Kaosun Nedeni!Kaosun Nedeni!Bir önceki yazımızda ülkemizin zor şartlar içinde adeta Sibirya Antisiklonu olan yüksek basıncın etkisi altında olduğunu anlatmaya çalışmıştık. Bu nedenle çok zor şartlardan geçtiğimizi bildirmiştim. Toz duman, kar boran buda yetmiyormuş gibi birde fırtınalar esiyor adeta. Tabi ki bunları herkesler haberlerinden bizlere çeşitli şekillerde anlatmaya çalışıyorlar. Yalnız meteoroloji tek olmayınca çeşitlilik gösteriyor. Herkes dinlediği haber kanalına göre düşünüp konuya yaklaşıyor. Onun için hiçbir meteoroloji etkisinde kalmadan eski atalarımızın düşündüğü cinsten bir yaklaşımla konuya değineceğim. Adına kocakarı misallide denilen bu yöntemi beğenip beğenmemekte serbestsiniz. Ama bilesiniz ki bu şartlarda ancak tahmin yürütüle bilinir. Doğruyu ancak Allah (c.c.) bilir.Eskiler derki yapraklar ters döner, kuşlar yere iner ve de kestane çok olursa o yıl kış çok olur. Şu an işte böyle bir zaman diliminden geçiyoruz. Yapraklar ters döndü. Bu cümlemize dikkat edelim. Ne demek istiyoruz onu şöyle bir açalım. Efendim 1930’ dan 1950 yıllarına kadar sistem kendi kendine çıkardığı fırtına ve depremlerle idare ediyor ve kuşları hep yerlerde kışı geçirecek yem takalamakla yetindiriyordu. Kuşlarda zamanla bu yem takalama ihtiyacını stok yapmaya doğru yönlendirmeye başlayınca işler değişti. Artık kuşların içindende bu hava sirkülizasyonuna ayak uydurma ihtiyacı duyanlar çıkınca işin boyutu ortalıkta bir kaos olayının yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Sanırım biraz kafanız karışmış olabilir. O nedenle dedik ya kocakarı yaklaşımı olan bu görüşümüzü biraz daha anlaşılır duruma sokalım. Efendim işin aslı şu: 1930 ve 1950 yıllarına kadar neredeyse yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu ülkede medreseler kapatılıyor, camiler boşaltılıyor,ezanlar susturuluyor, Kur’an toplatılıyordu. Buna da kuş gibi görünen halk, almış olduğu terbiye gereği sesini yapmayın,etmeyin, yanlış yapıyorsunuz dese de kimse kulak asmıyordu. Bu terbiye ye şöyle bir hikayeciği örnek verirsek sizlerde daha güzel anlayacaksınız inşallah. Hz. Mevlana talebelerini şöyle eğitiyor yada ders veriyor du: Tassavuf’ un dört kapısı vardır. Şeriat kapısı, Tarikat kapısı, Marifet kapısı ve Hakikat kapısı. Bu anlayışa göre hakikate ulaşmak ise, bu kapıların birer birer geçilmesiyle mümkündür der. Talebelerden biri Mevlana Hazretlerine sorar: - Efendim, bu dört kapı meselesini ben pek anlayamadım der: Bunun üzerine Hz. Mevlana: - Bak, karsı medresede dersini çalışan dört kişi var. Hepsi de rahlelerine eğilmiş okuyorlar. Sen git bunların hepsinin ensesine sırayla birer şamar at. Sonra gel sana anlatayım. Talebe gitmiş birincinin ensesine tokadını atmış. Tokadı yiyen talebe derhal ayağa kalkmış ve daha güçlü bir tokatla Mevlâna`nın talebesini yere yıkmış. Talebe tam geri dönecekken hocasının verdiği görevi hatırlamış. Çekinerek gidip ikinciye de bir tokat atmış. O da derhal ayağa kalkmış elini kaldırmış, tam tokadı atacak, vazgeçip yerine oturmuş. Talebe devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü söyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü ise , tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş. Talebe Mevlana`ya dönmüş, olanları anlatmış. Mevlana Hazretleri : - İşte sana alman gereken örnekler. Birinci, henüz şeriat kapısını geçememişti. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynisini sana iade etti. İkinci ise, tarikat kapısındaydı. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap". Onun için döndü, oturdu. Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmişti. İyinin ve kötünün bir tek Yaradan’dan geldiğini bilir ve inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından söyle bir dönüp baktı. Dördüncü, hakikat kapısını geçmişti. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve ayni olduğunu biliyordu. Şimdi bu hikayeciktendi anlayacağınız gibi insanımızın neredeyse yüzde doksan dokuzu medreselerin kapatılmasıyla bu öğretiden mahrum kaldıkları için Şeriat kapısında olup dolayısıyla dünyevi meşgalelerle ve de dünya edinme gayreti ile hem fikir olmaya yüz tutmuşlardır. Yani sistem kendi kazdığı kuyuya kendi düşmüş olup adete insanımıza ilim demiş, bilim demiş ama asla ALLAH deme dercesine verdiği eğitimin semeresini çekmektedir. Şimdi kuşlar artık kuş olmaktan çıkmıştır. Onların teorilerine göre evrim geçirerek kanatlarını kullanma yerine artık ayaklarını daha sağlam basarak hareket etmektedir. Adeta onları günah keçisine çevirip adete 1800 ‘lü yılların Afrikalı kölelerine benzetmektedir. Sistem kendine ortak istememektedir. Her şey kendi istediği gibi olsun demeye getirmektedir. Kuşlar stoklarını çoğalttıkça adına “yeşil sermaye” deyip yerle bir etmeye kalkışmışlardır. Bütün bunlar hep iplerin kendi ellerinde olmasını istemelerindendir. Şimdi bu sürece isterseniz bir göz atalım. Çok partili sisteme geçip Mendereste bu çırpınışları görünce yani kuşlara da hak tanınmaya başlanınca onu cıdık kurarak sallandırmışlardır.( Bilmeyenler için açıklayalım. Cıdık; kışın kuş yakalamada kullanılan ve uzun bir sopanın serperek kuşu ip ile havada asması olayıdır.) Daha sonraları yine işin boyutu azınca bu seferde daha çeşitli cıdıklar kurulup 12 Eylül fırtınasını kopartmıştır. Bu yetmeyip yine kuşların başına getirdiği öncü kuş olan Özal’ı zehirlenme iddiaları arasında diskalifiye edilmiştir. Çünkü Özal iyice kuşlara yem takalamaktan ziyade yem stok yapmayı da öğretmiştir. Her ne kadar kısa şortlar ile sahillerde dolaşsa da koskoca öncü kuşun Cuma Namazlarına girmesine rızalık gösterememiştir. Hatta bu öncü kuş bir yolla ahirete intikal ettirildiğinde milyonların onun, yani Özal’ın tekbirlerle cenaze namazını kılışını görünce iş işten geçtiğini de anlamış olmuşlardır. Ama yinede davalarından geri durmayıp illa da bizim dediğimiz olacak despotizmini uygulamada geri durmamışlardır. Her türlü eziyeti kuş diye gördükleri halkımıza uygulamaya başlamışlardır. Nerde yeşil sermaye var ise onu düşman gösterip batırmanın yollarını aramışlar. Onların fikir babası gibi gördükleri hocaları karalamak için ellerinden geleni yapmışlardır. Buda yetmeyince Ülke bir yolla kaos fırtanalarına girsin maksatlı bankaların içini dahi boşaltıp GEREKİRSE BU ÜLKEYİ YENİDEN KURAR VE KENDİ SİSTEMİMİZİ OLUŞTURURUZ DEMİŞLERDİR. Bunlar için ne vatan, ne bayrak, ne atalarımızın akıttığı kanların önemi vardır. Bunlar sadece kendi çıkarları dönsün isteyen İsrail gibi düşünen azınlık bir elit kesimdir. Bu düşünceleri içinde ellerinden gelen her şeyi yapmayı mubah görmektedirler. Birde her zaman asıl yüzlerini göstermek istemediklerinden dolayı her zaman bir maskeye ihtiyaç duyarlar. Bu sefer ki maskeleri ise ATATÜRKÇÜLÜK dür. Ama son olaylarla artık bu maskenin altında da duramayıp ileriki zamanlarda bir başka maske yada gerçek kişilikleri altında onları görebilme imkanımız olacaktır. Tabi ki kuşlar kanatlarına güvenip uçma yerine, ayakları üzerine sağlam basarlarsa. Aslında bu konu bir hayli uzunca konu. Bizim istihbarat yönümüz yok. Ajanlarımız yok. Ancak yaşandıkça ortaya çıkanlardan bir şeyler çıkartabiliyoruz. Yani anlayacağınız bizde bir KUŞ’ uz. Ancak gördüğümüzü yazar, algıladığımızı anlatırız. Yani havadan olaylar bir kuş gözüyle böyle görünüyor. BU BİR GÜÇ ÇATIŞMASIDIR. Bir sonraki yazımızda da böyle ortamlarda nasıl davranılmalı ve neler yapılmalı onu yazmaya çalışırız inşallah. AMA ŞUNU İYİ BİLELİM, HANGİ SAFTAYIZ ONA İYİ KARAR VERELİM. Ya her şeyi DÜNYA dan ibaret sayanlarla bir olacağız, yada şeriat kapısında olup hem dünya hem de ahiret davamız da olsun diyenlerle bir olacağız. SEÇMEK SERBEST. ZORLAMAK YOK EFENDİM. Sağlıcakla Kalınız Canlar. Hayrettin APAYDIN.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Kaosun Nedeni! isimli yazı, Hayrettin Apaydın tarafından 26.03.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
1
Kasım
30
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!
• Erol Sunat • Güncel Makaleler • 72 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
24
22 Kasım Edebiyat Şöleni
• Site Yöneticisi • Güncel Makaleler • 498 kez okundu. • 33 kez yorumlandı.
Kasım
23
Kasım
23
Kasım
8
Ekim
31
Temmuz
7
Mayıs
12
Mayıs
10
Ocak
12
Mezardan Çıkan Mektup!
• Hayrettin Apaydın • Yaşamdan Hikayeler • 977 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Ocak
9
Şubat
3
Nisan
10
Bilim İle Din Bağdaşmaz Diyenlere
• Hayrettin Apaydın • Eğitim Makaleleri • 621 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Mart
16 |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||