Kan Savaşları(4)Kan Savaşları(4)Kan Savaşları(4)Dünya nasıl bir hal almıştı böyle. Yecüc-Mecüc kavminin gelişiyle birlikte başlayan o savaşların üstünden ne kadar bir zaman geçmişti. Dört yüz yıl mı, bin yıl mı, yoksa daha mı fazla? Denizler kurumuştu bu süre zarfında. Dünyanın su dengesi değişmişti. Dörtte üçü su değildi artık. Neredeyse, dörtte biri kalmıştı. Doğa da buna uymuş ve dengesini kaybetmişti. Bir anda çöl sıcakları çıkıyor fazla sürmeden yağmur başlıyordu. Kimi yerlerde ise kar ve sıcak hava aynı günde aynı yerde beliriyordu. Çekilen denizle birlikte tüm kıtalar birbirlerine yapışmışlardı. Dünyada toprağın hükmü başlamıştı. İçerlerdeki çukurlarda kalan denizler büyük göletleri oluşturmuştu. Katil kavmin gelmesiyle başlayan altı ay savaşları ne hazindi. Üstün teknoloji ile gelen Yecüc-Mecüc’ler altı ay sürmeden insanoğlunun tüm direncini yokedebilmişti. Tarih boyunca birbirleriyle savaşmış insanlar için tek bir vücut olmak zaten imkansızdı. Bu da katliamı sağlamlaştıran en büyük zaaf olmuştu. Şimdi insanlar koloni halinde köleleştirilmişti. Azgın kavmin amacı suyu ayrıştırıp ihtiyaç duydukları enerjiyi sağlamaktı. Su bile onların gezegenindeki AFT madeninin verdiği enerjinin yakınından bile geçmemekteydi. Biten enerjiyle birlikte silahlarının güçleri de bitmişti ama fazla da ihtiyaçları kalmamıştı. Bir taraftan pes eden insanlar diğer yandan kendilerine her daim yardım eden yüce Dahlan onlara kafi gelmişti. Teknoloji devri eski dünya ile yokoldu. Dünya artık başa dönüyordu, azgın kavim de kendini enerji ihtiyaç duymayan kılıç ve oklara bırakmıştı. Altı ay savaşlarını kaybeden insanoğlu Yecüc-Mecüc’ten kaçmak istemiş, bu seferde yeni yeni alışmakta oldukları habis ruhların katliamına maruz kalmışlardı. Çıkış yolu kalmamıştı. Yeni düzende onlar efendi, insanlar köleydi. Konuşulan dil birdi. Tek bir din hariç başka bir din kalmamıştı. O dini de zaten şehirlerdeki köleler bilmiyordu. Sadece isyancılar bilmekteydi. İsyancılar doğu dünyada gerilla direnişi veren son savaşçılardı. Komutanları ise Sarkan’dı. Yeni dünyada tek hakimiyetin sembolü kavim, dünyayı eyaletlere bölmüştü. Batı ve Kuzey Dünyanın yönetimini Zelzer, Orta Dünya’nın yönetimini Kabitay, Güney’in yönetimini Dianok almıştı. Doğu dünyası ise Nassibe’deydi. Diğer eyaletlere göre Doğu dünyasında düzen bir türlü oturmamıştı. Eyaletlere ayrılan her krallık gibi burada da fesatlık vardı. Diğer komutanlar, Nassibe’nin başarısız olmasını istiyordu. Bu yüzden sözde yardım hareketlerinin dışında fazla da karışmamaktaydılar. Birkaç zorlu direnişin haricinde Nasibe de Doğuyu elinde tutuyor ve onlara koz vermiyordu. Yoksa Dahlan’a nasıl açıklama yapardı. Son direnişçi insanlar Sarkan ile birlikte doğudaydılar. Başarılı olamamıştı Sarkan savaşlarda ama yine de bölgeyi çamurlu bir su gibi bulanık tutuyordu. Ardı ardına burkulan demir bir yerden çatlardı. O da bunu beklemişti yıllardır. Doğu dünyasında bir direniş grubu daha vardı ama Sarkan onlardan asırlardır haber alamamıştı. Onlar Yecüc-Mecüc’lerden önce gelmişler insanlara 6 ay savaşlarında yardım etmişlerdi. En son Mekke’yi korumuşlar ama şehir düşünce Sarkan ve savaşçıları gibi Doğu dünyasına çekilmişlerdi. Mekke’yi insanlar bile onların komutanı Zul-kar kadar yürekli savunamamışlardı. Eski dünyanın yıkılışı ile onlarda kaybolmuştu. Şimdi neredeydiler veya ne yapıyorlardı? Kimse bilmiyordu. Asya’da kar dönemi gelmişti. Dağlar bembeyaz kuleleri andırıyordu. Gökten yere eğilen sis bulutları gaddarlaşan dünyayı bir nebze olsun örtmekteydi. Bir cephesini dağlara yaslamış olan Kafka kalesindekiler, yaklaşmakta olan savaşın haberini almışlardı. Cehennemden korkan Yecüc’lerin insanlara yardım etmesi gibi, ölümden korkan insanlar da Yecüclere casusluk yapıyordu. Gözcüler her yere dikkat etmekteydi. Yine de üç bin savaşçı sis bulutlarının koruması altında kaleye hızla yaklaşıyordu. Kar taktiğini uygulatmaktaydı Sarkan. Herkes beyaz giyinmişti. Savaşçılar ayrık bir şekilde ilerken sisin dağıldığı noktalarda kol kola giriyorlardı. Bu da onları karlı yamaçta görünmez kılıyordu. İlk nöbetçi fark ettiğinde onlar kalenin beş yüz metre kadar yakınına gelmişlerdi. Bu mesafe de onlar için yeterliydi. Savaş için hazırlıklar başladı. Bu kale önemliydi. Hem zincirin en zayıf halkasıydı hem de kırılan zincirin dağılması daha kolay olurdu. Burayı almalıydı, ne pahasına olursa olsun. Güneş birden parlamaya başladı. Kaybolan doğa dengesi kendisini burada göstermeye başlamıştı. Güneşle birlikte esmeye başlayan sert rüzgar sis bulutlarını ağır ağır dağıtmaya başladı. Artık savaşçılar meydandaydı. Hazırlıklarını tamamladılar. Kuşatılan kale alınacaktı. Bir cephesi dağa bakan kaleye mecburen ön cepheden giriş olacaktı. Tahtalardan yapılmış olan kapı kırıcıları savaşçılardan bir grup yüklendi. Sarkan “saldırın!” dedi. Sesi kardan bile soğuktu. İlk grup bin kişiydi. Ellerindeki yıkıcılarıyla kale kapısına dayandı. Düşman da hareketlenmişti ama yine de kendilerini toparlayamadılar. Okçular seri bir şekilde kapıya dayananları hedef almıştı. Kapı kırıldı kısa bir sürede ama kayıp da hafife alınacak gibi değildi.. İçeri girilebilecek kadar gedik büyütülmesine rağmen düşman üstünlüğü eline geçirmişti artık. Dar kale kapısında boğuşan iki kavimde insanlar ağır bir yenilgiye sürükleniyordu. Sarkan ikinci grubu söz verdiği gibi yollamadı. Neyi bekliyordu bu adam? Savaşan askerler daha fazla dayanamadı ve kaçmaya başladılar. Cesaret yerini korkuya bırakmıştı. Kafkalılarda zafer sarhoşluğu şimdiden yayılmıştı. Geride kalan iki bin asker onları korkutmuyordu. Onları da bu grup gibi lime lime edeceklerdi. Kaçan insanların çığlıkları Kafka kalesinin etrafında yankılanırken kibirli komutan orduyu serbest bıraktı. Bu zafer coşkusu onlara altı ay savaşlarını hatırlatmıştı. Emirle birlikte üç bin Kafka askeri saldırıya geçti. Sarkan hala sakindi. Kalede de bine yakın asker kalmıştı. Kalanlar kapıyı tamire başlamıştı bile. -“Bekleyin” dedi Sarkan. Gerçek planını asla anlatmazdı. Casusların aralarında olduğunun farkındaydı. Bine yakın savaşçının hibe olacağını bile bile yollamıştı. Bu adam deliydi. Belki deli ama son umudumuz dedi içlerindeki ses. Gerçekten de öyleydi. Kafka’dan uzaklaşan askerler bir eziliş sesi duydular önce. Ardından tahtaya parmaklarını vuran birisinin çıkardığı sese benzer bir ses… Hareketlerinin ağırlaştırdılar ama yinede durmadılar. Ne de olsa geridekiler kaledeydi ama endişelendiler. İki bin kişilik gruba yaklaşmışlardı da. Az bir mesafe kala Sarkan’ı gördüler. Sarkan gülüyor muydu onlar mı öyle görünmüştü? “Hilal vaziyeti al!”Sarkan sesi iki bin kişiyi birden toparladı. Kopan savaş haykırışı ile düşman da hızlandı ama sesler daha da duyulur olmuştu. Neydi bunlar? Hilal vaziyeti alan insanlar, hilalin ortasında dört kişi bırakmıştı. Başlarında da Sarkan…Yere yatan insanların tuttukları o şey de neydi, seçemediler. İçlerinde birisi hatırlamıştı onları. Eski dünyaya ait silahlardı. Bunlar yeryüzünden silinmiş olmalıydı ama hayır. İşte, karşılarındaydı. “Ateş!” Sarkan’ın bağırması ile düşman afalladı. Döneceklerdi belki ama o ayak sesleri gürleşti. Bunlar atların ayak sesleriydi. Dağılmaya başlayan sisten görünmüyordu ancak atların ayak sesleriydi. Ya o ezilme sesi…. Birden karların altından Costina okçuları ile ayağa kalktı. Üç yüz kişilik birlik okların göğe doğru kaldırdı. Hedef Kafka askerleriydi. Onlar ilk oklarını bırakmadan Huaye ve Himug atlılarla sis bulutlarını parçalayarak savaş meydanında göründü. Onların amacı ise Kafka kalesiydi. “Acımak yok, esir almak yok, kaledeki son çocuk ölene kadar!” makinelilerdeki mermiler eski dünyadan kalan son cephaneleriydi. Bir uğurda bitecekse, en uygun yer burasıydı. Kafka öncü birliğinin hali perişandı, zayıf dedikleri insanlar nasıl olmuştu da onlara tuzak kurabilmişlerdi. Sarkan ateş emrini verirken emindi. Bugün insanlardan çok Yecüc-Mecüc kanı toprağı süsleyecekti. Öncü birlikten son asker ölmeden Kafka’nın düştüğünü görecekti. Sadece doğu dünyasında değil, tüm dünyada insanoğlu binlerce yıl sonra ilk zaferini almıştı. SERİ 1-Atabeg’in Dirilişi 2-Sarkan’ın Dirilişi 3-Son Diriliş-Kudüs 4-Kan Savaşları 5-Ruh Savaşları 6-Cin Savaşları Savaşları seri halinde yazdım. Bu arada kalemdostum Yunus, bu hikayelerin korku türüne girmediğini belirtti. Haklı bunlar korku değil, bilimkurgu-fantezi-macera bölümüne benzer bir bölüm de bulamadım. Bulduğum birkaç yerde ise bu hikayelerin yeri olduğunu zannetmiyorum. Yinede uygun bir bölüm olursa taşıyacağım.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
27
Kasım
17
Kasım
16
Kasım
9
Kasım
4
Haziran
24
Haziran
18
Mayıs
31
Mayıs
31
Mayıs
31
Haziran
24
Mayıs
31
Haziran
18
Mayıs
31
Mayıs
26 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||