KalemKalem- “Bak, bu yağmurda seni buraya kadar yorduğum için gerçekten üzgünüm. Aslında bunları sana telefonda da söyleyebilirdim. Ama yüz yüze konuşmamız daha doğru olur diye düşündüm. Birlikte güzel zamanlar geçirdik, kabul ediyorum. Ama bazı şeyler var aklımı kurcalayan. Sevginle ilgili şüphelerim var. Sorular var cevaplarını bilmek istediğim. Bu şartlar altında kendimi veremiyorum bu ilişkiye. Sana layık değilim gibi geliyor. Dediğim gibi sorun sende değil, sakın yanlış anlama. Sorun benden kaynaklanıyor, yani sana geçenlerde dediğim gibi aslında sen….” Dudakları kıpırdamaya devam ediyor görüyorum, ama artık onu duymuyorum. Gözlerinin derinliklerine bakıyorum bir hüzün var mı gözlerinde diye. Ellerini sağa sola sallayarak konuşmaya devam ediyor. Gözlerini gözlerimden kaçırıyor, sağa sola bakınıyor. Ağzı hala kıpırdıyor. Hiç ses duymuyorum. Yerimden kalkıyorum yavaşça, soru soran bir ifadeyle gözlerime bakıyor. Gözlerinden süzülen bir iki damla yaş var. Bir şeyler diyor olmalı. Ama duymuyorum. Arkama dönüp kapıdan yavaşça çıkıyorum. Yoldan aşağıya doğru koşmaya başlıyorum. Yağmur çiseliyor. Önce küçük adımlarla, sonra bacaklarımı açarak atabileceğim en büyük adımları atarak koşmaya devam ediyorum. Yağmur hızlandı.Gökten düşen yağmur damlaları gözyaşlarımı gizliyor. Yüzüme düşen yağmur damlaları ile yanaklarımdan süzülen gözyaşlarım birbirine karışıyor. Kalbim yerinden çıkacak kadar hızlı atıyor. Gök gürlüyor. Saçlarımdan damlalar süzülüyor. Daha da hızlanıyorum. Yerde oluşmuş su birikintilerinin tam ortasına atlıyorum her defasında. Kıyafetlerim sırılsıklam. Söylediği sözler kulaklarımda çınlıyor, şimşek çakıyor; kalbim çarpıyor, gök gürlüyor, gözlerim ve tüm bedenim ıslak… Dakikalarca koşuyorum yağmurun altında. Yağmur yavaşlayınca ben de yavaşlıyorum. Yağmur dindi, duruyorum. Aklım ve kalbim bomboş. Başımı gökyüzüne kaldırıyorum. Ağzımdan tek bir cümle çıkıyor ve tenha sokağın sessizliğinde yankılanıyor: “Peki Sen beni seviyor musun Rabbim?” Eve giriyorum. Sıcak bir banyo alıp, üstümü değiştiriyorum. Odamın kapısını kapatıp masama oturuyorum. Önümde beyaz bir mektup kağıdı duruyor. Dolma kalemimi elime alıyorum. Ne yazmak niyetindeyim, bilmiyorum. Kalemi elime alıp bekliyorum. Aklımda hiçbir kelime yok satırlara dökülmeyi bekleyen. Kalem, elimin içinde olduğu halde sağa sola titriyor, hissediyorum. Kalemi sıkıca tutup, engel olmak istiyorum hareket etmesine. Kalem, kağıda doğru bir hamle yapıyor yazmak istediği bir şey varmışçasına. Daha da sıkı tutuyorum ona engel olmak için. Ama kalem bütün gücüyle kağıda doğru bir hamle yapıyor ve titrek harflerle bir kelime yazıyor: “B..ır..ak, bır..ak” Elimi biraz gevşetiyorum, kalemin yazacaklarını merak ederek. Yazmaya devam ediyor: “Bir soru sordun madem, boğazımı sıkmayı bırak da sana cevabını iletebileyim…” Şaşkın gözlerle bir kaleme, bir kağıda bakıyorum. Ellerimi iyice gevşetiyorum. Kalem, boğazı sıkılmış bir adamın rahatlamış edasıyla elimin içindeki duruşunu düzeltiyor, kağıda doğru tekrar uzanarak yazmaya devam ediyor: “Böylesi daha iyi… Bir soru sorduysan cevabı duyabilmek için önce dinlemeyi öğrenmelisin. Şimdi söyle, kalemin söyleyeceklerini duymak istiyor musun?” Bir an ikimiz de duruyoruz. Cevaplarımı yazmalı mıyım, yoksa söylemeli miyim, karar veremiyorum. Ağzımdan bir fısıltı gibi çıkıyor kelimeler: Evet, istiyorum diyorum yalnızca kendimin duyabileceği bir ses tonuyla. Kalem yine yazmaya başlıyor: Sevdiğim… Bana öyle bir soru sordun ki, sorun yedi göğü aştı da bana ulaştı. Gözündeki yaşı gördüm, gönlündeki hüznü hissettim. Ağlaman bile buluta gözyaşı döktürdü. Ey alemi yoluna toprak, güneşi gülüşüne kul ettiğim insan! Sana duyduğum sevgiyi sorguladığında yerle gök bu soruyla inledi, denizler utancından masmavi kesildi, güneşin yüzü sarardı, rüzgar öfkesinden esti geçti, dağlar taş kesildi. Benim sana olan sevgim, harfsiz ve dilsiz söylenen bir sözdür. Bu sözü ancak can kulağıyla duyabilir, sana olan sevgimi ancak can gözüyle görebilirsin. Anadan doğma sahip olduğun aklına değil, gönlüne sormalısın bu soruyu. Ey feleği üzerinde döndürdüğüm aşk bahçesinin bülbülü! Bendeki aşkın bir zerresi, bütün alemlerden yeğdir. Ama aşk, dertsiz eksik kalır sevdiceğim. Derdin bir zerresi de bütün aşıklardan üstündür. Kendine soruyor olmalısın Aşk neden elleri kanlı bir katil gibi diye. Belki de gerçekten aşık olmayan, bu sevdadan vazgeçsin diye böyledir. Ben, aşık olan kişinin, aşık olduğu şeye önce dudağını değdirir, o şeyin tadından tattırırım. Aşık, tattığının zevkine varıp da onu aramaya başlayınca bu defa önüne tuzak koyarım. Başı dönen aşık, her an ümit ile ümitsizlik içinde döner dolaşır. Dert, aşık’ın yoldaşı olur. Bilmez ki dermanı, aslında derdinin içinde gizlidir. Ben, aşkta sadakat beklerim. Bir kimse aşkında sadık olursa sevdiği kişi onun başı ucunda aşığı oluverir. Sen hala sana olan sevgimi sorgulamaktasın. Sen hiç aynaya bakmaz mısın? Ayna tek başınayken içinde hayal bulunan cilalı bir nesneyken, sen ona bakınca o hayal, senin suretin olarak akseder. Görüntü bir iken, iki oldu sanırsın ama aslında biri aynanın içinde, diğeri aynanın dışında bile olsa bu iki suret aslında bir’dir. Bu bir’lik, seven ile sevilenin bir’liğidir. Sen ayrıldık sanırsın ama bir olan şey, nasıl ayrılabilir? Sen, benden; ben de senden ibaret olunca aşk, baki ve ölümsüz olur. Kalem yazmayı durdurdu. Yazdıklarını okuyorum, yeniden, ve yeniden... Aşk ile ilgili ne güzel satırlar, ne anlamlı sözler bunlar. Ama benim tek istediğim o iki kelimeyi duymak, beni sevdiğini duyabilmek oysa ki… Kalem bıraktığı yerden yazmaya devam ediyor: Ey bir tek sözüyle denizin dudaklarını kurutan sevgili! Sözün söylenmesinin bir faydası yoksa söylenmemesi daha uygundur. Manayı harfle, kelime ile bağlamak istiyorsun. Ama söyler misin bana“Rüzgar” kelimesi sence rüzgarı ne kadar anlatabilir? Bu kelimeyi her duyduğunda onun teninde dolaşan ellerini görebilir, kulağına getirdiği uğultuyu işitebilir misin? Rüzgarı duyabilmek için beş duyunu kullanman gerekir. Ama aşk’ı bilmek için beş duyudan fazlası gerekli. Can kulağını açabilseydin eğer sana o iki kelimeyi hiç durmadan söylediğimi duyabilirdin. Şu bahçedeki nazlı güllere bir bak? Sana olan aşkımı gülün kulağına fısıldadım da nasıl yüzü kızardı, görmez misin? Kalem tekrar duraksadı. Peki ama insan sevdiğinden neden ayrılır diye soruyorum. Kalem, yazıyor: Gölge, güneşten ayrılabilir mi hiç? Ten, candan ayrı mıdır? Ey sonsuzluklar aleminin ruh kuşu! Ruh yüceliğe sahipti, ten ise değersiz bir toprak. Yüce olanla değersiz olan birbirine dost olunca insan da zıtlıkları içinde barındıran, şaşılacak bir şey oldu. Sen ayrıyız desen de bu doğru değil. Gölgeyi daima güneşte kaybolmuş görürsün. Kimin gölgesi olduğunu bildin mi ayrılık şöyle dursun, güneşle olan bağını ebediyete kadar güçlendirdin demektir. Biz seninle güneşle gölge; tenle can gibiyiz… Ey ezelde aşk mektubunu ayağına bağladığım doğan kuşu! Ebediyete kadar o mektubun bağını çözme. Biliyorum sen hep aşk ateşiyle yanacak, ayrılık acısıyla feryat edip duracaksın. Ama şunu bilmelisin ki senin varlığının sebebi bendeki Aşk’tır. Kime bakarsan bak, baktıkların hep bahanedir. Her yerde, her şeyde gördüğün yalnız Ben’im. Sevdiğin yalnız Ben. Can cisimde ve Ben, cisimde gizliyim. Açıkça aradığın zaman gizlenir, gizlice aradığın zaman aşikar olurum. Bu aşk yolunda yürümeye devam et, sonunu sorma. Her an bu yol daha da sonsuzlaşmada. Aşk derdiyle gönlünü hoş tut. Unutma, aşk, kainatın özü ve sen de Aşk’ın kendisisin. Kalem bir anda elimden düşüveriyor. Beyaz sayfanın alt kısımları kalemden dökülen damla damla mürekkeple boyanıyor. Ellerime bakıyorum. Parmaklarımda mürekkep lekeleri var. Bu mektup ayrıldığım sevgilime yazılmış bir mektup mu, yoksa varlığının aşikarlığı yüzünden gözlere görünmeyenin soruma verdiği bir yanıt mı? Soru da cevap da anlamını yitiriyor. Şimdi biliyorum ki kalemimden mürekkep değil, Aşk damlıyor…
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Kalem isimli yazı, Sebnem Piskin tarafından 12.02.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Abdurrahman Tümer yazıyı tebrik etti...
Oğuzhan Şentürk yazıyı tebrik etti...
Şeyma Ferşatoğlu yazıyı tebrik etti...
Erkan Kaat yazıyı tebrik etti...
• Şeyma Ferşatoğlu yazıyı favori listesine aldı...
Aralık
2
Akıl Hastanesi ve / veya Dinlenme Odası 2
• Zeynep Tümöz • Düş Hikayeleri • 27 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Aralık
1
Akıl Hastanesi ve / veya Dinlenme Odası 1
• Zeynep Tümöz • Düş Hikayeleri • 68 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Kasım
30
Kasım
27
Kasım
26
Ekim
12
Ekim
5
Ağustos
17
Şubat
20
Şubat
20
Şubat
12
Şubat
20
Şubat
11
Şubat
11
Şubat
12 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||