Kadın! (son) (rind/zahid)
1 / 6 / 2008 Pazar tarihinde Necla Alptekin tarafından eklendi, 569 kez okundu...
“Rind,“ Bir kadını seven bir erkek, koynunda düşman besleyen akılsızın biridir. Çünkü her kadın kocasının ölmesini, kendisinin hayatta kalmasını ister” Fuzuli (Rind ile Zahid)Gün kara yazmasını büründüğünde cehalet yağar ya karanlıktan. Gece tan yeri sancılarıyla güneşi doğurunca, vefakâr ana gibi sarar gök kubbeyi bulutlar… Pe...” Okuyucu Puanı ;
Kadın! (son) (rind/zahid)Rind, “ Bir kadını seven bir erkek, koynunda düşman besleyen akılsızın biridir. Çünkü her kadın kocasının ölmesini, kendisinin hayatta kalmasını ister” Fuzuli (Rind ile Zahid) Gün kara yazmasını büründüğünde cehalet yağar ya karanlıktan. Gece tan yeri sancılarıyla güneşi doğurunca, vefakâr ana gibi sarar gök kubbeyi bulutlar… Peşi sıra devinimler… Karanlık aydınlığı, ışık karanlığı kovalar; okumuştan cahil, cahilden okumuş türemesi gibi… Ne yılların, ne yolların, ne eskimiş geleneklerin, ne de yozlaşan kültürün… Sadece insan olmak! Levent, Ispartalıgillerden Reşat Paşanın torunuydu. Amerika’da eğitim görmüş olsa da özünü, neslini unutmamıştı. Çocukluğunda bıkmadan Paşazade dedesi hakkında anlatılanları dinlerdi. Yanından ayırmadığı paşa dede ile anneannenin çerçeveli fotoğrafı, aidiyetlik duygularını kamçılardı. “Dünyada hiçbir şey sabit değil, hiçbir şey olduğu yerde durmuyor. Hayat için de pusula ya da harita olsa; bir anda nerede olduğumuzu ve nereye gitmekte olduğumuzu saptasak… Pusulasız, haritasız keşif yapmaya çıkarsak kendimizi ya uçurumun başında ya da bataklıkta buluruz.” diye düşünürdü. Paşa dedesi diyalektik materyalizm savının derinliklerinde boğulduğunu görse; Adab-ı muaşeret hakkında nutuk atardı belki de. Gülümsedi kendi kendine… Hardal rengi kanepeye oturunca, karşı duvarda asılı fotoğrafa takılırdı gözleri. Dalar giderdi nur yüzlü anneannenin yüzüne; Paşa dedenin asaletli duruşu ve elini omzuna koyuşu… Anneannenin, koca bir ömrü mutlu geçirdiği okunurdu hareli mavi gözlerinden. Kahkaha atınca koca yalının çınladığı, yürüdüğünde narin ayaklarından çıt çıkmadığı söylenirdi. Paşa dedenin ona “Sultanım” diye hitap ettiğini duymuştu. O günlerin saygı, sevgi ve nezaket çerçevesinde devam eden yaşam tarzına duyduğu cazibe… Yabani otların musallat olduğu naif yüzümüzü, nobran fikirlerin çürüttüğü geleceğimizi yavaş yavaş kaybettikçe; yalnızlığın acı tadı fışkırırdı dudaklarından; sözcükler “Türkçe” olmasa bile… Vatan hasretini uyuturdu yüreğinin başköşesinde. Yurda dönmesine yakın annesi aramıştı. Özlem dolu konuşmaların arasına sıkıştırılan cümleler geleceğini şekillendiriyordu. Mahallenin sümüklü kızı Pınar’ın büyüyüp serpildiğini, esmer güzeli bir kız olup çıktığını fısıldamıştı Yasemin Hanım. Hem de tıp eğitimini tamamlayıp mesleğini eline almış, psikiyatr olmuştu Pınar. Sanki müstehcen bir konuymuş gibi sarf edilen üstü kapalı sözcüklerden, Pınar’ın gelin adayı seçildiği muhtemeldi. Annesini incitmeden, döndüğünde görüp tanımak istediğini belirtmişti. “Aşk olsun sevgilim! Aradan on yıl geçtikten sonra mı anlatılır bunlar!” dedi Pınar. Karısının yorgunluktan ağrıyan ayaklarını ovarken: “Daha bitmedi… Paşa dedem de anneannenin ayaklarını okşar, öpermiş… Anneanne yaşlanıncaya kadar bunlardan hiç söz etmemiş. Daha sonra da tüm gizlerini anlattıkça anlatmış… Bu durum kalıtımsal olabilir mi ne dersin? ‘Otu çek; köküne bak!’ demişler biliyor musun? ” dedi Levent. Pınar kahkaha ve çığlık atarak tepindi, şımardı “İnanmıyorum ya! Bunları anlatmalıydın bana!” dedi. Mutlu anlarında kendini çocuk gibi hisseder, dışa vuruşları da kocasının çok hoşuna giderdi. —Sus! Yavaş ol… Hişt! Çocuklar uyanacak şimdi… Vallahi yeni sıra geldi. Uzunca bir süre sen kendini anlattın, ben kendimi… Birbirimizi ‘İkimiz!’ olacak kadar tanıdık. Sorunlarımız oldu paylaştık, çözümler aradık… Yalan mı? —Haklısın sevgilim! Seni öyle çok seviyorum ki… Önce boynuna sarılıp daha sonra başını göğsüne koydu Pınar. “İyi ki sen varsın hayatımda, sensiz ne yapardım, nasıl bomboş olurdu hayat!” diye geçirdi yüreğinden. Kocası saçlarını okşarken o; depresyon, panikatak, şizofreni, paranoya ve pek çok psikolojik hastalıkların pençesinde olan hemcinslerini düşündü. Üstelik bu kadınlar “Doktora düşmek” diyorlardı adına ve deli olduklarını düşünüyorlardı. Onlara yardım edebilmek için esas olan şeyin, sorundan uzaklaşmak olduğunu bilmesine rağmen ilaç ve psikoterapilerle kaderlerine razı etmeye mi çalışıyordu? Birkaç gün sonra katılacağı konferansta yine ahkâmlar kesilecek, sorunlara muhtemel çözümler aranacaktı. Hepsi de o salonda kalmaya mahkûm çözümler… Derinlere dalmıştı Pınar; Levent’in sesiyle kendine geldi. —Hayatım nerelere gittin yine? —Ne düşünüyorum biliyor musun? Bazen hastalarıma neştersiz lobotomi yaptığımı ve… —O da ne demek? Fikrimi söyleyebilmem için anlamını bilmem lazım. —Lobotomi: Beynin frontal dediğimiz alın bölgesi lobundaki sinir liflerinin ameliyatla alınması demek. Genelde kanser gibi üzen ve düşünsel acı veren hastalıklarda son çare olarak yapılır. Ben aynı şeyi konuşarak ve ilaçlar vererek yapıyorum; düşünmelerini, acı çekmelerini engelliyorum sanki… —Bundan dolayı da kendini suçlu hissediyorsun değil mi? —Evet! Hem de çok… Levent, bazen ne istiyorum biliyor musun? Yeniden Nuh tufanı kopsun ve bütün kadınları alsın götürsün. Sadece erkekler ve kertenkeleler kalsın… Nasıl olur acaba? Kadınsız bir dünya… —Çok acımasızsın! Ben de seninle gelmek isterim. “Canım benim!” diyerek yeniden boynuna sarıldı Levent’in. “Konferansa az kaldı ve ben daha hazırlık yapmadım. Üstelik ne konuşacağımı da bilmiyorum.”dedi. —Evet anlaşıldı! Demek ki önce benim konferans vermem gerekecek! Sabaha kadar konuşup tartıştılar. Levent’i insan olarak çok seviyordu. İlk kez kocasından duyduğu sözlerin derinliklerinde yatan gerçek kişiliği görüyor; sevgisi daha da perçinleniyordu. Konferans günü gelip çatmıştı. Konuşmacılar birer birer kürsüye çıkıyor, teorik olarak çözüm önerileri sunuyorlardı. Pınar protokolde oturan kocasından aldığı cesaretle ve hayatın içinden örneklerle ortalığa verip veriştirmişti. Son konuşmacı olduğu için kürsüden inerken adeta basın mensuplarının saldırısına uğramıştı. Evli bir kadının feminist tavırları oldukça şaşırtmıştı onları. Önüne geçen bir gazeteci “Pınar Hanım, erkeklere düşman gibisiniz; ama evlisiniz… Eşiniz kılıbık mıdır?” diye sordu. —Bakınız! ‘Eş’ dediniz. Evet! O benim eşim. Ben de onun eşiyim. Siz önce ‘Eş’ sözcüğünü iyi kavrayın… Kimi zaman o kılıbık, kimi zaman da ben kılıbık olurum. Çünkü biz hayatı paylaşıyoruz. Dünyaya bir kez daha gelecek olsam, onu seçerdim ve onunla bir ömür daha geçirmek isterdim… Sorunuzun yanıtını alabildiniz mi?” Zahid, “… Karısı olmayan insan güçsüz insandır. Sanat özveriden doğar. Bir kadın sahibi olan erkek tüm sanatlarda ustadır. (…) Ey Rind! Bütün ömrüm seninle konuşmakla geçti. Ömür bitti söz sona ulaşmadı…” Fuzuli (Rind ile Zahid)
Tavsiye Et :
Muzaffer Akçay yazıyı tebrik etti...
Lutuf Veli yazıyı tebrik etti...
Gülçin Karakaya yazıyı tebrik etti...
Ersin Başeğmez yazıyı tebrik etti...
Derya Sesigüzel yazıyı tebrik etti...
Mozan Aras yazıyı tebrik etti...
Aygül Karacan yazıyı tebrik etti...
Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
Gülgün Öztürk yazıyı tebrik etti...
Şeref (usta) Öztürk yazıyı tebrik etti...
Cemal Çelik yazıyı tebrik etti...
Mesut Gül yazıyı tebrik etti...
• Şeref (usta) Öztürk yazıyı favori listesine aldı...
Ağustos
22
Babaoğul ve Kutsal Ruh Nerede
• Kubilay Koçak • Başkaldırı Hikayeleri • 68 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
20
Ağustos
14
Karmaşık Düşünceler Sağanağı
• Mozan Aras • Başkaldırı Hikayeleri • 169 kez okundu. • 17 kez yorumlandı.
Temmuz
31
Temmuz
20
Üçüncü Yol Bilinç Beklerken (kısa Film Senaryosu)
• Gürkan Adam • Başkaldırı Hikayeleri • 234 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
5
Eylül
3
Ağustos
22
Ağustos
20
Ağustos
12
Ocak
29
Mart
2
Şubat
3
Ekim
12
Haziran
1
Kadın! (son) (rind/zahid)
• Necla Alptekin • Başkaldırı Hikayeleri • 570 kez okundu. • 28 kez yorumlandı. |
![]() |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||