Kamil İle Meryem Meselesi ( Dünkü Hikayenin Devamı)Kamil İle Meryem Meselesi ( Dünkü Hikayenin Devamı)O günden sonra derslerde verdiği tüm örneklerin içine giren bir kadın vardı. Öğrencilerin çoğu öğretmenlerindeki bu değişimi görmekte hiç zorlanmadılar. Tatlı sert bakışların sahibi o adam gitmiş yerine sürekli dalıp dalıp giden ve yüzünü saf bir gülümsemeyle süsleyen biri gelmişti. Özellikle haftanın ilk günü hissediliyordu bu gariplikler. Okul müdürü dahil herkes büzülmeyecek bir torbanın ağzını açtılar ve başladılar konuşmaya. Neler neler dönüyordu öğrencilerinin bindiği bu dönme dolapta da bir dünya dönmüyordu Kamil beyin etrafında. Elinden hiç düşürmüyordu onu. Ne yazmış hepsini okumalıydı. Aşkın şemsiyesiz bıraktığı bu sağanak ıslatmıştı onu tüm gizemiyle. Öğretmen arkadaşlarıyla azalan sohbetlerin tek suçlusu o muydu? Peki, kimdi o? O yazardı, akla gelmeyeni, söylenmeyeni, bilinmeyeni, geçmişi ve geleceği. Meryem Kula. Otuz yedi yaşında tuttuğu kalemin hakkını sonuna kadar veren yeteneğini gözler önüne seren kelimelerin sahibesi. Bir insan hiç görmeden sadece okuyarak nasıl âşık olur diye düşünürseniz, Kamil beyi gözünüzün önüne getirebilirsiniz.Ona ulaşmak için yayın eviyle bile irtibata geçmiş fakat bir türlü olumlu sonuç alamamıştı. Tüm bilgileri kitap arkalarındaki yedi cümleden ibaretti daha fazlası yoktu işte. Aradı, çabaladı ve bir adres buldu sonunda. Onu bulmuş gibi ayakları yerden kesilen Kamil Bey, öğretmenliği ve öğrencilerini unutmuş gibiydi. Tek önemli olan onu bir kez de olsa dünya gözüyle görebilmekti. Hemen kâğıdı kalemi eline alıp aylardır içinde biriktirdiği tüm aşkı kelimelere giydiriyordu. Her biri muhteşem görünmeliydi onun güzelden öte olduğuna inandığı gözlerinin karşısında. Aşk kokmalıydı mektup okuyanı âşık edecek kadar. Tüm Türkçesini emrine amade hale getirdikten sonra başladı yazmaya. Yazmayı bitirdiğinde kendinde değildi. Âdeta sarhoş olup üstünü başına parçalayıp koşuyordu karanlığın en karasında, gecenin en gecesinde. “Ah Kamil Bey ah, sen bu hallere düşecek adam mıydın!” bakışlarıyla süzüyordu herkes onu. Veliler aşkı anlamayacak kadar uzaktılar ondan. Anlasalar bile çocukların bu aşktan bu denli kötü etkilenmelerine ne kadar göz yumabilirlerdi ki? Tabiî ki de tüm dedikoduları cephane yapıp idareye dayandılar. Şikâyet dilekçeleri yönetim masasındaki yerini çoktan almış, haince bekliyorlardı harekete geçebilmek için. Bir müfettiş tutanak tutmalıydı en sertinden, en acımasızından. Gitmeliydi o adam bu okuldan. Öğrenciler bile alay ediyorlardı ders aralarında hep aynı kitaba gömülen öğretmenleriyle. Gözleri aşkla bağlanan biri nasıl görebilirdi olup bitenleri. Kamil Bey bedenen okulda olsa da ruhen Meryem Hanımın yanındaydı. Arada bir sınıfa uğrar, yoklardı ama ardından yine başlardı aşkın kollarına koşmaya. Eve gider gitmez kitaplarını açar, en sevdiği bölümleri tekrar tekrar okurdu. On beş kitabın dördünü ezbere anlatabilirdi. Hiç görmese de bunları yazanı, ne denli muhteşem olduğu düşüncesi kara kalem çizdiriyordu onu zihnine. Sayfa sayfa yazdığı mektuplar çocuk heyecanıyla bekliyorlardı gönderilmeyi. En sonunda bitmişti kısaltabildiği bu aşkın en yalın tasviri. Kimseyle derin mevzuları konuşmaz olmuştu Kamil Bey. Arkadaşları duyarsızlaştığını, ülkesine ihanet etmeye başladığını bile düşünmüşlerdi. Eğer âşık olmak buysa her şeyi kabul edebilecek güçteydi şu anda. Müfettiş denetlemeye geldiğinde, gördüğü kişinin beş yıl önce takdir-i muallim belgesi verdiği kişi olduğunu görünce bir yanlışlık olduğunu sezdi ama ders bitiminde değişimin ne denli ürkütücü olduğunu görünce hemen Kamil Bey ile konuşmaya başladı. “Hocam neyiniz var?” diyordu müfettiş, Kamil Bey ise haykırmak istiyordu aşığım diye. Ama tek diyebildiği daha fazla bu mesleği sürdüremeyecek olduğuydu. Ara vermek zorundaydı çünkü bu zamana kadar kazandığı her şeyi kaybetme noktasına gelmişti. Buruşturamazdı bu mesleği, karalayıp fırlattığı mektup sayfaları gibi. Kısa bir konuşmanın ardından dilekçesini yazıp müfettişe ve okul müdürüne verdi. Çok sevdiği mesleğini bile yerine getiremiyordu artık. Edilen garip bir veda sonrası kendini İstanbul’da buldu. Gönderilen mektuplar geri gelince, koca adam kocaman bir adım attı ve İstanbul’a gitti. Babadan kalma birkaç tane arsa vardı ki hemen elden çıkardı onları, aşka katık etmek için hayatını paraya ihtiyacı vardı. Önce yayın evine gidip gerekli bilgileri birinci ağızdan öğrenmek istedi. Ama tüm bilgiler gizliydi. Sanki rahatsızlığı gizlenen bir hasta gibi hissediyordu kendini. Çokta yanlış değildi hani. Beynini çoktan kemirmeye başlamıştı aşkın sömürü kolonileri. Teker teker tükeniyordu her şey ama aşk güçlüydü, tükenmezdi basit bir kalem gibi. Mürekkebi yürekte, petrol yatağı gibi değerliydi. Besliyordu onu okuduğu kitaplar. Son iki yıldır kitabı basılmamıştı. Son kitabı beşinci baskıyı yaptıktan sonra durmuştu akan masmavi su gibi. Belki de yorulmuştu. Belki de… Her neyse devam etmeliydi bu hikâye. Yayın evinden ses çıkmayınca soluğu elinde olan adreste aldı. Mektupları elinin tersiyle iten bir adresti bu, ne kadar da zordu bu yeri bulmak. Ama sonunda buldu. Eski bir köşk, arkası oksijen fabrikası, koca bir orman. Bahçede açlıktan kemikleri sayılan bir köpek havlamaya mecali olmayan cinsten boş boş bakıyordu elimdeki mektup ve kitap dolu çantaya.. Terk edilmiş gibiydi burası. Nitekim yaşlı, bıyıkları sigara dumanının izlerini taşıyan bir amca belirdi köşkten daha harabe bir kulübenin içinden. Tek yaşam belirtisi şişip hızla inen koca göbeğiydi. Kamil bey, tüm umudunu siper edip yaklaştı amcaya. Amca yaklaşmasına izin vermeden Meryem Hanım`ın artık bu evde olmadığını söyledi ona. Çok yıkılmamıştı bizim öğretmen. Ama ardı ardına gelen cümleler siperini delip kalbine saplanıyordu adeta. Hastaymış, Meryem Hanım, Amerika’ya götürmüşler tedavi için. Tüm bildiğinin bu olduğunu söyleyen amca Kamil bey’i yerle bir etmişti tam o anda. Ne yapacağını bilmez adımlarla zayıf düşüyordu dakika dakika ve sonunda yığılıp kaldı bir sokak arasında. Kitaplarına sarıldı ve öptü onları sevgilisini öper gibi. İçine soktu hepsini sevgiyle, sevgiden öte aşkla. Büyük adam derlerdi ona, şimdi nerde kalmıştı büyüklüğü? Küçücük olmuştu bedeni, dev gibi büyük aşkın hüküm sürdüğü şu zamanda. Hadi Kamil Bey, kalk! Dese de kerpiç evler, acaba umurunda mıydı herhangi bir zafer? Bir süre sonra duyduk ki bir ev tutmuş Kamil Bey o sokakta, eskiden de eski bir evmiş oturduğu. Görseniz tanıyamazmışsınız onu. Koca bir aşkın enkazı paramparça etmiş yüreğini. Her gün o eve bakıp şiirler yazmış. Karın tokluğuna ve Meryem hanımın iyileşip dönme umuduyla yaşamış, yaşamış… Çok aramış izini ama bir ekmek kırıntısı dahi bulamamış kendini harcarken, aylarca iz sürerken. İşte koca bir aşk, hatta görünmez, bilinmez bir aşk. Hiç görmediğine, göremeyeceğine âşık olmanın öyküsü. Meryem Hanım’ın Kemal Bey’i virane eden birkaç cümlesi: ...Aşkın surlarından içeriye girdiğim gün bir ok saplandı, tam olarak yerini kestiremediğim bir yerime. Ayaklarım uyuştu önce ve daha sonra gebe kaldım tam üç asırdır beklediğim bir düşe... Sonrası, bu hikâyenin sonu,aşkın kemikleri eriten bir kavuşamama durumu. Hiç vazgeçmeyen Kamil Bey bana çok güzel bir şiiri anımsattı. Her şeyi özetleyen o şiirin bir kısmı: Yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir`i Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. DeniZ`
Telif Hakkı Uyarısı Kamil İle Meryem Meselesi ( Dünkü Hikayenin Devamı) isimli yazı, Deniz İlker Toker tarafından 13.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Nida Kara yazıyı tebrik etti...
Gülçin Karakaya yazıyı tebrik etti...
Adem Efiloğlu yazıyı tebrik etti...
Canan Beyaz yazıyı tebrik etti...
Aralık
2
Nesr(i) Şiir (son) (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 36 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
1
Aralık
1
Nesr(i) Şiir 2 (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 89 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Kasım
30
Aralık
2
Kasım
20
Kasım
16
Kasım
8
Kasım
6
Haziran
23
Ağustos
19
Haziran
17
Haziran
15
Ekim
12
Kocaman Bir Yüreğin Ellerindeki Aşkın Hikâyesi
• Deniz İlker Toker • Aşk Hikayeleri • 353 kez okundu. • 6 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||