Kara Sev DaKara Sev DaEylül ayının yağmurlu bir günü. Sokakları kirli bir yağmur boğarken şehirde anlamsız bir uğultu var. Herkes Aşkın bu gece doğum yapacağını, kentin en kalabalık yerinden en izbe yerlerine yayıyor. İkindiye yakın bir vuslat anında yüzünü azıcık gösteren güneş ufukları yalayarak kayboluyor. Akşamın karanlığı bastırmış ama henüz bir ses yok Aşkın o sır dolu evinde. Herkes bu doğumu bekliyor, herkesin dilinde bu doğumun sancıları dilleniyor. Vakit gece yarsına yaklaşmışken bir inilti yayılıyor geceye. O ne feryattır ki karanlığı bile ülfetin arkasına gizliyor. Ve evet beklenen doğum gerçekleşmişti. Sancısı çok, acısı fazla, teri boncuk boncuk. Uzun bir bekleyişin ardından nihayet çocuk doğdu. Aşk çektiği bütün sancılarını unutup yeni doğan bu çocuğun adının ne olacağını düşünüyordu ama bir türlü işin içinden çıkamıyordu. Öyle bir ad konulmalıydı ki sonsuza dek bu isim yaşamalıydı çocuk ölse dahi bu isim yaşamalıydı. Neydi acaba bu kadar uzun süre yaşanması istenilen şeyin adı? Tüm bu düşüncelerin arasında, doğumun verdiği yorgunlukla uykuya dalan Aşk rüyasında dört kola ayrılan yolun tam ortasındaydı. Her kolda biri bekliyor ve bir şeyler fısıldıyordu. Şaşırmıştı Aşk. Acaba hangi yola girip hangi fısıltıyı dinlemeliydi? Bir anlık kararla sağdaki yola ilk adımını attı ve fısıltıya kulak verdi. O fısıltıda bir S harfini anlayabilmişti. Tekrar denedi ve fısıltıya yeniden kulak verdi, yine S geldi kulağının en sağır noktasına. Sonra döndü soldakine bir adım attı o fısıltıyı dinledi ordanda sadece E harfini duyabilmişti. Tekrar denemeyi düşündü vazgeçti. Sonra önündekine bir adım attı. Bu yoldan da sadece V harfini duyabilmişti. Bir adım daha atmak istedi orda bekleyen birden kayboldu. Sonra döndü geldiği yöne ve arkasına. Orda bekleyenin elinde beyaz bir kâğıt o kâğıtta siyahla yazılmış iki harf vardı. Bir adım daha atacakken birden rüya bozuldu ve uykudan uyandı Aşk. Yarım kalmıştı rüya, tam öğrenememişti harflerin ne olduğunu. Bir daha uyuyup aynı rüyayı görmek istedi ama olmadı bir türlü rüyanın devamını göremedi. Çaresiz kaldı Aşk. Bir Yusuf istedi rüyasını yorumlasın diye. Yusuf yoktu bu koca kentte. Sonra o üç yoldan aldığı harfleri birleştirdi. SEV çıktı ortaya. Evet, dedi galiba artık çocuğun adı belliydi SEV olmalıydı. Tereddüt etmeden SEV diye haykırdı. Aşkın başında bekleyenler hemen çocuğun künyesine SEV yazdılar.Aradan yılar geçmiş adı SEV olan çocuk artık bir delikanlı olmuştu. Her şeyden bihaber arkadaşlarıyla oynarken birden yere yığıldı. Ve daldı derin bir uykunun o her şeyin sebebi olacak rüyasına. Annesi Aşkın bitiremediği rüyanın bitmeyen yerini görüyordu SEV. Baktı o bekleyenin elindeki yazıya. Kâğıtta sadece siyah yazıyla bitişik halde olan DA harfleri vardı. Gözlerini ovdu aynı, kıstı aynı Sonra gitti vardı o bekleyenin yanına. Bekleyen kayboldu kâğıt yere düştü. Aldı düşen kâğıdı eline SEV, kâğıdın sağ alt köşesinde küçük bir yazı vardı: DA senin yarım kalan diğer yarın onu bul. Aynen bu cümle vardı kâğıdın köşesinde. Tam kâğıdı aldığı yere bırakırken arkadaşlarının yüzüne vurduğu bir tokatla uyandı. O şaşkınlıkla koştu annesi Aşkın yanına. Aşk olanları dinledikten sonra dualarla yola koydu hemen SEVi. SEV nereye, nasıl gideceğini bilmeden çıktı yola. Uzun bir yürüyüşün ardından yol üzerinde bir kuyu gördü. Koştu hemen oraya susuzluğunu gidermek için. Kuyudan aşağı başını sarkıttı. Kuyuda su yerine sadece arkadan yırtılmış bir gömlek vardı. İnmeyi denedi inemedi. Sonra çaresiz devam etti yoluna. Garip düşüncelerle yola devam eden SEV ne kadar gittiğinin farkına varamamışken bir çölün ortasında buldu kendini. Çölün kızgın kumlarının her birinde yitirilmiş bir aklın resmi çiziliyordu, her bitkide bu yitirilmiş aklın adı dilleniyordu. Bir anlam veremeden devam etti yoluna. Susuzluğu hat safhaya ulaşmıştı. Bir vahaya yaklaştığını gördü mecalsiz de olsa koştu oraya ama yine su bulamamıştı. O kadar yorgun düşmüştü ki orda iyice miskinleşmiş zar zor gölge eden ağacın dibinde uyuyakaldı. Çok geçmeden tuhaf bir ses ve görüntüyle uyandırıldı uykusundan SEV. Etraf kapkaraydı. Neler oluyordu, az önceki kızgın güneş nereye gitmişti, neydi bu karanlığın adı anlamsız olarak bilinen manası? Sonra bir fırtına koptu ve o karanlığın en kör yerinden dört harf, dört ses düştü SEVin önüne. Düşen harfler yan yana geldi. SEV mahmur ve şaşkın halini üzerinden atıp yavaşça doğruldu ve yazıyı okudu, KARA yazıyordu önüne düşen harflerin birleştiği yerde ve dile geldi harfler: Biz senin bu yolculuğunda sana yoldaş olarak düştük önüne. Şimdi sorgulamayı bırak da yola devam edelim. SEV hem korkuyor hem de adımlarını yüksüne yüksüne atıyordu. Beynini yumruklayan bir sürü düşüncenin eşliğinde yola devam etti SEV KARAyla birlikte. Susuzluktan dudakları çatlayan SEV daha fazla dayanamayıp düştü KARAnın ardına. Kara buya en küçük şeyden bir çıkar elde etmeliydi. Hemen SEVi sırtına alıp uçtu ve vardı kendi gibi kara bir kente. Kentin ıslak caddelerinden geçerek Denizin kenarına getirdi SEVi. Hayran hayran seyreylerken SEVi yorgun düşen KARA uyuyakaldı. KARA derin uykunun ilk bölümlerindeyken SEV uyandı. Baktı her yer kapkara. Kaldırdı başını gök kara, eğdi başını deniz kara. Hiçbir soruyu çözemeyen üstüne üstün yaşadıkça daha fazla soruyla karşılaşan SEV karanlığın o ölüme davet eden sularına atmak istedi yorgun bedenini. Tam bir ayağını suya uzatırken o kara denizin tam ortasından bir aydınlık belirdi, biri geliyordu salına salına. Aydınlık SEVin gözlerini kamaştırdı ama bakmaya devam ediyordu SEV. O aydınlık yaklaştıkça daha belirgin hale geliyordu. Ve evet, oydu, bu oydu. Bu uzun ve yorucu yolculuğun sebebi DAydı,. Evet oydu. Ve o kara denizin son damlasını da üzerinden atan DA uzattı elini SEVe, SEV tuttu elinden DAnın. Sarıldılar, birleşmişti bütün olan iki yarım. Hiç ayrılmayacakmışçasına sarılan ve sevinç nidaları savuran bu iki yarımın yanında uyuya kalan KARA uyandı bu nidaların etkisiyle. Büyük bir öfkeyle atıldı hemen DAnın arkasına tutunamadı, öfkesi iyice kabaran KARA bu kez SEVİN önüne, daha önce ki yerine, atıldı ve tutundu oraya. Oraya tutunan KARA bir anda öyle bir değişti ki bembeyaz oldu her yanı ama harfler hala KARA yazıyordu. Bu iki yarımın birleşmesi her şeyi özünde olduğu gibi iyiye ve güzele emanet etmişti yeniden. Vakit akşama yaklaşmıştı. Ve bu mutluluğun ressamları ve AŞKın bu üç büyük eseri öyle bir adla anıldılar ki nice duygular öldü de bunların yanına ölüm hiç uğramadı. İkilikte birliği bulan herkes bu bütünün yarımlarını hep yüreklerinde taşıdı. Asırlar geçti ama hala yaşıyor unutulan bu yarımlar. Ey akıllı ve aklıyla geçinen insanlar işte size bir ölümsüzlük hikâyesi. Var mı hala bunları yaşayanınız, var mı hala bunların varlığına inananınız? İnansaydık bu duygular ayaklar altında çiğnen kirli bir çöp gibi olmazdı. Eğer bunlara inanıp ayırmasaydık o ölümsüz duyguları günahkâr ağızlarımızda günahla yıkamazdık onları. İnsan işte, nankör her daim, bütün nimetleri yer de şükretmez değil mi, bilmez yaşadığı şeyin kıymetini. Oysaki bizi yaratan bize Eşref_i Mahlûkat dedi ve bir AŞK için yarattı bu âlemi. Ey aklına güvenip gönlünü darağacında asan insanlar ne oldu aklınızın hali, hani aklınızla nereye vardınız da mutluluğu bulabildiniz akıl nefsin en büyük silahşoru değil mi? o silahşorla nasıl kıydınız gönlünüze. Şimdi memnun musunuz, mesut musunuz,? Gönül denen yerinizin neydi suçu da yargılamadan kırdınız kalemini? İnanmadınız değil mi iman etmek zor geldi gönlün hakikatlerine. Çünkü gönülde yalanın, hasetin yeri yok, çünkü gönül kirletilemeyecek kadar saf ve berrak. Akıl ise her daim nefsin elinde. Hep kötünün pençeleriyle gezmekte. Ey aklına riayet edip gönlü can evinden vuranlar! Ölmeden gönülleriniz dönün özünüze, gönlünüze, gönlünüzün hediyesi o ölümsüzlere 12.03.2007 / 03:15 / TRABZON
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Kara Sev Da isimli yazı, Ertuğrul Demir tarafından 31.03.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
1
Eylül
18
Haziran
21
Gülden Küle Düşen Bu Gönlüm
• Ertuğrul Demir • Hayata Dair Şiirler • 166 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Nisan
22
Nisan
16
Nisan
15
Mart
31
Pencereme Vuran Hüzün Kuşu
• Ertuğrul Demir • Yaşamdan Hikayeler • 372 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
31
Mart
30
Yusuf Kuyulara Mahkum Kuyular Yusuf`a Zindan
• Ertuğrul Demir • Klasik Şiirler • 318 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Nisan
15
Mart
31 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||