Kadınların Yaşı SorulmazKadınların Yaşı SorulmazYedi sekiz yaşlarındaydım.Annemler de diğer kadınlar gibi mahalle arkadaşı ve akrabalarla haftanın belirli günleri sırasıyla birisinin evinde toplanırlardı.Paralı gün diyorlardı bu toplantılara.Ev sahibi dışındakiler,her haftaki ev sahibine ortaklaşa yarım altın alırlardı.Sırasıyla herkes yarım altın almış olurdu.Bazı paralı günlere annem beni de götürürdü.Çocukların ayak altında dolaşmaması için bir oda hazırlanırdı.Komşu ve akraba çocuklarıyla o odaya doluşur oyun oynardık.Paralı günlerden birisinde duymuştum o lafı. “Kadınların yaşı sorulmaz.” Nereden konu olmuştu da böyle bir şey söylenmişti hatırlamıyorum.Çok saçma gelmişti bana.Neden sorulamasındı ki kadınların yaşı? Bir akşam evde oturmuş çay içip çerez yiyorduk.Televizyonda da bir film vardı.Hiç unutmam, Zeki Müren ‘ in “Beklenen Şarkı” sıydı.Annemin bir gözü örgüsünde bir gözü filmdeydi.Ara ara gözyaşlarını sildiğini görüyordum.Babam da bir anneme bir televizyona bakıp gülümsüyordu.Reklam arasını fırsat bilip hemen anneme yanaştım. - Anne,kadınların yaşı neden sorulmaz? Babam patlatıverdi kahkahayı. - Basma oğlum annenin damarına. Annem sinirli sinirli, - Nereden geldi oğlum aklına? - Halamlara gittiğimizde siz konuşurken duydum da ondan merak ettim. - Kaç kere söyledim sana çocuğu da götürme günlerinize diye.Hadi cevap ver bakalım. - Ayıptır da ondan. Anlaşılan annem beni başından savıyordu. - İyi de neden ayıptır anne? - Ayıptır işte. Annem lafını bitirir bitirmez ayağa kalkıp mutfağa yöneldi. - Kaçma kaçma cevap ver çocuğa. O sırada içeride namazını kılmakta olan babaannem odaya girdi. - Allah kabul etsin anne. - Amin,sağol oğlum.Neymiş o ayıp olan bakayım. Babam sustu,cevap vermedi. Şimdi saçma geliyor ama nedense o yaşımda kafama takmıştım bu konuyu.Kararımı vermiştim,babaanneme soracaktım.Ben bunları düşünürken babaannem bana seslendi. - Senin yarın okulun yok mu çocuğum? Yatıp uyumayacak mısın artık? Fırsatı kaçırmadım. - Yatarım ama sen de yanıma gelirsen. Gülümsedi. - Hadi o zaman odana gidelim. Beni yatağıma yatırdı,kendisi de karşıki divana uzanıverdi.Artık zamanıydı. - Babaanne,kadınların yaşı neden sorulmaz? Önce yüzüme şaşkın şaşkın baktı,sonra tebessüm etti.Şöyle bir yerinde doğrulup, - Gel yanıma.Kucağıma uzan da hem bitlerini temizleyeyim hem de anlatayım. Çok tatlı dilli bir kadındı babaannem.Yanakları buruş buruş,biraz da sarkmıştı.Çoğu zaman uyumak için onun kucağına yatardım.Ellerini saçlarımın arasında gezdirir başımdaki bitleri öldürürdü.Ben de hem kulağıma gelen çıt çıt sesleriyle bitlerimden kurtulduğumu düşünür hem de kucağında uzanmanın verdiği rahatlıkla uyuyakalırdım. O zamanlar gerçekten de inanırdım kafamda bitler olduğuna ve babaannemin de onları öldürdüğüne.Sonraları anladım ki bende bit falan yokmuş.Babaannem tırnaklarını birbirine çarptırarak o sesleri çıkarıyormuş. Kucağına uzanmış sorduğum sorunun cevabını bekliyordum merakla.Tatlı tatlı anlatmaya başladı. “Bundan çok uzun yıllar önce kötü kalpli ,zalim bir padişah varmış.Emirleriyle,yasaklarıyla halkı canından bezdirirmiş.Herkesin sabahın köründen hava kararana kadar tarlalarda çalışmasını istermiş.Yarı aç yarı tok yaşarmış insanlar.Çoluk çocuk perişan olurlarmış. Padişahın bu kadar acımasız ve taş kalpli olmasının en büyük sebebi çocuğunun olmamasıymış.Herşeyi denediği halde bir türlü çocuk sahibi olamıyormuş.Sinirini de halktan çıkarıyormuş. Ülkenin insanları padişahın bir çocuğu olsun diye gece gündüz dua ederlermiş.Belki de çocuğu olursa padişah yumuşar,bize iyi davranır diye düşünüyorlarmış. Günün birinde halkın bütün duaları kabul olmuş.Padişahın artık bir kızı varmış.O da halk da çok mutluymuş.Çünkü padişah eskisi gibi değilmiş.Halkına iyi davranıyor,onları köle gibi çalıştırmıyor ve türlü türlü ikramlarda bulunuyormuş. Aradan yıllar geçmiş.Padişahın dünya güzeli kızı yirmi yaşına gelince evlenmiş.Aynı sarayda yine babasıyla birlikte yaşıyorlarmış.Çok geçmeden bir de erkek torun sahibi olmuş padişah.Ondan mutlusu yokmuş artık. Fakat birgün büyük bir felaket olmuş.Padişahın kızı nehirde yüzerken boğularak ölmüş.Öldüğünde daha yirmiüç yaşındaymış. Bütün ülke yas tutmuş.Padişah hayata küsmüş,kimseyle tek kelime konuşmaz olmuş. Günler sonra padişah konuşmaya başlamış.İlk işi habercilerini sarayda toplamak olmuş.Bu toplantıdan sonra padişahın adamları ülkenin dört bir yanına dağılmışlar.Tek tek bütün evlerin kapılarını çalıp kadınların yaşlarını soruyorlarmış.Yirmiüç yaşında olanları toplayıp saraya götürüyorlarmış. Neden böyle yaptıkları sorulduğunda,padişahın ,ölen kızıyla aynı yaşta olanları toplayıp,içlerinden torununa bakabilecek ,ona anne sevgisi verebilecek birisini seçeceğini söylüyorlarmış.Tabi bu haber kulaktan kulağa yayılmış.Herkes padişahın adamlarını bekler olmuş.Böyle bir fırsatı kaçırmak istemeyen,saraya girip hem zenginlik içinde yaşayıp hem de padişahın korumasında olmak isteyen kadınların çoğu yalan söylemeye başlamış.Ülkede yirmi otuz yaş arası her kadın yirmiüç yaşında olduğunu söylüyormuş. Bütün ülke dolaşılmış ve yirmiüç yaşında olduğunu söyleyen ne kadar kadın varsa saraya götürülmüş. Padişah,torununa bakacak olan kadını,ülkenin en küçük adası Ballıca ‘ da seçeceğini söylemiş.Bütün kadınlar sekiz gemiye bindirilip Ballıca Adası ‘ na doğru yola çıkarılmışlar.Padişah ta en önde ayrı bir gemiyle gidiyormuş. Yolun yarısına gelindiğinde bütün gemiler durmuş.Kadınlar ne olduğunu bile anlayamadan kendilerini denizde buluvermişler.Padişah bütün kadınları denize attırmış.Çırpına çırpına boğulan kadınları kahkahalar atarak izlemiş.Ne kadar kadın varsa ölmüş. Meğerse padişah,ölen kızıyla aynı yaşta olan kadınların yaşamamasını istemiş.Onların da kızı gibi boğulmalarını emretmiş. Herkes padişahın delirdiğini düşünüyormuş.Zaten bir iki ay sonra ölmüş. Bu olaydan sonra ne zaman bir kadına yaşı sorulsa korkarak oradan kaçar olmuş.Günümüzde artık kimse korkup kaçmıyor ama yine de yaşını söylemenin kötülük ve uğursuzluk getireceğine inanıyor.Bu yüzden kadınlara yaşları sorulmaz,onlar da söylemezler zaten. “ Babaannemin anlattıkları beni dehşete düşürmüştü.O yaştaki bir çocuk için gerçekten de korkulacak bir hikayeydi bu.İki üç gece babaannemin anlattıklarını düşünmekten doğru düzgün uyuyamamıştım.Rüyalarımda bile padişahın kızını ve boğulan kadınları görüyordum. Bir gece gördüğüm kabusun etkisiyle bağırarak uyandım.Sesimi duyan annem yanıma koştu.Neden bağırdığımı sorunca babaannemin anlattıklarından bahsettim.Annemi hiç bu kadar sinirli görmemiştim. Sabah olduğunda annemin babaannemle bağırarak konuştuğunu duydum. “Neden ona böyle saçma sapan şeyler anlatıyorsun? Korkacağını hiç düşünmedin mi? “ diyordu.Babaannem ise “ Nereden bileyim canım,inanmaz sanmıştım. “ dedi. Oysa ben gerçekten de inanmıştım. Aradan yıllar geçti.Ne yalan söyleyeyim ben hala acaba babaannemin anlattıkları doğru muydu diye düşünüyorum. Karımın kucağına uzanmış başımdaki bitleri temizletirken yıllar öncesinde yaşanan o günleri anımsadım.Televizyonda yine “Beklenen Şarkı” …
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
1
Eylül
16
Mart
26
Mart
12
Mart
12
Mart
10
Mart
10
Mart
12
Mart
10
Mart
10
Kadınların Yaşı Sorulmaz
• Mert Sertdemir • Yaşamdan Hikayeler • 195 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
26 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||