kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Ayrılık Hikayeleri





Haftanın Yazarı
Melek Öztürk
Melek Öztürk


Kahrolasıca İçki !

12 / 5 / 2008  Pazartesi tarihinde Hayrettin Apaydın tarafından eklendi, 167 kez okundu...

“Yeni bir günün habercisi olan sabah ezanı okunmuş ve İstanbul’un varoşlarında yıllardır hep aynı vakitlerde ayağa kalkan iki can namaz için ayağa dikilmişlerdi. Her ikisi de kurulmuş saat gibi kalkıp abdest alıp namazlarını kılmış ve yeni bir gün için onlara hayat bahşeden Rablerine şükürlerini yapıyorlardı. Gece geç yatan Yusuf tekrar yatağına ...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Hayrettin Apaydın

Hayrettin Apaydın







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kahrolasıca İçki !


Yeni bir günün habercisi olan sabah ezanı okunmuş ve İstanbul’un varoşlarında yıllardır hep aynı vakitlerde ayağa kalkan iki can namaz için ayağa dikilmişlerdi. Her ikisi de kurulmuş saat gibi kalkıp abdest alıp namazlarını kılmış ve yeni bir gün için onlara hayat bahşeden Rablerine şükürlerini yapıyorlardı. Gece geç yatan Yusuf tekrar yatağına girse de anne Halime halen seccadesinden kalkmamıştı. Bir süre sonra güzel bir havanın olacağının belirtisi olan güneş tan yerini yavaş yavaş kızıla boyamaya başlamıştı. Yılların alışkanlığı ile seccadesinden fırlayan Halime hanım, bir çırpıda ocağın üstüne çay suyunu koymuştu bile. Bu gün onun için çok önemli bir gündü. Yıllar önce kocasının ölmesi nedeniyle, tek başına büyük zorluklar çekerek okutup büyüttüğü ve evimin direği dediği oğlu Yusuf ’un diploma törenine yetişeceklerdi. Dile kolaydı tam on sekiz yıl bunun özlemini çekmişti. Bu gün Yusuf yüzlüsü, canımın içi, ciğerimin parçası diyerek sevdiği Yusuf’u diplomasına kavuşacaktı. Hem de dönem birincisi olarak.Bu her ananın rüyasını süsleyen ve çoğu ananın ulaşamadığı bir özlemdi. Onun için olacak ki Halime ananın içi hiç bu kadar kıpır kıpır olmamıştı. Çok mutlu olduğu gibi oldukça da heyecanlıydı. Sanki bu koca kadının elli ayağı gençlik zamanının heyecanı gibi tir tir titriyordu. İçinden keşke babası da görebilseydi diye iç geçirdi Sonra hele birde işine başlasaydı yavrum Allah’ın izniyle diye dua etti. Artık el eline bakmayacak, sağda solda merdiven silmeyecekti. Bundan sonrası daha da güzel olacak diyerek iç geçirdi. Sonra hazırladığı sofra için biriciğini, kıyamasa da uyandırmaya karar verdi. O sırada gözüne ilişen saate göz attı. Hele on dakika daha uyusun diye karar verdi. Bu gün Yusuf’u için hem sevinçli hem de yorucu bir gün olacaktı. O uyumayı fazlasıyla hak ediyordu.

Halime ana işte tam bunları düşünüyordu ki Yusuf çıkageldi odasından. Her hal Halime ana ne kadar da dikkat ettiyse de ahşap olan evin tahtalarının gıcırtı sesi Yusuf’unu ayağa dikmeye yetmişti bile. Yusuf bir hamleyle anasının başını kollarıyla sarmaladı. Çünkü ondaki heyecanı hemen fark edip heyecanının yatışması için iki yanağına öpücükler kondurdu. Bir birine sevgi ve şefkatle bakan iki göz birbirlerine gülücükler saçarak doyasıya baktılar.

____ Anacığım... dedi Yusuf annesinin yanaklarına iki eli arasına alarak.

____ Oğlum, yavrum, evimin direği... dedi Halime hanım.

Sonra her ikisi birlikte yere kurulmuş sofraya oturdular. Anası diz çökerken, Yusuf bağdaş kurmuştu sofraya otururken. Belli ki oda biliyordu bu günün zor geçeceğini. Onun için rahat rahat yiyip güzelce karnını doyurmak istiyordu. Sofra bu sabah bir başka donanmıştı sanki. Çünkü daha çok çeşit vardı. Hatta anası her sabah ekmek kızartırdı ama bu sabah kahvaltı çeşidinin çokluğundan olsa gerek, ekmek kızartmamıştı. Birlikte kahvaltılarını yapıp bitirince yine birlikte sofrayı kaldırdılar. Anasına kıyamazdı Yusuf. Hep böyle yardım ederdi gerek sofra kurulurken, gerekse de kaldırırken. Her bir şey kaldırışında “anam” diye sesler çıkarıyor, anası da “canım” diye cevap verirdi Yusuf’una.

Halime kadın alışıktı. Yılların verdiği tecrübeyle ortalığı alelacele toparlayı verdi. Bu arada Yusuf’ta yatağını toplamış, odasını evden çıkılır hale getirmişti. Her ikisi de en güzel kıyafetlerini özenle giyiverdiler. Halime kadın caka satarcasına giyinip, yavrusunun beğenisine sunuyordu sanki kendisini. Aldığı tek yeni şey bağladığı başörtüsüydü. Ama Halime kadına sanki bütün elbiseleri yeniymiş gibi geliyordu. Daha dik durmaya çalışarak.

- “Yakışmış mı Yusuf’um ?” dedi.

- “ Sana ne yakışmaz ki güzel anam...” dedi. İki eli içine alarak ana yanağını art arda öpücükler konduruveriyordu.

- “Dur dur ... zorla bağladım başörtümü, bozacaksın sonra” dedi.

Biraz daha gülüştüler ana oğul birlikte. Her şeyi planlamışlardı. Başörtüsüyle değil okula,okul sahasına bile sokmuyorlardı. Yusuf anasını okul dışında bir pastaneye bırakacaktı. Hemen çıkışta da buluşup bu mutluluğu sıcağı sıcağına birlikte yaşayacaklardı. Ana yüreği salonda olup, oradaki olan biteni tüm detayıyla görmek istiyordu ama bu Yusuf’u zora sokmak olur diye düşündüğünden, töreni izleme konusunun lafını dahi etmemişti. Hele hayırlısıyla diplomayı alsaydı diye iç geçirdi. Sonra törenin ayrıntılarını komşudan alacakları video ile evde oğulcuğumla birlikte seyrederiz diye düşündü.

Zaman her zaman nasıl geçerdi bilemezdi. Bazı günler ona yetmezdi adeta. Ama bu gün zaman durmuş geçmek bilmiyordu. Yusuf’unun töreni bitmeyecek gibi geldi Halime kadına. Orada beklediği süre sanki yıllar gibi gelmişti. Oturduğu sandalyenin dili olsa şikayet ederdi. Bir oturuyor bir kalkıyor ve hep Yusuf’unun geleceği yola bakıyordu. Bir süre sonra beklediği an ile karşı karşıya gelmişti. Okulun kapısından çıkan Yusuf elindeki diploma ve başındaki kep ile gözükmüştü. Ana yüreği dayanırımıydı ki yerinde dursun. Fırlayı verdi ok gibi Yusuf’una doğru. Kollar açılmış; sanki birbirlerine çekim gücü ile kavuşmayı arzuluyorlardı.

Saniyeler kalmıştı mutluluğun zirve yapmasına.
Saniyeler kalmıştı kolların bir birini sarmasına
Saniyeler kalmıştı iki yüreğin tek çarpmasına
Sarhoş kalleşti! sebep oldu bir nabzın daha atmasına.


Yusuf yapa yalnız kalmıştı. Ellerini açıp dur ana dur.... derken, annesi ise sanki koş bana koş diye anlıyordu. Halime kadın coşkunun verdiği şuursuzlukla adımlarını atarken, karşıdan gelen başka bir şuursuz sürücü, onu tekerlerinin altına alıvermişti.Gerçi içerisinde içki şişelerinin bulunduğu araç sahibi bir yere kaçamamış hapsi boylamıştı ama Yusuf hem babasını hem de anasını trafik canavarına kurban etmişti. Çünkü babası da işten eve dönerken, her zaman ki otobüs durağında beklediği esnada sarhoş gençlerin üzerinden geçmesiyle hayata veda etmişti. Yusuf yıllarca bu acıyla yaşayıp içki ile mücadele etmenin andını içinde taşıyordu.



Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Emre Sertaç Yelden yazıyı tebrik etti...
tebrik Ahmet Ölçer yazıyı tebrik etti...
tebrik Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
tebrik Derya Sesigüzel yazıyı tebrik etti...
tebrik Hasan Berk yazıyı tebrik etti...
tebrik Tuğba Çetiner yazıyı tebrik etti...
tebrik Birgül Akkurt yazıyı tebrik etti...
Derya Sesigüzel
Derya Sesigüzel / 14.05.2008
Dün haberlerde seyretemiştim.Kadın karşıdan karşıya geçmek isterken arabanın çarpmasıyla hayatını kaybetti.Çok üzücü bu olanlar.Allah kimsenin başına vermesin.Hikayeyi okuyunca o kadın geldi aklıma birden.Saygılar

Hayrettin Apaydın
Hayrettin Apaydın / 13.05.2008
"bir sürü şuursuz içki içmeden kaza yapanları napacağız Hocam?" İçkili şuursuzluğu önleyebildiğimiz gün onlarında şuursuzluğu bitecektir. Hele şu sarhoşlardan bir kurtulabilseydik. Düşünebiliyormusunuz yılda On bine yakın ölümlü kazanın yarısı içkili sarhoşların kazaları sonucunda oluşuyor. YILDA BEŞ BİN KİŞİNİN BU ŞEKİLDE ÖLÜMDEN KURTULMASI SİZCE DE BÜYÜK BAŞARI OLMAZ MI!... Kapitalizm oyuncağı olan içki ile sermayesini katladıkca katlıyor. Hurdaya çıkan her araç onlar için veli niğmet... Yada, hastanelerde harcananlar, yada sağda solda kırıp dökülenler... BİZ KAPİTALİZME KARŞI OLUP, ONUN İPİNDE CAMBAZLIK YAPMAYALIM DERİM. Tüm yorumlar için canı gönülden TEŞEKKÜR ederim. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunarım.

Çiğdem Bekar Abilov
Çiğdem Bekar Abilov / 12.05.2008
Of ki of!Ne kötü bir ölümdür bu!Hazırlıksız,hiç uğruna,kalleşçe...Cezalar ağırlaştırıldı,ama değişen bir şey yok.Akıl başta olmadıktan sonra, hangi cezayı gözü görür ki?

Can Evren
Can Evren / 12.05.2008
Anlatım güzel, hikaye acı. Aklıma geldi de :) bir sürü şuursuz içki içmeden kaza yapanları napacağız Hocam?


Temmuz
4
Haziran
8
Akşamüstü Anıları
Sadi SaçakAyrılık Hikayeleri • 124 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
8
Gece 4
Esma EsenAyrılık Hikayeleri • 149 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mayıs
12
Kahrolasıca İçki !
Hayrettin ApaydınAyrılık Hikayeleri • 168 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mayıs
10
Ben Annemi Ararım
Hayrettin ApaydınAnne Şiirleri • 107 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Mayıs
8
Dil !
Hayrettin ApaydınHayata Dair Şiirler • 71 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Mayıs
7
Mayıs
6
Paşa Dayı (10 ve Son)
Hayrettin ApaydınYaşamdan Hikayeler • 91 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ocak
12
Mezardan Çıkan Mektup!
Hayrettin ApaydınYaşamdan Hikayeler • 666 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Ocak
9
Açlık ve Çığlık
Hayrettin ApaydınYaşamdan Hikayeler • 571 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Şubat
3
Çınar İle Pınar
Hayrettin ApaydınYaşamdan Hikayeler • 533 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Mart
16
Karar Vermeliyiz!
Hayrettin ApaydınHayata Dair Makaleler • 387 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Nisan
10
Bilim İle Din Bağdaşmaz Diyenlere
Hayrettin ApaydınEğitim Makaleleri • 364 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Kahrolasıca İçki !, Kahrolasıca İçki ! hikayesi, Kahrolasıca İçki ! hikaye, Kahrolasıca İçki ! nedir?, Kahrolasıca İçki ! hakkında bilgi, Kahrolasıca İçki ! hikayeleri, Hayrettin Apaydın hikayeleri, Kahrolasıca nedir, Kahrolasıca hikayesi, Kahrolasıca hikayeleri, İçki nedir, İçki hikayesi, İçki hikayeleri,






Okudunuz Mu?
RaifSerkan
Raif Serkan




Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Flights | Salvage Title Cars | Free Advertising | Life Insurance | Credit Card | Video | Arkadaş