“Rind, “ Bir kadını seven bir erkek, koynunda düşman besleyen akılsızın biridir. Çünkü her kadın kocasının ölmesini, kendisinin hayatta kalmasını ister” Fuzuli (Rind ile Zahid) Gülay, Hayaller kurmuştu aşka dair, açık gri sözcükleri ve esnek kuralları vardı, mutluluk umduğu adama adanmış… Mehmet söylentilere göre hızl...”
Rind, “ Bir kadını seven bir erkek, koynunda düşman besleyen akılsızın biridir. Çünkü her kadın kocasının ölmesini, kendisinin hayatta kalmasını ister” Fuzuli (Rind ile Zahid)
Gülay, Hayaller kurmuştu aşka dair, açık gri sözcükleri ve esnek kuralları vardı, mutluluk umduğu adama adanmış… Mehmet söylentilere göre hızlı ve renkli yaşayan birisiydi. Duyduğu dedikodulara inanmıyordu Gülay, zira onun yanında iyi hissediyor, mutlu oluyordu. Çocukluğu öyle mutsuz geçmişti ki; hiç duymadığı güzel sözler karşısında bulutlara yol alıyordu. Mehmet ise onun pek çok gizini çözmüş, mührü çoktan eline almıştı. Gülay’ın gözünde “aşk” beyaz gelinliğin kuyruğundan, kefene uzanan umutlardı. Tek istediği sevgiydi. Sevilmek! Ölesiye, ölümüne, sonuna kadar…
Aşkın gözleri kör, kulakları sağır, tarifi yok ya! Suçlusu da yok o zaman. Evlendiler sonunda. Gelgelelim cicim ayları çok çabuk tükenmişti. Evliliklerinin ilk on yılında nur topu gibi üç çocuk sahibi olmuşlardı. Her gün biraz daha değişim gösteren kocasının davranışlarını kem gözlere, nazara bağlardı. Mehmet nur yüzlü maskesini çıkarıp, öteki yüzünü göstermeye başladığı zaman, bu yabancı adamı tanıyamazdı. Delidolu tutarsız alışkanlıkları, çıkar dostlukları yakasını bırakmıyordu. Evini ve ailesini ikinci plana atıyor, mutluluğu dışarıda aramaktan vazgeçmiyordu. Aile büyüklerinden aldığı öneriler çare etmiyor, istisnasız her gün naralar atarak sarhoş geliyordu eve.
Yine o kara gecelerden biriydi, loş salonda kanepeye kıvrılmış, kocasını bekliyordu. Çocuklar çoktan uyumuş; arada bir su içmek, çiş yapmak için uyanınca “Anne sen uyumadın mı? Babam gelmedi mi daha?”diye soruyorlardı. Sessizliğin içinde dalgın bekleyişler… Hayata meydan okumaydı, yaşadıklarına koyduğu noktalar ve nihai betimler… Umutlarını bir çembere dolamış hızlıca çeviriyor, sonra da gökkuşağını seyreder gibi renklerin içinde kayboluyordu.
Dış kapıdan gelen sesle irkildi. Çocuklar duymasın diye kapıyı bir an önce açmak için koşarak gitti.
Mehmet,“Bu kilidi kim ters çevirdi ulan!” diye bağırırken bir yandan da anahtar deliğini bulmaya çalışıyordu. Abandığı kapının ani açılmasıyla dengesini kaybedip sendeleyerek içeri girdi. Ayakta duramıyordu. Gülay çaresizdi. Yatak odasına götürmek için kolunu omzuna alarak destek olmaya çalışıyordu. Bir yandan da “Sus artık! Çocuklar duyacak.” diye yalvarıyordu. Umurunda değildi Mehmet’in
“Madonna dudaklım, Marilyn Monroe’m benim. Ölçülere bak yavrum! 180/120/180 yeme de yanında yat hah hah! ”
“Barda kucağına oturan orospular da üç çocuk çıkarsınlar, göreyim ölçülerini… Pislik herif!”
Holün ortasına geldiklerinde; midesindeki alkol ve yediği mezeler ağzından burnundan fışkırırcasına dışarı çıkmış, ortalığı ekşi ve iğrenç bir koku sarmıştı. Bir an önce temizlenmesi gerekiyordu. Kocasını yatağın üzerine bıraktıktan sonra kovaya su ve deterjan koyup hole koştu. Ağlayarak sildi halının istifra sıçramış yerlerini ve duvarları… Annesinden duyduğu “Gece gözyaşlarıyla yatma kızım, şeytan çarpar sonra!” sözüne inancından olsa gerek, banyoda yüzünü yıkadıktan sonra odaya geldi. Mehmet horlama ve hırıltıyla karışık bir şeyler söyleme çabasındaydı. Bir an duymamayı hatta sağır olmayı arzuladı. Yataktaki külçe gibi ağır, leş gibi içki kokan adamın üzerindekileri çıkarmaya hiç niyetlenmedi. Ayakkabılarını ve kokmuş çoraplarını çıkarırken, kudurmuş öfkesine, nefretine engel olamıyordu.
Lutuf Veli / 01.06.2008Teneşire gel inşallah!” dedi…
fuzuliyi haklı çıkarırcasına...kim istemez böyle kocanın gebermesini allah aşkına...sen de az değilsin hani sevgili yazarım...bakalım devamı nasıl gelecek...aşırı gerçekçi bir bakış açın var ...
Abdullah Karaman / 24.05.2008Hikayenin tamamını okumadan yorum yapmanın kendi açımdan bir hata olacağını düşünüyorum. Eminimki bu hikayenin son satırlarıda ilk satırları kadar lezzetli olacaktır.. :)
Anıl Baran / 19.05.2008yine çok güzel anlatı!Fuzuli`nin sözleri alıp sizi nerelere götürmüş, iyi ki götürmüş bize de en okunası öykü çıkmış böylece...kaleminize sağlık!Devamı eminim sürprizli olacaktır...
Seher Yildiz / 17.05.2008Cok uzuldum okurken, nasil bir hayat yasiyor bazi insanlar, herseyi kabullenir gibi.. icim acidi okurken, oyle bir anlatimin var ki, gozumun onunde canlandifilm gibi hikaye adeta...
Cok aci ama gercekler iste...:(
Tum yuregimle kutluyorum sizi, kaleminiz hic susmasin.
Sevgiler:)
Kenan Ocak / 16.05.2008Dün öğrendiğime göre dünyada su ve toprağın dişilikle sembol edilişlerinin altında doğurganlık yetisinin yattığı anlatılmıştı... Suyun ve toprağın doğurgan oluşundan dolayı verdiğimiz bu kutsal değeri kadını saf dışı tutuşumuzun acılarını yaşıyor geri kalmış yada yeni yeni uyanan toplumlar... Ve gene dün bir televizyon programında bahsedildi... Adaletin simgesi bir kadınla resmedilmişti... Elinde terazi tutan ve iki kefesinin de aynı hizada olduğu terazi dünya da adaleti temsil ediyor... Ve Amerikada ki özgürlük heykeli bir kadın... Özgürlük de bir kadınla temsil edilmişti... Ama bu iki konuya da en çok ihtiyacı olan kadınlar denmişti programda... Sessizce onaylar gibi kafamı sallayışımın bura da hikayesini okuduğumda yazarak daha çok işimizin olduğunu düşündürdü bana... Çok işimiz var... İnsanın cinsiyet farkı gözetmeksizin insan sıfatına layık değeri vermemizi zihinlere yerleştirmek için çok işimiz var... Bu hikayenin devamını sabırsızlıkla bekleyeceğim... Kutluyorum kalemini dost...
Çiğdem Ercan / 16.05.2008Sevgili dost; bir soluktu okuduğum hikayenizin tadı damağımda hala.Ne güzel bir anlatım, ne önemli bir konu.Okurken, gözümün önünden geçen sahne, canımı yaktı. Tebrik edip, devamını diliyorum bir an önce.Sevgiler...
Fatma Çetin Kabadayı / 15.05.2008Bu ne kadar güzel bir anlatım, cümlelerdeki ahenge hayran kaldım. Konunun sıradanlığına rağmen işlenişi, kelimelerin özenli seçilmesi çok etkiledi beni. Tebrik yetmez, sözün bittiği yer bu olmalı. Sadece şiirle değil bu yazınızla da kendinizi ispatladınız yine. Başarılar dilemeye gerek görmüyorum, saygılar.
Nurcan Tanrıkulu / 15.05.2008erkekler marstan..kadınlar venüsten..doyurucu kadın erkek ilişkilerinde öncelikle anlayış..saygı ve sevgi..devamını heyecanla bekliyorum..tebrikler..
Selcan Aktaş / 15.05.2008yani bu adam daha fazla bedduayı hakediyor ama kadın,kadın olmanın verdiği sabır ile az bile söylüyor...
çok sinirlendim şimdi...
Özcan Yıldırım / 15.05.2008Alma mazlumun ahını demişler efendim. Beddua tutarsa Mehmet Efendi`nin pişmanlığı fayda etmeyecek gibi. Devamını merakla bekliyorum hanımefendi.
Çiğdem Bekar Abilov / 14.05.2008Buna sabır demeli miyiz,bilmiyorum!Kutlarım,güzel bir giriş olmuş
Ayten Dirier / 14.05.2008Güzel bir girişle, Necla Hanım birçok evi kuşbakışı izleyip,dizi halinde özgün cümlelerle seyrettirecek. Merakla bekliyoruz...
Aykut Karagülmez / 14.05.2008Yurdum insan manzaraları. Böyle ortamlarda Kadın olmak zor. Birde ana olmak daha zor. Ne diyeyim. Erkekler dünyasında, Doğusundan batısına yaşasın Türk Kadını. Bunu dedikten sonra sakın erkeğe birşey olmasın.
Burak Adanur / 14.05.2008Zor bir durum. Allah kimsenin başına vermesin. Evlatları uğruna fedakar bir ana. ve karşısında hiçbirşeyi -en önemlisi daha doğrusu sorumlu olduğu kişileri- umursamayan bir baba. Dilerim ıslah olur. Takipteyim.
Melek Öztürk / 14.05.2008Valla hemen yazının devamını okusam diye bakıyorum ablacım:) Ne de olsa sen sürprizleri seven bir kalemsin ve eminim müthiş bişi okucaz:))
Ziyaretçi Yorumu / 14.05.2008daha da ağır bi beddua hak etmiş bir adam...teneşir bazen rahatlıktır çünkü...devamını bekliyorum.
Derya Sesigüzel / 14.05.2008Kaleminize sağlık devamını merakla bekliyorum..Saygılar
Yunus Civar / 14.05.2008Ağır bir beddua olmuş ve mazlumun ahına dikkatt! Tebrikler devamını bekliyorum
Ersin Başeğmez / 14.05.2008her yerde karşılaşılacak bir tolumsal sorunun kaleme yansıması. dua da çok güzel!, giriş te. acaba kadın kocasını bırakmayarak geçmişte, geleceğini kirletmeye devam etmiyor mu. Bakalım bu hikayede kim kazanacak, toplum mu, birey mi. tebrikler. saygılarımla
Gülçin Karakaya / 14.05.2008Sayenizde eskide olsa yani öğrendiğim bir beddua şekli oldu...))Bu beddua ile Mehmet`in sonunu düşünemiyorum...Harika bir başlangıç.Devamını sabırsızlıkla bekliyorum.teşekkürler
Erturan Elmas / 14.05.2008Ülkemizde sıkça yaşanan bir sorundur ele aldığınız konu. Son cümledeki ilenmeye ben de katılıyorum. Devamını merakla bekliyorum.
Ziyaretçi Yorumu / 14.05.2008"...Rind,
“ Bir kadını seven bir erkek, koynunda düşman besleyen akılsızın biridir. Çünkü her kadın kocasının ölmesini, kendisinin hayatta kalmasını ister” Fuzuli (Rind ile Zahid)...Bu sözleri söyleyen insanın ruh hali açıkça görülüyor...Cahiliye dönemi felsefesi...
Hımm!..Çok lezzetli bir özyaşamsal hikayenin ilk bölümünü okudum...Ülkemde sıklıkla yaşanan "yaşam karesini" çok akıcı ve usata bir kalemden okumak ayrıca da, keyif verdi...Teşekkürler paylaşımınıza...Kaleminize yüreğinize sağlık...Devamını büyük bir sabırsızlıkla bekleyeceğim...