kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Askeri Hikayeler

Kaçışlar(tefrika) / 4


Kaçışlar(tefrika) / 4

Aylar önce, bir fırsatını bulup Ankara’nın çam ağaçlı dağlarına gitmiştik. Bu mangal pikniğinde bile, dağı düşünmeden, dağa kendi etkilenmişliğimle bakmadan duramamıştım.

“- Nerede nasıl durulur, nerede nasıl dururlar?”

Sanırım sadece dağları değil, yaşamın hemen her karesini uzun bir süre, mayınsız, silahsız, terörsüz, mücadelesiz algılayamayacaktım.

Sivilden arkadaşlarla konuşmuştuk. Merakla sormuşlardı. Ben ise ısrarla anlatmaktan kaçmıştım. Bunun adı belki ketumluktu, belki bu konuda konuşmayı sevmemek... Sonuçta, dağda olmanın atılacak havasından hoşlanmazdık. Hele hele dağı, dağda yapılanı kendine pay çıkararak dile getirmekten nefret ederdik.

“- Bizim, dağın ya da onur mücadelemizin buna ihtiyacı yok...” derdik.

Bilinmez, belki de “Bunu yaparsak izzeti alçalır…” diye düşünürdük.

Halkın içinde abartıların dolaştığını da bilirdik. Ve tabii yanlışların da… Bu, psikolojik harekâtın dost tarafına uygulanan “bilgilendirmenin…” eksikliğinden kaynaklanırdı. Bu açlık, Güneydoğuya bir şekilde uğramış hava atıcıların, medyadaki samimiyetsizlerin ve halkın içinde dolaşması istenen fetbazların eline düşünce, milleti bir başka oyunla karşı karşıya bırakıyordu.

Bizim ise, hiçbir şeyi olduğundan farklı göstermek gibi bir benlik çıkışımız olmamalıydı... Güneydoğu’daki mücadelenin silahlı kısmına bulaşmamış, idari görevdeki askerlerimiz bile… Yoksa bunun pek çok kötü sonucu olurdu. Halk, bilmesi gerektiği gibi bilemezdi. Gerçekler, gerçeklerdeki hissedişler, hissedişlerdeki ölçüler yakınlaştırırdı bizi, birbirimize... Bu düşünüşle, sadece:

“- Çok soğuk…” demiştim.

Ama bu deyiş bile, birisine yetmişti. Yakın bir arkadaşın beraberinde getirdiği akranımız:

“- Ne kadar soğuk olabilir ki…” diye, hafif alaylı soruvermişti.

Ve bu kinaye, benim tarafımdan hissedilince, o an öfkem kabarıvermişti. Ve ona karşı, sesime bulaşan hırsımla konuşmaya başlamıştım. Kırmamaya, dökmemeye çalışarak, ama bunda zorlanarak... Ve haddine bir karşılık vererek...

“- Sizin soğuktan ya da sıcaktan ne anladığınızı bilmiyorum... Ama anlıyorum ki, sizin sıcağınızla bizim sıcağımız, sizin soğuğumuzla bizim soğuğumuz farklı...”

Biraz düşünmüş, biraz bozulmuştu. Ben ona sıcacık giysiler içinde keyif yapmak ya da keyif yapacağı karı seyretmekten, buz gibi meşrubatla altına uzanılan güneşten, manzaralık seyirlerden, romantik fonlardan bahsetmiyordum. Sıcağında da, soğuğunda da can verdiğimiz, sadece doğa ile mücadelenin bile, ne demek olduğunu anlasın istiyordum.

Konuşurken, yaşadıklarımız gözlerimde canlanıyordu. Bilmiyorlardı. Biz yaptığımız mücadelede, sınırlarını kendimizin dahi bilemediğimiz kadar etkileniyorduk. Onlara, varlığımı, birliğimi, dirliğimi, benliğimi, ufkumu, aklımı, gönlümü, ruhumu, her şeyimi ama her şeyimi, her şeyimizi kuşatan bir zorluktan bahsetmek istemiştim oysa…

Bir de, insanı ölüme taşıyan bu süreçlerin insana neler çektirdiğini...

Bunu anlamadığını, anlayamayacağını görmüştüm. Oysa nasılda “Anlasın…” istemiştim. Anlıyordu aslında… Hissetmiyordu sadece… Ve yaşamasa bile, asıl bunu hissetmediğine kırılmıştım. O karşı tarafın adamı değildi ki... Bizden biriydi... Bizim insanımızdı... Ama etkilenmişliği çok, benliğine uymuşluğu vardı. Onun da dâhil olduğu milletimiz adına yaptığımız mücadelemizi anlamıyor, hissetmiyordu. Duymuyordu sesimizi…

Biz kimseye “Gelin bizimle dağda durun…” diyemeyiz. Demeye gücümüz yetse bile demeyiz de... Ama bu millet için, milletin bilmediği, adını dahi duymadığı sıkıntıları çekerken, yanımızda millete ait bir gönül olsun isteriz. Herkes başka başka yerlerde de olsa “Ortak bir gönül...”

Sonra da “Teröristlerin hakları ihlal ediliyormuş…” gibi, abuk sabuk bir şey söylemişti. Onun neden etkilendiğini biliyordum. “Bizdenmiş gibi gözüküp de bizden olmayan insanların, artık insanlığın gönlünü işgale soyunmuş küresel güçlerin, mütareke medyasının kirlettiği gönlüyle konuşuyordu.”

Ona, orada daha sıcağı sıcağına yaşadığımız bir olayı anlattım. Cudi’ye çıkarken bize kurşun atan, sonra da kaçamayıp teslim olan teröriste ne yaptığımızı… Nasıl yiyecek ve su verdiğimizi... Nasıl, kendi arkadaşları vurmasın diye onu korumaya kalktığımızı... Ve sırf onu tahliye etmek için çağırdığımız helikopteri...

“- Biz de…” demiştim, “Aman dileyene sahip çıkılır...”
“- Öyle demiyorlar...” demişti.

Beni mi kaşıyordu, aymaz bir bilmezlikle mi soruyordu. Yine de kendimi gemleyip karşılık vermiştim.

“- Bunun nedenini, PeKaKa ile onların arkasında duran güçte ara...” demiştim.

Ve ona, son bir şeyi anlatmaya başlamıştım. “Teğmen’i...” Harbiye’den çıkıp da dağlara koşan, gençliğinin baharını yaşayamayan, yaşamayı umduğu bir geleceği hiç kalmayan, o körpecik teğmeni... Dağlarda vuruşarak şehit düşen, şahadetiyle anasının, atasının, kardeşlerinin ve bizlerin yüreğini yakan teğmeni...

“Şehit düşmüş haliyle, iki kulağı dibinden kesilen, kör bir kaleş kasaturasıyla burnu kopartılan ve o gülen gözleri, göz çukurları kanırtıla kanırtıla dibine kadar oyulan teğmeni...”

Son bir kez görmek istediği halde, kendisini doğuran anaya, bu haliyle gösterilmeyen teğmeni...

Susmuşlardı. Donup kalmışlardı. Cansız bir bedene bunların yapılmasının, onlar için ne demek olduğunu pek kestirememiştim, ama bu bana çok şey anlatırdı. O teğmenin hali, şimdi olduğu gibi gözlerimin önüne gelmişti. Onlara son bir şey daha söylemiştim... Büyük bir sözü, inanışı... Büyük millet olmanın köklerindeki demi...

“- Bizim inancımız, ‘Ölenin üzerinden şeytan bile elini çeker’ der…”

Ve bir kez daha kaçmıştım ben…
Yalın, samimi ve candan olmayan dostluklardan…

N O T : Abdullah Ağar’ın “Toprak Mehmet’e Susamışsa” adlı eserinden, paylaşım için…


Kaçışlar(tefrika) / 4
Yazı Sahibi
Mehmet Beyazıt
Mehmet Beyazıt tarafından 29.6.2007 tarihinde eklendi 405 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Kaçışlar(tefrika) / 4 isimli yazı, Mehmet Beyazıt tarafından 6/29/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :

Kasım
3
Aşk&er 1
Kenan ÇetinAsker Hikayeleri • 205 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
30
İki Kurşun
Nail AsarkayaAsker Hikayeleri • 234 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
26
Vatan Sağolsun
Ahmet Sinan AydınlıAsker Hikayeleri • 374 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ağustos
17
Mektup
Ali AkpınarAsker Hikayeleri • 828 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Temmuz
10
Vurldum
Zuhal YıldızAsker Hikayeleri • 754 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
17
Rüya mı Hayal mi?
Mehmet BeyazıtHayata Dair Denemeler • 579 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Temmuz
20
Vesselam(tefrika) / Son
Mehmet BeyazıtAnı Hikayeler • 608 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
20
Vesselam(tefrika) / 18
Mehmet BeyazıtAnı Hikayeler • 519 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
20
Vesselam(tefrika) / 17
Mehmet BeyazıtAnı Hikayeler • 468 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
20
Vesselam(tefrika) / 16
Mehmet BeyazıtAnı Hikayeler • 421 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ocak
12
Meddah Olabilmek
Mehmet BeyazıtHayata Dair Denemeler • 2510 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Aralık
7
Kızıma Mektuplar - 1
Mehmet BeyazıtMektup Hikayeleri • 2209 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Ekim
2
Sevemez Kimse Seni, Benim Sevdiğim Kadar
Mehmet BeyazıtHayata Dair Makaleler • 1503 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Aralık
5
Hüzün Sokağı
Mehmet BeyazıtMektup Hikayeleri • 1502 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
24
Susma Ne Olur
Mehmet BeyazıtBaşkaldırı Hikayeleri • 1403 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Kaçışlar(tefrika) / 4, Kaçışlar(tefrika) / 4 hikayesi, Kaçışlar(tefrika) / 4 hikaye, Kaçışlar(tefrika) / 4 nedir?, Kaçışlar(tefrika) / 4 hakkında bilgi, Kaçışlar(tefrika) / 4 hikayeleri, Mehmet Beyazıt hikayeleri, Kaçışlar(tefrika) nedir, Kaçışlar(tefrika) hikayesi, Kaçışlar(tefrika) hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Personal Finance | Hsbc | Car Accident Attorney Los Angeles | Loans | Credit Cards | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul