KapanKapanCırcır böcekleri hiç durmadan ötüyordu. Yoksa adları bu değil miydi? Neyse canım diye düşündü, önemli olan adları değil beni uyutmamaları.Oysa kendisi de biliyordu ki onlara haksızlık ediyordu. Tepesinde ay, kulağında bu seslerle az mı uykuya dalmıştı. Yaz akşamları onlarla güzeldi. Şimdi ise uyuyamadığı için, eve geldiğinden beri söylenip duran karısını değil de bu masum böcekleri suçluyordu. Eve girer girmez “Yoğurt almayı unuttun mu?” ile başlayıp “Sen zaten annemleri hiç sevmedin ki .” ile biten konuşma karısının içinde bir futbol spikerinin saklı olduğunu düşündürtmüştü ona. Haksız da sayılmazdı. Devamlı dırdır eden karısı çok da hızlı konuşurdu.Çoğu zaman ne söylediğini anlamazdı.Aslında pek de ilgilendirmezdi onu karısının söyledikleri. Öyle ya da böyle bu evlilik devam ediyordu. Artık onun için bir alışkanlıktı. Bitirip gidemeyeceği,aksini yaptığı takdirde ise devamlı bir vicdan azabı duyacağı,yokluğunun kendisinde büyük bir boşluk doğuracağını bildiği bir ilişkiydi bu. Bir süre karısını seyretti. Eskiden daha güzeldi diye düşündü.Sonra gözü kendi göbeğine takıldı.Gülümsedi.Uykusu kaçmıştı bir kere.Sessizce odadan çıktı.Yine sigarası ile baş başa kalmıştı. Aslında uykuyla olan problemi yeni değildi. Annesinin anlattığına göre henüz on aylık bir bebekken yaklaşık otuz saat uyumamıştı.Ne annesiyle rahmetli babasının ninnileri ne de saatlerce battaniyede sallamaları fayda etmişti.Bir türlü uyumuyordu.Hiç durmadan ağlaması da cabası. Annesiyle babası ertesi sabah erkenden hastahanenin yolunu tutmuşlardı.Sıranın kendilerine gelmesini beklerken o uyuyuvermişti.Oğullarının uyuduğunu gören annesi ile babası yine de doktorla konuşmayı düşünüyorlardı.Öyle ya,böyle bir durumun tekrarlamayacağı ne malumdu. Kucağında uyuyan bir bebekle odaya giren annesine ne şikayetleri olduğunu sormuş doktor.Oğullarının uyku problemi olduğunu ,yaklaşık otuz saat uyumadığını söylemişler. Doktor bağırıp çağırmaya başlamış. “Şimdi bu çocuk ne yapıyor hanım? Uyumuyor mu? Siz istiyorsunuz ki çocuğunuz hep uyusun,rahatınız bozulmasın.” diyerek onları kovmuş. Zavallılar ne yapsın, evlerine gitmek üzere yola koyulmuşlar.Aradan on dakika geçmiş geçmemiş oğulları uyanıvermiş.Hemen hastahaneye geri dönmüşler.Doktor biraz surat etse de onu muayene etmiş ve uyku düzenleyici bir ilaç vermiş. Üç dört gün bu ilacı içirmişler kendisine.Fakat daha sonra vazgeçmişler.Çünkü halasının eczacı olan kızı , bu ilacın küçük çocuklar tarafından uzun süre kullanıldığı zaman zeka geriliğine yol açabileceğini söylemiş. Salonda oturmuş sigarasını içerken,bazen aptalca davranmamın sebebi belki de o ilacı üç dört gün kullanmış olmamdır diye düşündü. Karnı acıkmıştı.Gürültü yapmamaya çalışarak buzdolabını karıştırmaya başladı.Börülceyle pilav vardı akşamdan kalma.Bir köşede de pancar salatası duruyordu boynunu bükmüş.Oysa canı nasıl da ızgara köfte çekmişti.Yanında bir de pişmiş soğan söyledi mi ziyafetin kralıydı onun için. Kendisiyle daha fazla mücadele edemedi.” Alt tarafı on dakikalık yol arabayla,gider gelirim, hanımın ruhu bile duymaz.” diyerek kandırdı kendini ve apar topar giyinip fırladı evden. Köfte yeme fikri kafasında belirdiğinden beri daha bir acıkmıştı.Pişmiş soğanların kokusu geliyordu burnuna.Bir yandan arabayı kullanırken bir yandan da karısına not bırakmadığı için olabilecekleri düşünüyordu.Akşam nasıl yatarsa sabah öyle kalkan biriydi karısı.Başında top patlasa duymaz dediklerinden.Ama yine de ya uyanıp da beni bulamazsa diye içi içini kemiriyordu.Telefonu yanındaydı.Uyanır da beni ararsa bir şeyler uydururum diye düşündü. Saat onikiyi geçiyordu.Arabasını zar zor parkettikten sonra boş bir masa bulup oturdu.Ne kadar da kalabalıktı.Garsona siparişini verdi,evlendikten sonra içmeye başladığı sigarasından yaktı bir tane. Buraya en son ne zaman geldiğini hatırladığında ürperdi birden.Sabaha karşı erkek kardeşiyle gelmişlerdi.Çok içmişlerdi o gece.Bugün bile hayal meyal hatırlıyordu olanları.O hesabı öderken kardeşi arabanın direksiyonuna geçmişti bile.Israrına rağmen kalkmamıştı.Kardeşi ölmüş,kendisi ise üç dört kırıkla atlatmıştı o kazayı. Kardeşinin ölümü kadar ailesinin davranışlarına da kahrolmuştu.Herkes onu suçlamıştı.Annesi bile demediğini bırakmamıştı,babası ise hiç konuşmamıştı onunla kazadan beri.Biraz da bu yüzden evlenmişti.Bir an önce evden gitmek istemişti. Garsonun sesiyle irkildi. - Kül tablanızı kenara çekebilir misiniz efendim. Gözleri dolu doluydu.Yutkunarak teşekkür etti garsona.O kadar da çekici değildi artık yemek.Buraya geldiğine pişman olmuştu.Tek düşüncesi bir an önce atıştırıp eve dönmekti.Hesabı istedi.Garson da şaşırmıştı onun bu haline. Para çıkarmak için elini cebine attığı sırada telefonunun sesini duydu. Arayan karısıydı.Telefonu açtı ve efendim dedi.Nerede olduğunu,neden kendisine haber vermeden gittiğini soran karısı o daha tek bir kelime söylemeden telefonu yüzüne kapattı.İyice canı sıkılmıştı.Eve gitmemeye karar verdi. Arabasını olduğu yerde bırakıp yürümeye başladı.Elinde sigarası dolaşıyordu sokaklarda.Unutmak için yürüyordu.Karısını unutmak için,kardeşini unutmak için yürüyordu. Gözlerinden süzülen yaşları siliyordu.Sokaklar bomboştu.Yalnızca cırcır böceklerinin sesleri duyuluyordu.Bir de onun burnunu çekmesi. Arabasına döndü.Bir sigara daha yaktı.Evinden başka gidebileceği bir yer yoktu.Gitti.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 5 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Eylül
16
Mart
26
Mart
12
Mart
12
Mart
10
Mart
10
Mart
12
Mart
10
Mart
10
Kadınların Yaşı Sorulmaz
• Mert Sertdemir • Yaşamdan Hikayeler • 195 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
26 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||