşmayı, onu korumayı ne kadar çok isterdim. Yardım edebilecek halde olsaydım, karanlığın üstüne koşar, o karanlığı boğardım. Ama koşamadım... Yüreğim acıdı. Yavaş yavaş, belimi acıta acıta eğildim. Onun naşını alnından öptüm. Hâlâ açıktı gözleri… O yeşil gözler… O yeşil, ümit dolu, neşe dolu, insanlık dolu gözler… Sağ elimi, alnından başlayarak gözlerinin üstünde getirdim. Hafif hafif, yavaş yavaş… Böylece kapattım o yeşil gözleri… Ve onda, o anda ölüme ait soğukluğu hiç hissetmedim. Sonra yüzüne, saçlarına, omuzlarına ve göğsüne baktım. Gördüm görmem gerekeni… Şahadetin işaretlerini… Sonra da yapabileceğim en iyi şeyi yaptım. Ruhuna Fatiha okudum. İsmail’im de oradaydı. Benim küçük, zayıf, dobra dobra İsmail’im… O bizim sessiz atmacamızdı. Hiç sesi çıkmazdı. Sadece gerektiği zaman konuşurdu. Sadece o kadar… Sert hali de sonunda, çoğu kere hüzünlü bir gülümsemeye dönüşürdü. “- Nasılsın…” diye sorduğumda; kalın kaşlarının altındaki sert bakışları yumuşardı hemen. Mahcup bir tebessümle: “- İyiyiz...” derdi, kısaca… “İyiyiz komutanım…” Sonra da başını hafifçe öne eğip kendi işine bakardı. O, bizim timin sıhhiye onbaşısıydı. Sağlığımızla ilgili her şey ondan olurdu. Başı da, dişi de, başka yeri ağrıyanı da, ona koşardı. Şimdi de o koşmuştu. Hem de bütün dertlerin dermanına… Dermanların dermanına… Hep koşup durduğumuza… Nezir’de buradaydı. Sessiz dedektörcü çocukta… Ahmet Çavuş’ta… Ama onları göstermediler bana… Belki de göstermek istemediler. Bilmiyorum. Zaten bundan sonrasını da kavrayamıyorum. Benim ve Yemin Başçavuşun yaşadığımız bu acının etkisinden kurtulmamız hiç de kolay olmayacaktı. Bir şeyler konuşuyor, sonra da hiç konuşmuyor gibi dalıp gidiyorduk. Bütün her şey bilmediğimiz ama içinde yüzdüğümüz bir derinlikte oluyordu. Bazen bir iç geçirme, bir nefes duman, ne bileyim işte... Hissedilen tarif edilemiyordu ki… Ve bir kaçıştı bundan sonrası… Çok uzağa değil ama… Morgun üstündeki, yaralı döşeğine… N O T : Abdullah Ağar’ın “Toprak Mehmet’e Susamışsa” adlı eserinden, paylaşım için…
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Kaçışlar(tefrika) / 3 isimli yazı, Mehmet Beyazıt tarafından 6/29/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
3
Ekim
30
Ekim
26
Ağustos
17
Temmuz
10
Şubat
17
Temmuz
20
Temmuz
20
Temmuz
20
Temmuz
20
Ocak
12
Aralık
7
Ekim
2
Sevemez Kimse Seni, Benim Sevdiğim Kadar
• Mehmet Beyazıt • Hayata Dair Makaleler • 1503 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Aralık
5
Kasım
24 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||