Kanunlar İnsana Uyar
Önceki yazılarımda insanı tarif ederken “ biyopsikososyal canlı” olduğunu belirtmiştim. Sağlıklı insan dediğimizde de insanın bedenen sağlıklı, ruhen sağlıklı ve diğerleriyle beraber uyum içerisinde yaşaması gerektiğini anlatmıştım. Bedenimizi de benim üç ayaklı tabureye benzetmiştim...
Beden sağlığı herkesin kendi kararı.. İster bedenine zarar verir, ister korur. İster doktor tavsiyelerine uyar, ilaçlarını kullanır, isterse boşverir, yani...
Ruh sağlığı da öyle. Ama İnsanın kendi ruh sağlığını değerlendirebilmesi her zaman mümkün olmuyor. Bazıları içinden çıkmadıkları hallerde, öfkelenebiliyor. Ardından dozu fazla kaçırdığını düşünüp pişmanlık duyabiliyor. Problemlere boğulursa uzmandan destek alarak düzlüğe çıkabiliyor. Bazıları da çevresine zarar verdiği halde hasta olduğu kabul etmeyebiliyor...
Taburemizin iki ayağında durum böyleyken, sosyal ayağında da sürekli karmaşa yaşandığını farkediyorum. Herkes farkedebiliyor, sanırım.
Toplum içerisinde diğerleriyle uyumlu yaşayabilmek özellikle gerekiyor. Uyumlu olmak için ortamda uyulacak birşeyler olmalı ki uyumdan veya uyumsuzluktan söz edebilelim, değil mi ?
Uyulacak şeyleri düşündüğümde hemen aklıma geliverenlerin başında “ kanunlar” oluyor. Toplulukları kişi temelinde eşit hale getirebilmek için kanunlara ihtiyacımızın olduğu, iki iki daha dört edercesine kesindir, diye düşünüyorum.
Nerede iki kişi varsa onların arasında hak ve adaleti sağlamak için kanunlara ihtiyaç duyulur, diyorum. Bir tanesi güçlü olduğuna güvenip diğerinin sınırına girerse, güçsüzü korumak için kanuna ihtiyaç vardır, yani.
Belki aklınıza gelecektir. Kanunları da yine bir şekilde insanlar yapıyor. Öyleyse yine insanlar değiştirebilsin, demokrasi gereği çoğunluğun dediği olmalı, diyenler çıkacaktır. Peki çoğunluğun dediğinin hakka, adalete uygunluğunu kim garanti edecek ?
Bence, Vicanların sesi garanti edecek. Hukuk bilimi garanti edecek. İnsana uygunluk garanti edecek...
Bir başkasına haksızlık ettiysem beni sadece vicdanımın sesi yargılayacaktır da o nedenle vicdanımın sesi diyorum. Kimse görmeden birisinin malını aldıysam, ama ben gördüm, kendime hesap veremem, demek istiyorum. İnsan olmanın, insan sıfatına layık olmanın temelinde bu vardır diye düşünüyorum.
Eminim ki, İnsanlığın ilk zamanlarından beri hukuksal kurallar azar azar ortaya çıkmıştır. İnsanlar arasında problemler, haksızlıklar olmasaydı hukuk kurallarına gerek olmayacaktı. Aslında hukuk kuralları sadece insanlıktan uzaklaşanları hizzaya getirmek için gereklidir, diyebilirim.
Öyleyse, İnsan olabilene hukuk gerekmez, dersek hata etmiş olmayız. Lise son sınıftayken sınıf başkanımız vardı, kulakları çınlasın. Sınıfta gürültü yapıyorduk. Bazı arkadaşlar, ne biçim başkansın, sustursana milleti, diyenlere gösterdiği tepkiyi hatırlıyorum. Şöyle demişti:
“İnsanların susmaları için sınıf başkanına gerek yoktur.”
Ne güzel tesbit, değil mi ?
İnsanların susmaları için, insanca yaşamaları için, başlarında “hop” diyecek birisine gerek yoktur. Ancak kuralsız yaşayanlara, çevresine zarar verenlere, toplum düzenini yıkmaya hedeflenenlere mutlaka “hop” demek hatta bazen de “çüşş” demek lazımdır.
Adam örneğin piyasaya sahte mal sürüyorsa, vatandaşı aldatıyorsa, parasını ve sağlığını çarçur ediyorsa ona dur diyecek birilerine ihtiyaç mutlaka vardır. Böylesine vicdansızlara dur demenin yanı sıra toplumsal hayattan kısıtlamak, para cezasına çarptırmak bile gereklidir. Bu yaptırım gücü kanunlara dayanmalıdır. Toplumsal hayatın ana temellerinden birisi de kanunlardır, hukuktur.
Gelelim sadedee... Ne oldu son günlerde ? Meclisimizin çıkardığı bir kanun, yine devletin kuralları gereği varlığı şart olan bir başka kurum tarafından uygun bulunmadı. Anayasa Mahkemesi, adı üzerinde anayasamızın oluşma şekli üzerinde fikrini, son sözünü söylemekle görevli, gerekirse “hop” diyebilecek yetkiye sahip bir kurum, toplumun geleceği için karanlık planlara açık olabilecek bir kanun teklifini hatalı buldu. İptal edilmesi gerektiğine karar verdi.
Hoppalaa! Çoğunluk olduğunu sananlar ayaklandılar. Nasıl olurda onların dediğine karşı çıkılırmış, nasıl olurda halkı temsil edenlerin dediği olmazmış, demeye getirdiler. Doğru ya krallıkla yönetiliyorduk, biz !!! Kral istediği gibi at koşturacaktı !!!
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Evet! Aynen öyle.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Ama Atatürk bunu Türkiye sınırları içerisinde yaşayan Türk milleti için söylemiştir. Egemenlik Arap milletinin değildir !!! Arabın sakallarından, yaşantısından dayanak alanların dediği olmayacaktır.
Hala anlamadıkları Müslümanlığı, sakala örtüye, ulemaya dayandıranların saçmalıklarından artık gına gelmiştir. Aylardan beri örtüyle yatıp örtüyle kalkmışlar, ekonominin köküne incir ağacı dikmişlerdir.
Örtünün tamam, çıplak çıkmayın! Ama saç teliyle, kulakla toplumu germenin anlamı nedir ? Allah 14 asır öncesinde söylemiştir. 14 asır öncesinde demek ki ortam o kadar rezildi ki, sokağa çıkan kadınları nerede bulurlarsa sıkıştırıyorlardı, sanırım. Kadınlar belki de giyinmeyi bilmiyorlardı, bazı yerleri görünüyordu. Oraları örtmeden dışarıya çıkılmasın denmiştir. O kadar.
Soruyorum onlara : Asırlar önce büyük alışveriş merkezleri var mıydı ? Asırlar önce uçaklar var mıydı ? Buralara girerken insanların üzerini aramaya gerek var mıydı ? Silahla uçak kaçırmak, çarşıyı bombalamak var mıydı. Yoktu . Peki inancı gereği örtündüğünü savunan bir kişinin, üzerinde bomba taşımadığı ne malum. Benim hayatımı kim koruyacak ? Bana ne senin inancından ! Toplum içerisinde, diğerlerine saygılı yaşamak en güzel inanç. Ama senin inancın benim sınırlarıma girerse, dur bakalım, diyen olacaktır. İnancını kalkan edip, toplumu bölenlere tepki göstereceğine, kanunlara tepki göstermene şaşıyorum. İnancını siyasi simge haline getirenlere yazıklar olsun diyebilmen lazım. Ama neredeee !!!
Ben birilerinin asırlar öncesine dayanan yaşantıyı benimsemesine inanç diyemiyorum. Ne gerek var, hala inancı gereği örtüydü demeye. İnanç bu olmamalı. İnanç görüntüde olamaz. İnanç kalpte olur. Kalbinde yer alan duygulardır. Sen inandığını topluma sokmaya çalışamazsın. Sen örtülüsün diye dokunulmazlığın olamaz. Bana uygulanan kanunlar sana da uygulanacak. Birileri örtülü diye dokunulmayacaksa demek ki kalabalığa çıkamayacağım. Diğer insanlar arasında yaşamayacaksam nasıl sağlıklı insan olacağım ? Demek ki sağlıklı insana gereken üçüncü ayak hep kırık kalacak.
Bireyin namusunu, kişilik haklarını toplumsal kurallar ve kişisel kurallar koruyacaktır. Toplumsal kurallar, yani kanunlar insanlığın başlangıcından beri oluşagelmiştir, demiştim.
İnsanlar, Allah’ın kendilerine verdiği beyin hücreleriyle, vicdanlarının sesini dinleyerek, insanca yaşantıya uygunluğu sağlamaya çalışmışlardır. Böylece birlikte yaşamanın gereği olan kanunlar maddeleşmiştir. Değilse, herkes kendi kendisini savunmaya kalksaydı güçlü güçsüzü yenecekti. Sanki mağra devrinde güçlü adamın, beğendiği kadının kafasına vurup bacağından sürükleyerek mağarasına götürdüğünden, farkımız kalmayacaktı. Zaman içerisinde kanunlar ortaya çıktı ki, kendi rızasıyla gitmek istemeyeni koruyabilmek mümkün oldu. Kanunlar kadın erkek eşitliğini getirdi. Kanunlar toplum içerisinde huzurlu ve güvenli yaşantıyı sağladı. Kanunlar ite, uğursuza dur diyen güç oldu. Ben evimde huzur içerisinde uyurken, geleceğimi, vatanımı parçalamaya mahvetmeye dur diyen güç oldu. Kanunlar yollarda trafik kurallarını koyduysa, ben huzur içinde kırmızı ışığa uyarım. Asla hayır benim yolumda olan araç sayısı fazlaysa ben geçerim, diyemem. Bu kadar basit. Bunda antidemokratiklik yok. Neden kanunlardan rahatsız olayım ?.
Kanunları denetleyen kurum olmasaydı, kanunları yapanlar çoğunluğuz diyerek istediklerini yaparlarsa ne yapacağız ? Kanun çıkartsalar ben seçimleri iptal ettim. Artık ömür boyu bu meclis, hatta babadan oğla milletvekilliği devam edecek deseler, ne yapacağız. Kimse dur diyemeyecek mi ? İçinizden, çüşş, diyenler bile oldu, sanırım… Ne yani sessiz mi kalacağız ?
Hem toplumsal yaşayıp hem de kuralsız yaşamayı istemenin temelini anlayamıyorum, işte. Hepimizi koruyacak olan kanunlardır. Ama insanca yaşamasını bilenlere kanunlar etki etmez. Hayatını değiştirmeye zorlamaz. Kanunlar insana uyar.
Şimdi bu cümlerimden iki anlam çıkabilir tabii. Demek istediğim, kanunları yapanlar toplum içerisinde "insanca yaşantıya" engel çıkarmamışlardır. İnsanca yaşayabilenin yaşantısını değiştirmeye gerek yoktur. Kanun insana uyar, insanı sıkmaz. İnsana özgürlük tanır. Ama bu özgürlük bir diğerinin özgürlük sınırında biten özgürlüktür.
Kanunlarımızın kıymetini bilmeliyiz.
Dr Haluk Namdar